Gökyüzünün altında söylenmemiş söz kalmadı diye bir şeyler okumuştum sanki. Öyle de olsa insan konuşmak, yazmak, söylemek istiyor. Tekrar etmek, içindekileri dökmek. Bu konuda da çok söylendi, yazıldı. Bir kere de ben yazayım. İnsanın içinde tek bir kişi yok. Çizgi filmlerdeki melek ve şeytan gibi. Benim içimde mesela, bir tane alçakgönüllü ben var; bir de ukala, gösteriş budalası. İkisi aynı anda nasıl var olabiliyor anlamıyorum. Alçakgönüllü olanı seviyorum, diğeri yoruyor beni. Gölgelerimiz, karanlığımız dedikleri böyle bir şey mi? Sadece bu ikisi olsa yine iyi. Hesapçısı var, pasifi agresifi var, iyi kalplisi var, bir de katil olmaya meyillisi. Bu kadar kalabalıkken yine de yalnızlık çekebiliyorum. Doğan Cüceloğlu diyor ki içimizle dışımızı ne kadar eşitlersek, maskelerimizden ne kadar kurtulursak o kadar mutlu oluruz. Mevlana diyor ki ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol. Peki içimiz bu kadar kalabalıkken nasıl olacak?İçimizde bu kadar çelişki varken? Sanı...