Her akşam yemekten sonra kedilere yemek vermek için dışarı çıkarım. Düzenli olarak beslediğim iki kedim var. Bu kış Arthur ve Çiko vardı. Arthur Arthur zor bir kediydi. Yapışkan, laf dinlemez, inatçı… Ona bakanlar kışın şehre taşınınca Arthur da bize yerleşmeye karar verdi. İlk başta ona “Psikopat” adını vermiştim. Sonra baktım ki bizimle yaşayacak, belki adı ağır gelir de biraz soylulaşır diye Kral Arthur’dan esinlenip Arthur dedim. Pek işe yaradığını söyleyemem. Bahçeye adım attığımız anda yapışır, yürümeyi bile zorlaştırırdı. Eşimle Arthur yüzünden az bozuşmadık. Neyse ki kış bitti, sahipleri taşındı ve Arthur da evine döndü. Çiko bir tekir. Bebekliğinden beri tanırım. Eskiden daha saf, daha sevgi dolu bir kediydi. Zamanla değişti. Her canlı gibi o da hayata olan inancını biraz kaybetti. Anasının gözü, uyanık bir kediye dönüştü. Sedat Peker’in dediği gibi: hayat onu sertleştirdi. Ama yine de kalbimde yeri hep ayrı. Çiko Mesafeli kedim Köpük de var. Biz geçen yıl şehre taşındığımızda...