Ana içeriğe atla

Kayıtlar

PAZARTESİ SENDROMU

  Cuma buranın halk pazarı. Genelde diğer günler sakin olur, pazartesi biraz hareketlidir, cuma curcunalı geçer. Bugün diğer günlerin aksine biraz kalabalık bir pazartesi. Kasa 20 bin açık verdi, kameradan bulduk, neyse ki kameralar var. Tabii tüm öğle arası kamera izleyerek geçti. Beynimi hissetmiyorum. Üstüne dünkü güneşli havanın tersi, buz gibi bir hava. Ne iyi ettim de masa altı ısıtıcı aldım kendime, donardım yoksa. Bir ben üşüyorum. Zaten hormonlarımın heyheyi var. Dolunay diğer yandan... Bir bana böyle, reseptörlerim çok hassas; bak güvenliğe, kısa kollu geziyor. Güzel bir hafta sonu geçirdim sayılır. Kayınvalide geldi cumartesi, Boncuk şapşalı da yapıştı, gitmedi. Neyse ki kırmızı çizgimi dört yılda da olsa anlatabilmişim. Boncuk tekmeyi yemeden sağ salim atlattık. Ama gerek var mıydı gerçekten? Bana kimse pençelerini göstermese de hakkına saygı duyarım, hassasiyetlerini gözetirim. Bu nedenle başkalarının uyanıkça, kurnazca, sınırları ihlal ederek davranmasını anlamakta zo...

LEYLEKLER GİDERKEN

Benim ilacım doğa. Hayvanlar, bitkiler... Ara ara eve çekilip uyuyup, makarna yedikten sonra doğaya salınırsam mutlu bir birey olabilirim. 😍 Güzellikleri görmek ve fotoğraflamak için gözümü dört açtım ve göç eden bir leylek sürüsü çıktı karşıma. Sabah buz gibi hava iliklerimize işlerken durup leylekleri seyrettik. Sonra yanından her geçtiğimizde sırt üstü yatan bir adam yüzü gördüğümüz dağ da burada yer almalı diye düşünüp onu da fotoğrafladım. Öyle böyle geçirdiğimiz bu haftayı leyleklerle güzel kapattığımı düşünüyorum. Şanslı biri olduğumu düşündüğüm zamanlar da olmuyor değil. 😍

AYNI YERDE

Yazmak, geriye dönüp bakmanın ve nerelere takıldığını, nerelerde ilerlediğini görmenin bir yolu. Blogumun en sadık okuyucusu benim muhtemelen. Ne olmuş, ne bitmiş, ne düşünmüşüm? Dönüp dönüp bakıyorum. Blogun yanında günlüklerim de var tabii ama onlar artık iyice karanlık tarafım, pek objektif sayılmazlar. Bir de  günlüklerimdeki el yazımı okuyamıyorum 😊 Neyse işte sonbahar geldi. Her sene olduğu gibi yaza tam hakkını verememişim gibi hissediyorum. Bir taraftan da sonbahara, karanlığa, soğuğa yavaş yavaş alışıyorum. Hatta uzun geceler hoşuma gidiyor, dinlenebiliyorum. Uyuyabiliyorum. Mesela sabah yola sis çökmüş, dağ yolu önünü göremiyorsun, diğer taraftan masalsı bir tarafı var. Güzel yani. İşte yıllardır aman yazı severim, yok yok kışı severim, uyku da uyku yazıp durmuşum. İlerlemekten ziyade aynı yerde dönüp durmak benimkisi. Uzun ince bir yol var da ben aynı yerdeyim. Buradan da göçüp gidecek gibiyim. Ama bugün mutluyum, bunu dert etmiyorum.

2020 SAMSA'SI (5. BÖLÜM)

Biri şaka mı yapıyordu? Yoksa seçim nedeniyle siyasi propaganda broşürü müydü? Zarfı açtı. “ Aramıza hoş geldin, Seni uzun zamandır izliyoruz, Sabrın, dayanıklılığın ve iyi niyetinden dolayı dört elemente hükmetmenin yolunu öğrenmeye hak kazandın. Bunun için Sevgi Sokak’taki parka gel. Oraya senin için inisiyasyona giden bir harita bırakacağız. Yolu seçip seçmemeye karar vermen icin haritayı eve göndermedik.  İyi düşün, geri dönüşü olmayan bu yola girmek isteyip istemeyeceğinle ilgili kararını ver. İmza: KARDEŞLİK” “He, he, tabii… Üff… Kesin Serkan’ın işi bu, oltaya gelmemek lazım. Aman, Sevgi Sokak’ta şurası canım. Gidip bakmaktan ne zarar gelir ki?” 1. Bölüm 2.Bölüm 3. Bölüm 4.Bölüm

MECBUR MİNİMALİST

Önceki gün baktım bütün işlerim birikmiş, her şey üstüme üstüme geldi, küçük çaplı minimalizm atağı geçirdim. Aldım poşeti elime, açtım çekmeceleri, uzun zamandır elime almadığım ne var ne yok attım. Kovid dönemi maske taktığımızdan gözlüklerim buğulanıyordu, buğu önleyici duruyor, onu attım mesela. Bir daha ihtiyacım olmaz inşallah, çok para vermiştim. Mısır nişastası, buğday nişastası... Yemeği zor yapıyorum, değil ki nişastalı bir tatlı vesaire yapmak. Dün de devam ettim, tarihi geçmiş yulaf ezmeleri vb. vardı, onları attım. Oh bee... Yıllardır minimalizm şöyle böyle derim, evde eşya kalmaması lazım ama işte bir yerlerden birikiyor yine. Tetikte olmak lazım. Bak işte yine anda kalmaya, farkında olmaya geldik. Mükemmeliyetçi değilim. Sadece bu dünya düzeni insanı mutsuz ediyor. Bu olmamalı diyorsun... Düzenli beslenmeye kalksam spor yapamıyorum, spor yapsam düzenli beslenemiyorum. Onu yapsam bu olmuyor, bunu yapsam o olmuyor.  Bu arada biz de yaşlanıyoruz. Yaşlanmaktan ziyade yaş...

HAFTANIN KEDİSİ:KÖPÜK

Cinsiyeti : Erkek Yaşı : Orta yaşlı Rengi : Beyaz, sırtında gri bir yuvarlak var, kuyruğu ince, iki ton gri renkli, kulakları gri. Elementi : Hava Ses : Sesini iyi kullanır. Camın arkasından öyle miyavlar ki geldiğini duyarsınız. Yanına gidince de mızır mızır sesler çıkarır durur, sürekli konuşur. Fiziki Özellik: Yakışıklı, karizmatik, kedilerin Kıvanç Tatlıtuğ’u. Karakter Özelliği: -Büyükada’da otururken iflas etmiş, fakirleşmesine rağmen duruşu bozulmamış entelektüel, -Canı tatlı, siyasal yelpazenin soluna yakın bir liberal, -Her şeyden korkan, yemeğini yerken sürekli etrafı kolaçan ettiğinden yemek yemesi zaman alan, -Zorunlu olduğunda kavgaya giren ama hep yenilen; gözünü yaralamış veya yüzünde pembe derisi çıkmış olarak ortada gezen, tüylerini yolduran, -Fiziki temas sevmeyen, o isterse sevdiren veya temas eden, -Yemeğini yedikten sonra yüzünüze bakmayıp karanlıklar içinde kaybolan bir beyaz şövalye, Yıllar önce Ağaç Ev Sohbetlerinin 44. Haftasında yazdığım yazıda bir kedi istedi...

MEVHİBE

  86 yaşındaki Mevhibe’nin ölümü bizi şaşırtmıştı. İki ay önce pankreas kanseri teşhisi konulan Mevhibe’nin kanseri yeneceğini ve mahalleye döneceğini düşünmüştük. Kanseri ona yakıştıramamıştık, hayat doluydu çünkü. Bizim kaygılandığımız meselelere kaygılanmadı hiç. “Ekonomik özgürlüğüm olsun, kendi soyadımı alayım, babam beni okutmadı” gibi meselelere takılmadı. Ağa kızıydı, yokluk görmedi. Babası baskın bir karakterdi, anasını atasını bilirdi bilmesine de evlenince kocasını en öne koydu. Maviş gözlerini kocaman açar, dudaklarını büzer “Cevdet’im bilir anam, o her şeyin en iyisini, en doğrusunu bilir” derdi. Amor fati miydi, kaderini sev dedikleri, sanırım kaderini sevdi Mevhibe, sorgulamadı. Şimdi bunları duysa “sen ne dersin ben duymam? Amor fati mi? Saçma saçma konuşma” derdi. Dedikoduyu çok severdi. İletişim diyelim. Ne diyorlar şimdi? Networkü çok gelişmiş. Mahallede hangi apartmanda kim yaşıyor, kim taşındı bilirdi. Sabah evden çıkarken, sabahın 7:30’u, karşı camda Mevhibe, ...