Ana içeriğe atla

Kayıtlar

gevezelikler etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

YOL

  Kadın bir gün yürürken, Yolunu değiştirmiş. Yolda bir iplik bulmuş, Parlak ve çekiciymiş.   Kadın bir koza örmüş, İpliği sahteymiş, Güneşte bekleyince, Erimiş ve dökülmüş. Kadın çırçıplak kalmış, Karakteri sarsılmış, Eski yoluna dönmesi, Hiç mümkün olamamış

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 196

 Ağaç Ev Sohbetleri’nin 196. Haftasında “Kendi kendine öğrenmek mi yoksa bir öğretmenle öğrenmek mi?” konusu üzerinde düşünüyoruz. Burada kişinin ne öğrendiği ve kişilik yapısı önemli. Uçak kullanmak, araba kullanmak söz konusu olduğunda  kendi kendimize öğrenemeyeceğimizden mutlaka bir öğretmen olması gerekiyor. Ama kendi kendimize öğrenebileceğimiz bir konu ise kişinin içe dönük ya da dışa dönük olması; zaman mekan sınırlaması gibi tercihler de durumu etkiliyor.  Soru hangisi ile daha iyi öğrenilir ise eskiden kendi kendine öğrenmenin en iyisi olduğunu söylerdim. Kendi kendime olduğumda, konuyu dağıtmadan, iyice odaklanarak daha kısa zamanda öğrenebiliyorum. Eğer pratik yaparak öğrenilecek bir şeyse yine kendi kendime pratik yapmak konuyu daha çok özümsememi sağlıyor. Ama son yıllarda kendi kendime belli bir bakış açısının dışına çıkamadığımı fark ettim. Kendi kendime öğrenirken aynı çizgide devam edip gelişemediğim oluyor. Bazen burnumun önündekini bile göremiyorum. Oy...

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 195

Ağaç Ev Sohbetleri başlayalı 195 hafta olmuş.  Zaman su gibi!Bu hafta Deeptone "İnsanlar farklı giysiler giydiklerinde farklı davranırlar mı?"  diye sormuş. Etten, kemikten yaratılmış canlılar olarak duygularımızı, davranışlarımızı etkileyen, yönlendiren faktörler var. Müzik dinlediğimizde, güneş gördüğümüzde, hareket ettiğimizde modumuz değişebiliyor. Renklerin, giysilerin, temizliğin de insan duygularını, davranışlarını değiştiren bir etkisi var. Kıyafetin, makyajın, saçın etkisi yadsınamaz.   Evde dizleri çıkmış pijamalı benle, takım elbiseli, topuklu ayakkabılı benin hissettiği aynı değildir. Hafif dekolte ile kadınsı hissederken, yazın sahilde şipidik terliklerimle gevşek bir insan olurum. Dünyanın insana hediyesi,neşe veren şeyler bunlar. Ama bazen insanın öyle bir karizması  oluyor ki ne giyerse giysin " vay be " diyorsun. O zaman itici güç içindeki tutku ya da öfke oluyor. İkizdere'deki Hava teyze gibi. Bazen de insan ne giyerse giysin dikkati hüznünde, ...

DEPREM

6 Şubat gecesi 4.17 de uyandım. Sallanıyorduk, eşimi uyandırdım. Öylece yatakta oturup geçmesini bekledik. Hemen biterdi. Bu seferki bitmek bilmedi. Uyuduğumuz odanın kapısı çarpıyordu, kalktım kapattım. Bizim şehrimiz deprem şehri değil diye biliyorduk. Ne bir yaşam üçgeni düşünmüşlüğümüz vardı, ne de kaçmaya dair bir refleksimiz. Adana'ya yakındık. Acaba Adana'da mı oldu derken ikinci sarsıntı başladı. Baktık iş ciddi, dışarı attık kendimizi. Herkes dışardaydı zaten. Biz bunları yaşarken Hatay'da, Maraş'ta, Adıyaman'da binlerce insan ölmüş. Öyle bir sallanmışlar ki yürüyememişler bile.Kaçamamışlar. Ertesi gün her şey normalmiş gibi işe gittik. Her şey normalmiş gibi sabahın dokuzunda müşteri geldi, ekspertiz raporu belli oldu mu diye sordu. Biz bunları yaşarken meğer insanlar enkaz altından bağırıyorlarmış, bizi kurtarın diye , bir sürü evden bir sürü ses geliyormuş da kimseler gelmiyormuş kurtarmaya. Öğlen mesai başlayınca yine büyük bir sarsıntı oldu. Şubeden dı...

ESİNLENMEK/ETKİLENMEK

Momentos'un Blog Dünyasında Bu Hafta 39  yayını dinleyip yorum yapınca, yedinci haftada benim blogumdan söz ettiğini öğrenip dinledim. Momentos bana bir zamanlarda evde denediklerimi hatırlattı. Arka balkonda dolu bekleyen kompost kovamı hatırladım, çöplerimi toprakla buluşturup, yeni atıklarımı kovaya koydum. Ayrıştırdığım piller ve yağlar aklıma geldi, en kısa zamanda onları da oldukları yere göndereceğim. Özetle sevgili Momentos 'tan etkilenip tekrar yola koyuldum. Sonra ilham veren insanlar hakkında düşündüm. Dünya nüfusu 8 milyara yaklaşmış. 8 milyar farklı insan olsa da bazen günlük hayatta -iş hayatında özellikle- herkes aynı geliyor,  internete şükrediyorum.Yobazların interneti şeytan olarak görmelerine şaşmamak gerek, gerçekten ufuk açıcı. İnternet olmasaydı bulunduğum dar çevrenin fikirlerinden sadece kitaplar aracılığıyla bir nebze sıyrılabilirdim. Oysa internet önüme bir sürü dünya sunuyor. İnstgramda dünyanın farklı yerlerinden, farklı konularla ilgilenen insanlar...

RUTİN

Rutin, her zaman yapılan, alışılmış olan demekmiş. Bir konuda başarılı olmak, sonuç elde etmek için istikrarla yapmak, rutine oturtmak gerekiyor. Bir müzik aleti çalmak, spor yapmak gibi. Rutin olarak yaptıklarımız kişiliğimizi ve hayatımızı oluşturuyor; kaderimize doğrudan etki ediyor. Ne zaman üzülsek, sıra dışı bir şey yaşasak dengeyi bulmak için rutinlerimize sığınmamızı öneriyor uzmanlar. Rutinler bizi hayata demirliyor,  rutinler güvenli limanımız oluyor.Hayvanlar, bitkiler için de öyle. Düzenli sulanmak istiyor bitkiler, hayvanlar aynı şekilde sevilmek istiyor. Bedenimiz her gün aynı saatte yatıp, aynı saatte kalkmak istiyor. Ama bazen de öyle oluyor ki rutinler prangalarımız oluyor. Kurulmuş robot gibi hayatlar yaşamaya başlıyoruz. Gözümüzün feri sönüyor. O zaman rutin öldürür diyor uzmanlar. Yeni bir şeyler öğrenin, yeni bir yoldan yürüyün diyorlar. Bunu diyen uzmanlar da haklı. Uzmanlar hep haklı zaten. Rutinler zincire dönüştüğünde yeni bir şehir görmek, yeni bir yoldan ...

YENİ YIL

Yılın son günü bankada bir hengame yaşanır. Vergilerin, sigortaları son günüdür. Çekler nedense ayın son gününe yazılır. Rotatif kredilerin faiz tahakkuklarının yapıldığı gündür. Aynı zamanda bir performans döneminin son günüdür. Hal böyle olunca adeta tır geçer çalışanın üzerinden. Akşam nasıl olur bilmeyiz, beynimiz nasıl bu kadar yük taşır bilmeyiz. Günün bitiminde hediyelerimiiz, yeni yıl ajandalarımızı alır; o günü sağ salim atlatmanın neşesi, huzuru ve gururu ile çıkarız şubeden. Hava kararmıştır. Etrafta yılbaşı süsleri, neşeli ışıklar, telaşla koşuşturan insanlar.. Hemen her yılın son günü az da olsa kar yağar. Günün yorgunluğunu yüzünüze çarpan soğuk hava alıverir. Özgür ve mutlu hissedersiniz. Kar taneleri burnunuza düşer. Bir iki dükkana uğrar, son dakikaya bıraktığınız hediyeyi, pastayı ya da oyunu alır koşturursunuz. Yarın yılın son günü. Yarın yaşayacağım iş gününün stresi üzerime çökse de bitişte yaşayacağım huzuru düşünüyorum. Sadece bir iş gününü değil de, koca ...

KARŞILIKSIZ SEVMEK

   Bu yaz bahçede anne, baba ve üç çocuktan oluşan bir kedi ailesi eşlik etti bize. Anne eşine -ya da sevgilisine düşkün, ne zaman görse kafasını boynuna sürtüp sevgisini gösteriyordu. Anne üç çocuğuna da düşkündü. Hamileyken bize gelip giden kedinin çocuklarını, doğduklarında  görmedik. Anne bizden yemek alır ağzında bir parça götürür, sonra tekrar gelir bir parça daha alır, duvarları aşıp yavrularına taşırdı. Sonra çoluğu çocuğu toplayıp bizim bahçeye taşındı.   Onları izlemek mutlu ederdi beni. Yavrularını yalaması, yavruların birbirleriyle oynaşmaları, yavruların otlarla oynaşmaları… Terapi gibiydi. Babaya kızardım ama. Yemek verdiğimde çocukların yemesini beklemeden saldırırdı. Anne öyle değildi. Anne kedi beklerdi. Başka kedilere kızar, eşinin yemekleri yemesine kızmazdı.Diğer kediler ailenin yemeklerine saldırınca hayırsız erkek kedi kendi yemeğini alıp uzaklaşır, anne ise savaşırdı. Anne faydasız erkek kediyi severdi yine de. Başımda bir erkek olsun diye...

BUGÜNLERDE...

  İş hayatımı aylardır çok hızlı. Canım yogam olmasa tükenmiştim, neyse ki yoga var da direncimi, umudumu koruyabiliyorum. Havalar soğuduğu için bahçeden merkeze taşındık.Aslında çok da soğuyamadı.  Gündüzleri bahar  gibi, akşamları ise soğuk. Yaz temmuzda gelmişti, kış ne zaman gelecek bakalım? Küresel ısınmayı hissetmemek mümkün değil. Dünya sekizinci yok oluşa doğru gidiyor diyorlar. Dünya sekizinci yok oluşa doğru giderken ben ev işleri ile ilgili kendi sistemimi kurmaya çalışıyorum. Göçüp giden bir Penbe  anneannem vardı. Tek göz evini her gün kalkıp düzenler süpürürdü.Evini düzenli sıvar, sıvanın üzerine üç parmağı ile kireçten desen yapardı. Tek yaşamasına rağmen her gün yemeğini yapardı. Onun evinde havayı koklamak, mis gibi temizlik kokusunu içime  çekmek iyi gelirdi bana. Hasta oldu, kolunu kırdı, yaşlıların kırıkları zor iyileşir, o halde bile kalkıp tarlasında yetiştirdiği çalı süpürgesi ile evini süpürdü. Bu konuda çok saygı duyuyorum ona. Ev işleri...

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 95

  Deep Tone, Ağaç Ev Sohbetleri'nin 95. haftasında sormuş: "Hangi ülkeleri kendinize yakın hissediyorsunuz veya seviyorsunuz? Hangi ülkelerin filmlerini, müziklerini, dizilerini, kitaplarını kendinize yakın hissediyorsunuz veya seviyorsunuz?" Sanırım kendimi yakın hissettiğim bir ülke olmadı. Roma 'yı gezerken iklimini bizim buraların iklimine benzetip yakın bulmuştum. Roma İmparatorluğu'ndan kalan sütunlar aynı bizim buralardaki kalıntılar gibi olduğundan çok tanıdık gelmişti. Yetişen bitkiler, ağaçların kokusu,şehrin tepelerinin  İstanbul'a benzemesi nedeniyle de kendimi en iyi hissettiğim yurt dışı şehriydi. İtalya'yı değil de Roma'yı kendime yakın hissetmiştim. Kitap okurken, film izlerken de seçimlerim uzak bulduklarım, kültürü bize benzemeyenler arasından. Kuzeyliler bize benzemiyor, altı ay gece altı ay gündüz yaşayıp, soğuğa dayanıklı oluyorlar, iri yarı, izbandut gibi insanlar.  Onların bakış açılarını, yaşamla ilgili çözümlerini merak ettiğim...

AĞAÇ EV SOHBETLERİ #63

  Ağaç Ev Sohbetleri'ni Andromeda organize etmeye devam ediyor. Bu haftaki konumuz deprem. Biz depremler konusunda ne kadar bilgiliyiz ve ne derecede hazırlıklıyız? Ülkemiz fay hatları üzerine kurulmuş, bugüne kadar depremler olmuş, bundan sonra da depremler olacak. Dünyada bilemediğimiz, öngöremediğimiz çok şey var, ama depremin olacağını öngörebiliyoruz, o halde ona göre davranmamız gerek. Depreme bireysel olarak hazır olmaktansa, çoğunluk gibi toplumsal olarak hazır olmak gerektiğini düşünüyorum. Artık ezberlediğimiz "deprem değil, bina öldürür" lafından haraketle bundan sonra yapılacak binaların doğru zeminde, doğru tekniklerle yapılması gerekiyor, önceden yapılanlarınsa kontrol edilmesi ve eksik olanların yıkılması gerekiyor. Yapılması gereken bu kadar açıkken neden yapılamıyor? Öncelikle herkes kolaylıkla "müteahhit" olabiliyor. Belli bir mezuniyet şartı aranmadan 18 yaşını dolduran herkes "müteahhit" olabiliyor. Müteahhit olan kişi yaptığı bina...