Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

MAYIS 2026 OKUDUKLARIM

BEYAZ DİŞ - JACK LONDON Bayram tatiline ailemle bir araya geleceğimiz zaman 13 yaşındaki yeğenim beraber yapacaklarımıza dair bir program hazırlar. Dans edilecek, tatlı yapılacak, kitap okunacak, pikniğe gidilecek gibi. Bu seferki programda kitap okuma vardı. Bana da Beyaz Diş'i verdi. Daha önce Jack London okumamıştım. Yabancı bir dil olmasına rağmen, o kadar koşturmacanın içinde elimden bırakamadım. Okuyabilmek için akşam geç yatıp, sabah erken kalktım. Bir şeyi sevince bir şekilde zaman bulunuyor demek ki. Beyaz Diş, bir kurtun doğuşu, büyüyüşü, evcilleştirilmesini kurtun gözünden anlatıyor. Böyle söyleyince konusu basit gibi ama kitabı okurken sanki kurtun annesine olan sevgisini, özlemini, asil ruhunu, gururunu, dövüştürülürken çektiği acıları, gücünü, günden güne güçlenişini, yalnızlığını, kinini ve en son onu köpek dövüşlerinden kurtaran Weedon Scott'a duyduğu sevgiyi, güveni ve sadakati hissediyorsunuz. Bunları yazarken bile içimde artık bir Beyaz Diş'in de yaşadığı...

DEĞİŞİM-5

Günler akıp geçerken program yoğunlaşıyor. Göksu’nun keyfi yerinde, herkes pozitif, kardeşlik ve dayanışma duyguları var. Ankara’da yaşayan kursiyerlerden birisi Ankara simidinin tadına bakın diye simit getirmiş örneğin. Notlar paylaşılıyor, işyerindeki aşağı çeken rekabet, burada yerini paylaşmaya bırakmış, not paylaştıkları grubun adı da bununla ilgili. Ve Bulut tabii. Nasıl oluyor bilinmez ama gözleri karşılaşıp duruyor. Belki de ilk onu arıyor artık gözleri. “Yapmamalısın, adam evli” diyor içindeki ses. “Derslere odaklan” diye ültimatom veriyor. Aksi gibi hayat onları hep aynı gruplara düşürüyor, aynı salonlara, aynı asansörlere. Bulut’tan kaçmaya başlıyor ama nafile. Adam Göksu’nun aynası gibi. Göksu duvara yaslanıyor, çok uzaklarda bakmış Bulut da duvara yaslanmış. Bulut yanından geçiyor, Göksu dönüp baktığında adam yerinde zıplıyor, tuhaf garip bir elektrik. Kendini tanıdığını, bildiğini zanneden Göksu kendini tanıyamaz oluyor. Bulut’u uzaktan gördüğünde bile  dudakları şişm...

ŞÖLEN

Kız ne zaman Egeye Akdeniz'e gitse şaşırıyor. Bir doğa sever olarak evde yetiştirmeye çalıştığı bitkiler, örneğin evde büyüsün diye gözüne baktığı kauçuk, Adana'da dev bir ağaç olmuş düşmüş önüne. Şaşırıyor. Bir de seviniyor. Hem bu güzellikleri fark ettiğine, hem de hala şaşıracak bir şeyler bulduğuna. Kızın içinde biraz kırgınlık ve kızgınlık da var. Öğretmenlerine, eğitim sistemine, anasına babasına. Yıllarca dört duvar arasına sıkıştırıp, bitki örtüsü bölgeden bölgeye değişir diye ezberlettikleri için. “Bitki örtüsü” ile anlamamız gereken nedir?” sorusu sorulmalıydı. "Akdeniz bitki örtüsü makidir" deyince alkış tutuldu. Bunu bir yere bakmadan söyleyince “pekiyi” verdiler. Oysa kız o zamanlar hiç kavramadığını fark ediyor, okuyup geçtiğini. Bitki nedir, neyi örtüyor? Hadi laboratuvarda civa bulamazsın da, ağaç da mı yok, bir bahçeye çıkarın da anlatın! Eğitim sistemini ben kursam, dersliklerde çok az ders işlenirdi diye geçiriyor içinden. Kız sisteme kızıyor. Ama a...

DEĞİŞİM-4

Dersler oldukça yoğun, akşam geç saatlere kadar sürüyor. Göksu yine de mutlu. Tamamen kendine ve derslerine odaklanmış. Saçlarını uzun uzun tarıyor, uzun duşlar alıyor. Servise yetiş, markete koş, evi topla derdi yok. Sanki tatilde. Hiç olmadığı kadar bakıyor kendine, uzun uzun uyuyor. Müzik dinliyor.Dersleri kendini vererek dinleyip notlar alıyor. Katılmaya çalışıyor. Normalde pek fikir beyan etmezdi, değişmeye çalışıyor işte. Seher en yakın arkadaşı. Akşam programında Ankara Tiyatrosu’nda bir oyun izlemek var. Oyunu beklerken aynı şubede çalıştıklarından sık sık beraber olan Seher ve Bulut’la sohbet ediyor. Bulut, şehir değiştirmek zorunda kalırsa diye çocuğunu her yerde şubesi olan bir özel okula kaydettirdiğini anlatıyor. Biraz sistemi eleştirdikten sonra Göksu yerine geçmek üzere ayrılıyor onlardan. Sonra onlar da geliyor. Tesadüfen yan yana koltuklara düşmüşler. Sıkıcı oyunu izliyorlar. Ertesi günkü ders bilgisayar salonunda. Göksu geç kalıyor. Tek bir boş yer kalmış, Bulut’un ya...

DEĞİŞİM-3

  Chatgpt tarafından üretilmiştir. Göksu otelini bulup yerleşiyor. Firması ona jest yapmış, güzel bir otelde, tek kişilik odalar ayırtmış. Yemek derdi yok. Tek yapması gereken dersleri tamamlamak, ders çalışmak. Sorumluluklarından bir süre kurtulmaya ihtiyacı varmış meğer, yoğun ders programına rağmen iyi hissediyor. Firmanın farklı şehirlerinden, farklı şubelerinden gelen 200'den fazla kişi ile aynı yarışın içindeler. Bunlardan bazıları birbirini tanıyor ve sürekli beraberler. Göksu kimseyi tanımasa da derslerde, konferanslarda, yanına kim düşerse düşsün muhabbet etmeye çalışıyor. “Small talk”tan nefret eder normalde, ama bu defa kendini saklamayacak, kendini ortaya koyacak ya, zorluyor kendini. Aydın’dan gelenle Yenipazar'ın tahinli pidesini konuşuyor örneğin. Her sabah kalkıyor, duşunu alıp, güzelce giyiniyor. Firması sadece ders değil akşama stres atmaları için opera, maç gibi programlar koymuş, bunlarda da karar aldığı üzere bedenen ve ruhen orada olmak için zorluyor kendi...

DEĞİŞİM-2

Chatgpt tarafından üretilmiştir.  Göksu’nun başına gelenlere bakmadan önce onu bir tanıyalım derim. Göksu 40 yaşına gireli bir ay oldu. Bekar. Bir firmada yüksek mimar olarak çalışıyor. Yalnız yaşıyor. Zeki, okumayı yazmayı seven, ama çekingen bir kadın. İçine kapalı. Kendini ortaya koymaz, hep saklar. Kendini ifade etmeye çalışmadığından, kendini baskıladığından mı bilinmez içinde hep bir karanlık taşır, bir boşluk, bir olmamışlık… Sanki yaşaması, yapması gerekenler vardır, yapmıyordur, onun ağırlığını taşır hep. Ömrün gelip geçtiğini gören Göksu altı ay önce bir karar aldı. Artık kendini saklamayacak. Yapmayı isteyip de ertelediklerini yapacak. Bir de hayat önüne ne çıkarırsa o durumu kabullenip o sahnenin içinde olacak, o sahne güzel yaşansın diye uğraşacak. Örneğin misafir mi gelecek güzel sofralar kuracak, güzel sohbetler edecek, tamamen orada olarak o anı onurlandıracak. Aldığı bu kararlardan önce Göksu’nun ahlaki olgunluğa sahip olduğunu, özünü temiz tutarak olaylara yaklaşt...

DEĞİŞİM-1

Chatgpt tarafından oluşturulmuştur  Dünyanın merkezinde bir kayıt sistemi varmış. Bu kayıt merkezinde biri ak, biri kara iki ayna bulunurmuş. Dünya üzerinde iyi diye nitelendirilebilecek eylemler ak aynaya, kötü diye nitelendirilenler kara aynaya yazılırmış. Bu ak ayna ile kara ayna arasında da pek tatlı olmayacak bir rekabet varmış. Dünyanın kara bulutlarla mı kaplanacağı ya da huzurlu bir yer mi olacağı buradan yayılan enerjiyle belirleniyormuş. Dünya üzerindeki istisnasız her canlı kendi bilmese de buraya göbekten bağlıymış. Özellikle bilince sahip insan ırkı, seçtiği eylemler üzerinde irade sahibi olduğundan, bu alandan en çok bunlar etkilenirmiş. Onun için attığımız her adımda farkındalıkla davranmalı, eylemlerimizi bu bilinçle seçmeliymişiz. Örneğin bir insan birine yardım ettiğinde, ak ayna hafifçe parlarmış. On insan on farklı yerde yardım ettiğinde ak ayna ışıldarmış. Ya da tam tersi bir yerde cinayet işlendiğinde kara ayna parıldarmış. Peki biri birine zarar verirken, meş...

MAYIS 2026 RAPORU

Karar vermek ya da niyet etmek gerçekten önemli sanırım. Daha az düşünmeye, kendime daha az eziyet etmeye karar vermiştim. Geçtiğimiz aya dönüp bakınca önceki zamanlara göre daha hafif, daha huzurlu hissetmeye başladığımı görüyorum. Bir de diğer insanların duygu durumlarını, düşüncelerini vb. önemsemeyi bıraktım. Kendi isteklerime, planlarıma odaklandım. Bu da oldukça hafifleticiydi. 2026 Mayıs’ı tatiller ayıydı adeta. İstediğim gibi değerlendiremesem de son Kurban Bayramı’nda ailemin yanına gitmek, alıştığım düzende, birbirimiz olduğumuz gibi kabullenerek durmak iyi geldi. Özlemişim. Bir de babamın akciğer kanseri olmasından şüphelenmiştik, çok şükür KOAH teşhisi koydular. Bu da kötü ama diğeri kadar değil. 50 küsur yıldır içtiği sigarayı bırakması gerekiyor. Hastalık yorunca mecbur bırakacak gibi duruyor. Bu ay üç kitap vardı elimde, ikisi yarım kaldı.  13 yaşındaki yiğenim beni Jack London’la tanıştırdı. Beyaz Diş kitabının İngilizce ve ince versiyonunu  bir çırpıda okudum ...

MİNİMALİZM YAZILARI-2

Minimalizm bir yerde insanları umursamamak sanırım. Dünyanın gürültücü, gösterişli yönüne sırtını dönüp, daha sakin, sade yaşama hali. Kendi kurallarını, önceliklerini belirleyip gerisini önemsememe, başkasının onayını aramama hali. Buna bir kere karar verdikten sonra hayat kolaylaşıyor. Bundan olmalı, bayram seyahatim için valizimi hazırlamak oldukça kolay oldu. İki pantolon, üç tişört, pijama, diş fırçası, tarak, bir ayakkabı. Bu kadar. Yok etek alayım, altına topuklu alayım, yok şunu giyersem bu olur yok. Yavan mı? Bazılarına yavan gelebilir ama şu an bana iyi geliyor. Bunları daha önce de deneyimlemiş ama unutmuştum. Yeniden hafifliği hissetmek iyi geldi. Evde gözlerim raflarda geziyor. Gereksiz neler var onları tespit etmeye çalışıyorum. Kuaförlerin sattığı saç kremleri var örneğin. Kullanmadığım ama “o kadar anlattı alayım bari” diye aldıklarım. Kapitalist sistem sürekli birilerinin bir şeyler satmaya zorluyor. Net ve kararlı bir şekilde “hayır” demek, bunun ayıp olmadığını hatır...

FERHAT’IN AHLAKI

  - Al şu bıçağı, kes beni! -Napayım seni kesip? Paramı ver! -Allah şahidim olsun yok. Al kes beni, sen de kurtul, ben de kurtulayım. -He sübhanallah, git kardeşim. Tövbe tövbe… İkisi de biliyor bunun tiyatro olduğunu. Adam kendince samimiyetini gösteriyor. Ferhat bununla ilgilenecek durumda değil.  Kurban arefesi, Ferhat’ın elinde hayvan kalmamış. Cepte ne var dersen 30 bin TL. 2 milyonluk mal satan adamın cebinde doğru dürüst harçlık yok. Millet kapora verdi gitti. Kalan kurbanda dediler. Kendi borç ödemeleri geldi ama güneş enerjisi döşeteceği adam fena çarptı Ferhat’ı. Avansını aldı, işi yapmadı. Şimdi "kes beni" diyen bu. Öbür taraftan çoban. Afgan çobana kimlik çıkartma hatasına düştü. Kimlik çıkarınca bir sabah bakıyorsun adam çekmiş gitmiş. Çoban da bulamadı. İş başa düştü. “Eee Ferhat Efendi, akılsız başın cezasını çek bakalım.” - Alo, buyur baba. Hee? Ver arabayı. Bu fiyattan yükseğine bulamayız. … -Yok, 1000 TL’lik benzin var içinde, onu çekip napalım. Ama bak aküy...

EVE ÖVGÜ

Chatgpt tarafından üretilmiştir. Yağmurlu bir Ankara akşamı, otobüsten inen Aysun adımlarını hızlandırıyor. Topuklu ayakkabıyla ne kadar hızlanmak istese de zor. İş çıkışı spor ayakkabılarını giymeyi yine unutmuş; akılsız başın cezasını ayakları çekiyor. Yolda içine su birikmiş çukurlar işini daha da zorlaştırıyor. Ama Aysun mutlu, günün en güzel zamanına beş kalmış. Apartmanın kapısını açıp asansöre doğru ilerliyor. 8. katın düğmesine basıyor. Ve işte sonunda… Evinde. Kapıyı açınca yüzüne bir sıcaklık vuruyor. En sevdiklerinden. Soğuk bir akşamda eve girince yüzüne vuran ısı. Eve girmeden önce minik bir duası var: “Allah’ım evim sevginin, huzurun, neşenin, dürüstlüğün yuvası olsun. Dışarıdaki karanlık ve kargaşa içeri giremesin.” Müşterilerle, müdürüyle ve iş arkadaşlarıyla üç ayrı cephede savaş vermiş gibi yorgun Aysun, böyle zamanları atlatmak için uyguladığı acil durum planını devreye sokuyor. Önce gidip üzerine en rahat eşofmanını giyiyor. Sonra mutfağa geçip yarım paket salçalı s...

MAYISI DEVİRİRKEN

Tam yaz geldi derken havalar yine soğudu. Soğuk ısırıyor. Bu dengesizliğe dayanamayıp hastalandım. Uzun zamandır böyle olmamıştım, neyse ki uyku var da uyuyunca iyileşiyoruz. Günler hızla akıp geçiyor. Mayısı da devirdik. Yılı yarıladık sanırım. İş ev döngüsü devam ediyor. Annemle babamın sağlık sorunları yeni gündemimiz olacak gibi duruyor. Yaşlandıkça çocuklaşıyor ve doktora gitmeyi, ilaç almayı reddediyorlar. Umarım zor bir hastalıkla mücadele etmek zorunda kalmayız. Bahçe işleri devam ediyor. O bitkiyi buraya, şunu oraya taşıyıp duruyoruz. Bizim yapamadığımız, alet gerektiren birtakım işler var ama adam bulamıyoruz. Çoğu peyzajcı işi beğenmez olmuş, zahmet edip geri dönmüyorlar bile. Biraz beceriniz varsa, biraz alet edevata yatırım yaparak para kazanılacak yollar var diye düşünüyorum. Bende beceri yok da olanlar sadece küçük işlere giderek geçimlerini sağlayabilirler. Örneğin duşakabin raydan çıkıyor, yaptıracak adam bulamıyoruz. Zor ve yaşlı kedi Arthur geri döndü. Artur, Çiko, S...

2026 DOĞA NOTLARI (BAHÇE İŞLERİ 2)

Bu sene hava biraz soğuk gitti. Üstüne bolca yağmur yağdı. Hâlâ kısa kollu giymeye geçebilmiş değiliz. Zaman zaman bu durumdan şikâyet etsek de bol yağış, bitkilerin coşmasına neden oldu. Her yerde kır çiçekleri, dizimizin altına kadar uzanan otlar… Otların arasında yürürken ıslanan çoraplar… Bu sene her şey daha canlı sanki. Zambaklar da su seviyor olmalı. O kadar yağmurdan sonra hepsi boy attı ve aynı anda açtı. Onlara bakınca gözlerimiz mora doyuyor. 2024’te öyle çok kayısı olmuştu ki ağacın dalları yerlere kadar eğilmiş, kırılmasın diye destek koymuştuk. Sonrasında o kadar kayısıyı ne yapacağımızı bilememiştik. Karşı komşu bize kayısı veriyordu, biz ona. Biri kayısı getirince sinirlenilen bir seneydi. 2025’te hava sıcak gitti, ağaçlar erken açtı. Sonra eksi on yedilerde büyük bir don afeti yaşadık. Hâliyle bir tane meyve yoktu ağaçlarda. Bizim birkaç ağacımız mesele değildi elbette; meyvecilikle geçinenlerin canı çok yandı. Neyse ki soğuklar uzun sürdü bu sene, ağaçlar geç açtı. Şi...

RUH SAĞLIĞININ REÇETESİ-2

Ruh sağlığının reçetesinin “kendini tanımak, sevmek ve sınırlarını korumak” olduğu söyleniyordu. Bunun üzerinde düşünmeye devam ederken çoğu zaman başkaları ile değil, kendi içimdeki düşmanla savaştığımı, en büyük engelin kendi iç sesim olduğunu, kendi iç sesimle mücadele etmekten dış dünyaya sıra gelmediğini fark ettim. İçimdeki mükemmeliyetçi eleştirmen her an ve her durumda öyle tantana çıkarıyor ki, ne olanın bitenin farkına varıyorum ne de benim mükemmel olmamı sağlıyor. Hata yapmamak için her an tetikte ama içindeki cızırtıdan enerjik değil. Dikkatim sürekli içimde, dışarda akan sosyal hayatın farkında değilim. Okuduğum birkaç kitap kendini tanımak için kendi kişisel anayasamızı yapmamızı öğütlüyordu. Daha önce denememiştim, son okuduğum kitapta görünce bu sefer oturup kurallarımı yazayım dedim. Böylece hem kendimi tanımış hem de sınırlarımı görmüş olacaktım. Regl döneminde olmam nedeniyle biraz yavaşlamam gerekiyordu. Ama iyi yaşlanmak ve fit kalmak için de her gün spor yapmam g...

SİHİRLİ ANLAR

Çocukluğumdan beri hissettiğim sihirli anlar var. Bu anlarda büyük bir sistemin içinde olduğumu anlıyorum, o kadar güçlü bir his ki ağlamak geliyor içimden. Çoğunlukla doğayla, yaşayanlarla bağ kurduğumda oluyor bu. Çocuğum, sabahın serinliği, Uşak’ta köyümüzdeyiz, her yer ıssız, sadece guguk kuşlarının sesi. Hem ürkütücü, hem de büyüleyici. Sonra annemin, “biz çocukken yağ döktüm, ben korktum” der eşlik ederdik diyen sesi. Yine köydeyiz. Annem, ben, kardeşim. Yazlıkta, yıldızların altında uzanmışız. Issız. Gece sessiz, ama sessizliğin de sesi var. Üstümüzdeki karanlığa ve sessizliğe teslim olmuşuz. Güzel bir gece. Yine bir yaz günü, köydeyim. Annemle babama yapılmış bir göz odada yatırıyorum. Cam açık, bir esinti geliyor, ürpertiyor. Her zamanki serinlikten farklı bir tadı var. Sabah evimdeyim. İşe gitmem gerek. Verandada uyumuş kediyi, biz işteyken takıldığı bölgeye koymak için kucaklıyorum. Kedi kendini tamamen bırakıyor. Peluş oyuncak gibi. Onun o teslimiyeti içimi eritiyor. Nasıl ...

KADIN OLMAK ZOR

Mahallemizde erkek kedilerin sayısı, dişi kedilerden hep fazla olmuştu. Bu sene dişi kedi sayısında bir artış var. Geçen sene bir dişi kedi gelirken bu sene üç dişi kedi düzenli olarak bahçemize geliyor. Onları bir taraftan aç bırakmamaya çalışıyorum; bir taraftan da samimi olmamaya, bağ kurmamaya çalışıyorum. Neden? Çünkü üreyebilirler. Bu durum canımı acıtıyor aslında. Kedi de olsan kadın olmak sıkıntı. Zaten onlarda da erkek kedilerdeki rahatlık yok. Hep ürkekler, hep temkinliler. Bu aklıma insan kadınları getiriyor. Kadın olduğu ve doğurduğu için işe alınmaktan imtina edilen cinsimizi. Bankalar yurt dışından sendikasyon kredisi almak isterse, kredi veren kuruluşları karbon ayak izleri, sürdürülebilirlik kapasiteleri, kadın istihdam oranları gibi konularda ikna etmeleri gerekiyor. Belirli oranda kadın yönetici çalıştırmak zorundalar örneğin. Bu oranı tutturmak için de nerede en uzak yer var, en küçük yer var oralarda sözüm ona kadın yönetici çalıştırıyorlar. İşimde iddialı değilim a...

LEYLAK ZAMANI

Kış başında mutfak lavabomuz tıkanmış, küçük banyomuzu kırarak sorunu çözmüşlerdi.  İşi yapan usta, eğimin doğru verilmediğini, üç ay kadar idare edeceğini ve tekrar tıkanacağını söylemiş, kesin çözümün yazın yapılacak su hattının dışarı taşınması olduğunu söylemişti. Üç ay değil de, dört ay sonra dün akşam lavabodan akan su geri tepti. Bütün bulaşıklar yığılı kaldı. İnşaat sezonu olması nedeniyle usta önümüzdeki pazartesi gelebiliyor, bir hafta nasıl yapacağız bilmem. Ev küçük; bir şey yerinden oynayınca ortalık hemen dağılıyor. Bir de ikimiz de çalışınca zaman kısıtımız var zaten, tüm işlerimiz aksıyor. Oysa bizim program bahçeyi düzenleme, ev temizletme gibi daha keyifli işler içeriyordu. Havalar güzelken olması iyi de keşke bayram öncesi olmasaydı. Neyse… Baharın bitmesine 15-20 gün kaldı. Mayıs gülleri hava soğuk seyrettiğinden açamadı, ama leylaklar her yerde. Bu sene leylak yılı mı ne? Eskiden bu kadar dikkatimi çekmezdi ve bu kadar güzel gelmezlerdi gözüme. Mahallemdeki duv...