Ana içeriğe atla

Kayıtlar

ağaç ev sohbetleri etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 196

 Ağaç Ev Sohbetleri’nin 196. Haftasında “Kendi kendine öğrenmek mi yoksa bir öğretmenle öğrenmek mi?” konusu üzerinde düşünüyoruz. Burada kişinin ne öğrendiği ve kişilik yapısı önemli. Uçak kullanmak, araba kullanmak söz konusu olduğunda  kendi kendimize öğrenemeyeceğimizden mutlaka bir öğretmen olması gerekiyor. Ama kendi kendimize öğrenebileceğimiz bir konu ise kişinin içe dönük ya da dışa dönük olması; zaman mekan sınırlaması gibi tercihler de durumu etkiliyor.  Soru hangisi ile daha iyi öğrenilir ise eskiden kendi kendine öğrenmenin en iyisi olduğunu söylerdim. Kendi kendime olduğumda, konuyu dağıtmadan, iyice odaklanarak daha kısa zamanda öğrenebiliyorum. Eğer pratik yaparak öğrenilecek bir şeyse yine kendi kendime pratik yapmak konuyu daha çok özümsememi sağlıyor. Ama son yıllarda kendi kendime belli bir bakış açısının dışına çıkamadığımı fark ettim. Kendi kendime öğrenirken aynı çizgide devam edip gelişemediğim oluyor. Bazen burnumun önündekini bile göremiyorum. Oy...

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 195

Ağaç Ev Sohbetleri başlayalı 195 hafta olmuş.  Zaman su gibi!Bu hafta Deeptone "İnsanlar farklı giysiler giydiklerinde farklı davranırlar mı?"  diye sormuş. Etten, kemikten yaratılmış canlılar olarak duygularımızı, davranışlarımızı etkileyen, yönlendiren faktörler var. Müzik dinlediğimizde, güneş gördüğümüzde, hareket ettiğimizde modumuz değişebiliyor. Renklerin, giysilerin, temizliğin de insan duygularını, davranışlarını değiştiren bir etkisi var. Kıyafetin, makyajın, saçın etkisi yadsınamaz.   Evde dizleri çıkmış pijamalı benle, takım elbiseli, topuklu ayakkabılı benin hissettiği aynı değildir. Hafif dekolte ile kadınsı hissederken, yazın sahilde şipidik terliklerimle gevşek bir insan olurum. Dünyanın insana hediyesi,neşe veren şeyler bunlar. Ama bazen insanın öyle bir karizması  oluyor ki ne giyerse giysin " vay be " diyorsun. O zaman itici güç içindeki tutku ya da öfke oluyor. İkizdere'deki Hava teyze gibi. Bazen de insan ne giyerse giysin dikkati hüznünde, ...

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 160

    Ağaç EV Sohbetleri tüm hızıyla devam ederken bu haftanın konusu Deep Tone’dan gelmiş: Şu anki yaşamınız ve gelecek için korkularınız nelerdir? Aile veya çevre değil sadece sizi ilgilendiren korkularınzdan bahsedelim. Eskiden çok korkum vardı. Kırk yaşıma girince  baktım ömür geldi geçiyor. Hayat  korkularla, endişelerle yaşamak için çok kısa. Bir de şunu fark ettim, zihnim sürekli endişe ve korkularla doluydu, bunların binde biri bile realiteye dönüşmüyormuş meğer.  Son altı aydır Yoga With Adrienne’le günlük ortalama yarım saat yoga yapıyorum. Yoga yapanlar bilir, zihin istemeden boşalıyor, korku, endişe kalmıyor. Bu iyi yanı olsa da, kötü yanı boş bir levha gibi olmak. Gelecek ya da geçmiş gelmiyor insanın aklına; marketten alacaklarımı filan unutuyorum, liste yapıp listeyi unutuyorum filan. Eşim çıldırıyor. Olsun, ben bir yerde denge bulacağıma inanıyorum. Korkularım azalsa da yine de korktuğum şeyler var. Bir uzvumu kaybetmek mesela. Ve delirmek. Birkaç ...

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 109

  H em ay sonu banka yoğunluğu, hem de izinli iş arkadaşları yüzünden bu hafta yorucu geçti. Blogları okuyamadım, Ağaç Ev Sohbetleri'ne gecikmeli katılabildim. Oysa bu haftanın  çok hoş bir konusu vardı.   Kaplan Diary önermiş bu haftanın konusunu: "Beş yıl önceki yaşantınız nasıldı? On yıl sonrası için hayalleriniz, beklentileriniz ve yaşama dair hedefleriniz nelerdir?" Soruyu düşününce hayatımı beş yıl geriye sardım. Meğer beş sene öncesi bugünün aynısıymış. Gündemim yine işmiş. Büyük bir şubede çalışıyordum. İşler çok çok çok yoğundu.İşler bir yana deli bir müdür vardı, her akşam toplantı yapan.Akşam sekizden önce çıkamadığımız gibi bu müdür yüzünden de saat onu bulduğumuz olurdu.  Sonra çuval gibi eve gelir, televizyon sesini filan çekecek halim olmazdı. Sabah yataktan kalkamaz hale gelmiştim. Bu şubedeki koşulları değiştiremem ama az yoğun bir şubeye geçebilirim diye düşündüm. Alt pozisyon da dahil olmak üzere tayin isteyerek iki sene sonunda bataklıktan...

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 108

    Ağaç Ev Sohbetleri’nin bu haftaki konusu Deepsi ‘den: “Bazı insanlar tatili, yolculuğu önceden planlarlar, detaylı olarak, diğer bazı insanlar ise birçok detayı esnek bırakır. Hangisini tercih ediyorsunuz?” Sürpizleri sevmem. Her şey kontrol altında olmalı. İlla ki önümü görmem lazım. Biletimi, kalacak yerimi, gezeceğim yerleri önceden belirlediğimde daha hafif hissediyorum kendimi, daha huzurlu oluyorum. Babam, kardeşim de benim gibi. Sanırım ailemiz nasılsa biz de öyle oluyoruz. Eşim benden beter. Rotayı, maliyeti çıkarır, yerleri ayarlar, güzergahları belirler. Bu konuda da oldukça iyidir.  Evlendiğimden beri ben plan yapmıyorum. Çünkü eşim her şeyin üstünden elli kere geçtiğinden, ne kadar planlı olsam da o kadarı fazla geliyor. İçim şişiyor.  Özellikle yurt dışı tatillerinde planlı olmak gerek bence. Zaman kazandırır. Bir de tek bir gitme şansı olunca plan programlı gezmek verimli oluyor..Üç gün bir yerde kalacağız diyelim, iki gün harala gürele, yürü babam ...

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 107

  O kul haftasında Ağaç Ev Sohbetleri'nin konusu da eğitim. Konu Makbule Abalı'dan  gelmiş:  "Hayal bu ya, bugünlerde "ÖĞRETMEN" olsaydınız öğrencilerinize öncelikle hangi değerleri kazandırmak isterdiniz? Hangi öğretim kademesinde, hangi sınıflarda, hangi branşlarda öğretmenlik yapacağınıza lütfen siz karar verin." Okul sıralarında on altı yılım geçti. Sistemin çalışkan dediği, her dönem takdirname alan bir öğrenciydim. Sonrasında gördüm ki aldığım belgeler çöpmüş, O kadar müzik dersi almışım,İngilizce dersi almışım, formüller havada uçuşmuş, tüm tarihi ezberlemişim ama kalıcı olan bir şey yok. Ne bir enstrüman çalabiliyorum, ne İngilizce konuşabiliyorum. Ama bunlardan daha önemlisi kendimi tanımıyorum. Vücudumun nasıl çalıştığını bilmiyorum örneğin. Oysa çok hayati bir bilgi bu. Kendimi nasıl şarj ederim, hangi saatlerde uyursam daha enerjik olurum, algılarım açık olur? Mesela köpek eğitimi belgeseli izliyorum, köpeğin sizin korktuğunuzu, heyecanlandığınız...

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 105

  Ağaç Ev Sohbetleri'nin bu kadar uzun soluklu olacağını düşünmemiştim. Tam 105 hafta olmuş.. 105. hafta konusunu da Deepsi önermiş :  "Neden kitap okuyorsunuz?" Okumayı öğrenmeden babam Can Çocuk kitapları serisini dizmiş eve. Babamın yönlendirmesi ile okumaya başladım ve çok sevdim. Kitaplarla  farklı dünyalara girmeyi, karakterle özdeşleşip heyecanlanmayı, korkmayı, bin bir duygunun içinde yaşamayı, her şeyin mümkün olmasını çok sevdim. Çocukken okumayı daha çok severdim. Çünkü kitaplarda hep iyiler kazanıyordu. Hayat kolaydı.Cinsellik, para gibi çetrefilli konular yoktu. Arkadaşlarımla oyun oynarken bir an önce bitse de eve gidip kitabıma gömülsem diye sabırsızlanırdım. Annem babam kızınca gizlice el feneriyle yorganın altında okumaya çalışırdım. Bir de kitapların, derslerin hep doğruları söylediğine inanırdım. Büyüyüp öğrendikçe kitapların da yalan söylediği anladım ve eskisi kadar keyif almaz oldum. Yine de okumayı seviyorum. Okurken hayal gücümle yağmuru, rüzgarı h...

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 96

             Ağaç Ev Sohbetleri’nin 96. Haftasında Dipsi güncel bir konuda yazalım  istemiş: "Aşı olacak mısınız? Yoksa aşı karşıtı mısınız? Aşı sonrası aşıdan dolayı hastalık veya ölümlerin olduğunu düşünüyor musunuz? Genel olarak aşı hakkında ne düşünüyorsunuz?"           Ben çocukken aşı karşıtlığı diye bir şey duymamıştım. Aşı bizi hastalıklardan korurdu, bu kesin, net bir bilgiydi ve herkes aşısını olurdu. Aşı karşıtlığını son on yıldır duyuyorum. Aşı karşıtları insan doğasının hastalığı kendiliğinden yeneceğini, gerekli olmadığını söylüyorlar. Ben öyle düşünmüyorum. Tarih de öyle söylemiyor zaten. Aşı;  çocuk felci, çiçek gibi hastalıklara çözüm olmuş.           Her ne kadar aşı karşıtı olmasam da durum bu defa farklı.  Hiç tanımadığımız bir virüse karşı, normal aşı süreçlerinden çok daha hızlı bir zamanda aşı üretildi ve uygulamaya başlandı. Bu aşılardan biri olan B...

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 95

  Deep Tone, Ağaç Ev Sohbetleri'nin 95. haftasında sormuş: "Hangi ülkeleri kendinize yakın hissediyorsunuz veya seviyorsunuz? Hangi ülkelerin filmlerini, müziklerini, dizilerini, kitaplarını kendinize yakın hissediyorsunuz veya seviyorsunuz?" Sanırım kendimi yakın hissettiğim bir ülke olmadı. Roma 'yı gezerken iklimini bizim buraların iklimine benzetip yakın bulmuştum. Roma İmparatorluğu'ndan kalan sütunlar aynı bizim buralardaki kalıntılar gibi olduğundan çok tanıdık gelmişti. Yetişen bitkiler, ağaçların kokusu,şehrin tepelerinin  İstanbul'a benzemesi nedeniyle de kendimi en iyi hissettiğim yurt dışı şehriydi. İtalya'yı değil de Roma'yı kendime yakın hissetmiştim. Kitap okurken, film izlerken de seçimlerim uzak bulduklarım, kültürü bize benzemeyenler arasından. Kuzeyliler bize benzemiyor, altı ay gece altı ay gündüz yaşayıp, soğuğa dayanıklı oluyorlar, iri yarı, izbandut gibi insanlar.  Onların bakış açılarını, yaşamla ilgili çözümlerini merak ettiğim...

AĞAÇ EV SOHBETLERİ #94

    Uzun süredir ayrı olduğum bloğa Ağaç Ev Sohbetleri ile dönmek istedim. Bu haftanın konusunu Makbule Abalı önermiş: “Kişisel olarak bir değerlendirme yaptığınızda çevrenizde ya da kendinizde gördüğünüz stres kaynaklı rahatsızlıklar nelerdi, bunların nasıl üstesinden geldiniz? Stresin  sözlük anlamı gerginlik demekmiş; hayat bizi iki yandan çekiştirdiğinde geriliriz. Hem eve, hem işe yetişemediğimizde; değer yargılarımızla yaptıklarımız uymadığında; iki sevdiğimiz arasında kaldığımızda; gelecekten kaygı duyduğumuzda gerilir de geriliriz. Bazıları geniştir pek az etkilenir, bazıları da kırılgandır, daha çok etkilenir. Stres  bedenimizin farklı yerlerinde kendini belli eder. Benim eskiden mideme vururdu. Artık daha çok sırtıma ve omuzlarıma vuruyor. Kaskatı kesiliyor sırtım ve omuzlarım. Stres nedeniyle saçımın döküldüğü, uçuk çıkardığım da çok oldu. Bir de stresin yoğunluğuna bağlı olarak donup kalırım.  Stresle mücadele etmek için eskiden uyurdum. Uyuyup gevş...

AĞAÇ EV SOHBETLERİ # 72

  Kayıp Fısıltı , Ağaç Ev Sohbetleri'nin 72. haftasında artık görmezden gelemeyeceğimiz bir konuda yazalım istemiş: İklim değişikliği :( "Hepimizin hissettiği gibi iklim hissedilir derece değişti. Peki sizce bu değişimin ülkemizde ya da sizi yaşadığınız alanda/şehirde yarattığı en büyük etki ne?Bu saatten sonra geri dönüş olur mu?"   Yirmi yıl önce, üniversitede derslerimizden biri çevre çalışmalarıydı. Orada dünyanın her yıl bilmem kaç derce ısındığı, buzulların eridiği, bunun dünya için sürdürülemez olduğu, ileride devletlerin su için savaşacağı konularını işliyorduk. O günlerin bu kadar çabuk geleceğini düşünmemiştim.Öngörülenlerin gerçekleşeceğini düşünmemiştim. Gördüm ki bilim yanılmıyor. O zaman çözümü, yine bilimde aramak gerekiyor. Yaşadığım şehir kışın sert geçtiği şehirlendendi. Çocukluğum burada geçmedi ama çocukluğumda belime kadar karın içinde yürüdüğümü bilirim. Buraya taşındığımız sene de kış sert geçti. Sonrasında yıldan yıla yumuşadı hava. Her mevsim, ara...

AĞAÇ EV SOHBETLERİ #71

Ağaç Ev Sohbetleri'nin 71. haftasının konusu mutluluk.  Kaplan Diary sormuş: Görece bir kavram olan mutluluğun TDK sözlüğündeki karşılığı, " bütün özlemlere eksiksiz ve sürekli olarak ulaşılmaktan duyulan saadet " olarak açıklanmakta. Peki sizin için mutluluk nedir? Mutluluk sürekli olarak elinizde tutabileceğiniz bir şey mi? Dün okuduğum bir kitaptaki egzersiz "mutlu olduğunuz bir anı düşünün " diyordu. Düşündüm, düşündüm, üç beş şey geldi aklıma. Sanırım mutluluk deyince büyük olayları algılıyorum. Modern insanın en büyük sorunuymuş bu. Sürekli mutluluk peşinde koşmaktan mutsuz oluyormuşuz. TDK da benim mutluluk konusundaki çarpık algımı doğrulamış. Mutlu olmak içi "bütün özlemlere eksiksiz ve sürekli ulaşmamamız" gerekiyormuş.  Elbetteki mutsuz bir insan değilim. Mesela su içmeyi çok severim, büyük bir mutlulukla su içerim. Ama her su içtiğimde mutlu hissetmiyorum. Ya da kar yağdığında, yüzüme çarpan kar soğuğu mutlu eder beni. Ama her kar yağdığın...

AĞAÇ EV SOHBETLERİ #70

  Ağaç Ev sohbetleri'nin 70. hafta konusu Andromeda 'dan: Konu her ne olursa olsun, kişi veya nesnelere ikinci şans verilmeli mi? Soruyu kendime sorduğumda, konu ne olursa olsun ön şartı olunca aklıma  "hayır verilmemeli"  cevabı geliyor.  Konu önemsiz, hoş görülebilirse, rahatsızlık veren dost bir kişiyse tabii ki ikinci şans verilmeli, dostluklar kolay kurulmuyor çünkü. Eften püften şeylerle insan eleyecek olursak, ooo işimiz var. Kimsecikler kalmaz. Böyle şans vermemci tipler var. Kendileri kusursuz (!) olduklarından herkesi kırıp geçiriyorlar, sonra tek kişi kalmıyor yanlarında. Konu önemsiz, ama kişi dost değilse ikinci şans verilmese de olur. Kişinin hayattaki yeri önemli burada. İyi anlaşmadığım biri olsa da iş arkadaşımsa, önemsiz bir konuda kusuru olduysa ikinci şans verilmesinden yanayım. Çünkü uzun saatleri birlikte geçiriyoruz,asgari yüz yüze bakacak kadar diyalog olması gerekiyor. Bir de karakterimizi oluşturan kırmızı çizgilerimiz var. Bunlar önemli k...

AĞAÇ EV SOHBETLERİ #69

  Ağaç Ev Sohbetleri'nin 69. hafta konusunu Makbule  Abalı önermiş: EVLİLİKLERDE BOŞANMA VE AYRILIKLAR Evlilik konusunda kafam biraz karışık. 15 yıldır tanıştığım eşimle 13 yıldır evliyim. Cumartesi günü üç saat mutfakta yemek yapıp ayaklarımı hissetmeyecek hale geldim, akşamında Samipaşazade eşim yemeklerin hiç birini beğenmediğini belirterek yemedi. Deli oldum. O gün mahkeme kurulsaydı onu boşardım.  "Dedemin Kiraz Ağacı" kitabını okuduğum bugünse anneanne ve dedenin evliğinde bizi gördüm, kalbim yumuşacık oldu. Eşimle ortak ideallerimiz, hayallerimiz var. İki iyi arkadaşız. Birlikte iyi vakit geçiriyoruz, sıkılmıyoruz. Böyle düşününce de iyi ki evlenmişim diyorum. 13 yıllık evliliğim böyle geçiyor işte: Bir çok şanslı hissediyorum kendimi, bir de kapana kısılmış fare gibi, kaçamıyorum sanki. Sanırım normal olan bu.Evlilik hiç kolay değil çünkü. Özellikle ilk yıl çok zorlandım. Her akşam ağlardım. İki yıllık bir ilişkimiz olmuştu ama evlilik "çıkmak" tan çok f...

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 68

  Geçen haftanın konusunu Makbule Abalı önermişti,  çok güzeldi, katılamadım. Bu haftanın konusunu ise Andromeda önermiş:  Blogger'la nasıl tanıştınız? Bloglarla tam ne zaman tanıştığımı hatırlamıyorum. Hatırladığım internet çağında aklıma takılan konularda arama yaptığım ve bloggerların samimi, içten yazılarından; iç seslerini özgün bir biçimde yazıya dökmelerinden çok hoşlandığımdı. Blogcuanne , Devletşah ,Supercelma, Evde Yazar , Bal Köpüğü , Buzlu Kalem , Dünya Benim Evim ve hatırlayamadığım bir sürü blog.. Ne çok gezindim sayfalarında.  Sonra benim neden blogum olmasın dedim ve Tosbağa Günlüğü blogunu açtım. İki yazı yazdım ve sildim, çünkü hiç kolay değilmiş meğer disipline olmak. Sonrasında sildiğime pişman olup Tosbağa Günlüğüm blogunu açtım, ilk iki yıl pek yazı yazmadım. Son bir yıldır daha aktif yazıyorum. Haftada üç yazı yazma hedefim ver. Arada teklesem de iyi gidiyorum sanırım.   Birilerinin bir şeyler araştırırken benim yazılarımdan faydal...

AĞAÇ EV SOHBETLERİ #66

  Adadenizi bu hafta zor bir soru sormuş : Ev, arsa, koltuk, dolap vs. malın-mülkün sahibi miyiz? yoksa kölesi mi? İnsanlık tarihi boyunca tartışılmış bir konu bu. İlk aklıma gelen fıçı filozofu Diyojen. Bir fıçı içinde yaşamış, var mı bir dileğin diye soran Büyük İskender'e "gölge etme, başka ihsan istemem" diye cevap vermiş. Bazen Diyojen gibiler de yaşadılar göçüp gittiler, diğerleri de öldüler, bu kadar stres niye diye düşünürüm. Bir lokma, bir hırka; hafifçe yaşamayı isterdim ama güvende hissetmezdim kendimi. Bir kere para kazanmamız lazım. Bunun için işe gitmek lazım. İşe gitmeden, para kazanmadan yaşamanın yolunu bulamadım. Kazandığımız para ile telefon, bilgisayar, ayakkabı alıyoruz. Bunlara iyi bakmazsak eskirler, bozulurlar, yenisini almak zorunda kalırız. Yenisini almak için de para kazanmak bunun için de zamanımızı(hayatımızı) vermemiz lazım. Eğer telefonsuz yaşayabilirsek ne ala ama yaşayamıyorsak telefonumuza iyi bakıp tekrar bunu hayatımızla ödemememiz laz...

AĞAÇ EV SOHBETLERİ #65

  Ağaç Ev Sohbetleri'nin 65. hafta konusunu eski/yeni blogger Kırmızı Ruh  belirlemiş bu hafta:                                   İnternet Arkadaşlık & Dostlukları H ayat boyu bir sürü insan girip çıkıyor hayatımıza. Benim de yollarımın da kesiştiği pek çok kişi oldu. Bir sürü renkli, iyi dostum oldu. Hepsinin kalbimde yeri ayrıdır. Yalnız hayat koşuşturmacası bir yandan, diğer yandan kendime kalan az zamanda yalnız kalma ihtiyacım yüzünden insanların istediği kadar arayıp soramıyorum. Kırılıyorlar, vefasız diyorlar. Sonra kopuluyor tabii. Erkekler bu konuda biraz daha iyiler. Onların tarzını seviyorum, birbirlerine sitem etmiyorlar, yıllarca görüşmeyip ihtiyaç anında sorgusuz sualsiz birbirlerini arayıp kaldıkları yerden devam ediyorlar. Ben de böyle olsun istiyorum ama kadınlar daha hassas sanırım bu konuda. İnternet dostlukları farklı ama. Gerçek hayatta okul, iş gibi zorunluluklar biz...

AĞAÇ EV SOHBETLERİ #64

  Bu haftanın konusu yine Andromeda 'dan :) İnternette vaktinizi nasıl geçiyorsunuz?  Bilgisayarlarla ilk tanışmam ortaokul yıllarımda oldu. Okulumuzda bir bilgisayar sınıfı vardı. Anahtarı İngilizce öğretmeninde durur, derslere de o girerdi. Sınıfa ayakkabı ile girmek yasaktı, bilgisayar derslerinin olduğu günler evden terlik getirir, derse terlikle girerdik. Artık bilgisayarlar ayakkabı görünce çalışmıyor muydu, yoksa olaya törensellik mi katılmak isteniyordu bilmem. Derslerde konu MS DOS tu ama Türk eğitim sistemi işte öğrenemedik. İnternetle tanışmamsa üniversite. Yahoo, Altavista.. Arama motoruna arayacağım kelimeyi yazıp "enter"a basınca sonuçların listeenmesi, kendimi dahi (!) gibi hissetmem..Eşin dostun bana bilgisayardan anlıyor muamelesi yapması filan, komik zamanlar buradan bakınca. Şimdiyse elim kolum internet. Ekran başında çok zaman geçiriyorum bazen. Gereksiz.Aklıma her geleni  google'a soruyorum, "canım sıkılıyor" filan yazdığım da oluyor. H...

AĞAÇ EV SOHBETLERİ #63

  Ağaç Ev Sohbetleri'ni Andromeda organize etmeye devam ediyor. Bu haftaki konumuz deprem. Biz depremler konusunda ne kadar bilgiliyiz ve ne derecede hazırlıklıyız? Ülkemiz fay hatları üzerine kurulmuş, bugüne kadar depremler olmuş, bundan sonra da depremler olacak. Dünyada bilemediğimiz, öngöremediğimiz çok şey var, ama depremin olacağını öngörebiliyoruz, o halde ona göre davranmamız gerek. Depreme bireysel olarak hazır olmaktansa, çoğunluk gibi toplumsal olarak hazır olmak gerektiğini düşünüyorum. Artık ezberlediğimiz "deprem değil, bina öldürür" lafından haraketle bundan sonra yapılacak binaların doğru zeminde, doğru tekniklerle yapılması gerekiyor, önceden yapılanlarınsa kontrol edilmesi ve eksik olanların yıkılması gerekiyor. Yapılması gereken bu kadar açıkken neden yapılamıyor? Öncelikle herkes kolaylıkla "müteahhit" olabiliyor. Belli bir mezuniyet şartı aranmadan 18 yaşını dolduran herkes "müteahhit" olabiliyor. Müteahhit olan kişi yaptığı bina...

AĞAÇ EV SOHBETLERİ #62

                                                                                                                                                                            Bu haftanın konusu  Andromeda'dan  gelmiş : Eurovision Şarkı Yarışmasına Yeniden Katılsak Kimi Göndermek İsterdiniz?  Bir dönem İç Anadolu'da küçük bir ilçede yaşamıştık. Evimizin tam karşısında belediyenin bir parkı vardı. Bir tarafı çocuk parkı, yetişkinlerin vakit geçirdiği diğer tarafı ise yeşi...