Ana içeriğe atla

Kayıtlar

ÖYKÜ etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

SEÇİL'İN SEÇİMLERİ

  Seçil, hayattaki seçimleri üzerine düşünüyordu. Kendini hatalı bulduğu pek çok nokta vardı. Bu aralar kendini hiç beğenmiyordu. Hayatta geldiği yerden mutlu değildi. Karar mekanizmalarını anlamaya çalıştı. Neden bu işi seçmişti? Neden bu yoldaydı? Fark ettikleri acıydı.Sorsalar, kendini rasyonel bir insan olarak tanımlardı.Oysa yaptığı hiçbir seçimde ne aklını kullanmıştı, ne de kalbini. Peki nasıl karar vermişti? Korkuyla.Hayatta kalma içgüdüsüyle. Ne kadar yalnız olmalıydı ve desteksiz.  Bir anda irkildi. İçinde bulunduğu taksi, yandaki araca sürtmüştü. Taksici bağırıyordu: “Aynana bak! Aynana!” Seçil gerçek dünyaya dönerken,aynı cümleyi bu kez kendine fısıldadı: “Aynana bak ,aynana”

MENDEBUR MÜZEYYEN

Tam bir Osmanlı kadını diye tarif ettikleri olmuştu onu. Uzun boylu, Selanik göçmeni bir anne babanın kızı; güzel, bakımlı... Sesi net ve kararlı. Kendinden hep emin. Böyleydi gerçekten. Böyle biriyle yaşamak hayranlık vericidir değil mi? Hiç de öyle değildi. Eziyet gibiydi. Çin işkencesi diye tarif edebilirim.  Anlayın diye birkaç anısını paylaşmak isterim. Müzeyyenin kocası polis. 90’lı yıllar. Pek kimsede araba yok. Kocası araba almış, hevesli. Biraz aile bağları kuvvetli kocasının, ama özellikle yaptığını sanmıyorum, arabayı aldığında kız kardeşi Müzeyyen’den önce binmiş arabaya. Sonra ne mi olmuş? Müzeyyen bir kere bile binmemiş; o zaman memleketetlermiş, çocuklarını da almış, otobüsle dönmüş evine. Sonra Müzeyyen’in bir kere bile binmediği arabayı satmış kocası. Ablasının kızı evleniyor, düğün salonuna gidilecek. Araba başka bir akrabasının, ön koltuğa binmek istemiş Müzeyyen ama o an mümkün değil miymiş ne; düğün dememiş, tatsızlık çıkmasın dememiş kavga çıkarmış. Yanına otu...

IŞIĞI TAŞAN KADIN

Alımlı bir kadındı Esma. Küçük ilçeye atanali 10 yıl olmuştu. Muhafazakâr, erkek egemen bu ilçede kadın olmaktan vazgeçmedi. Yürüyüşünü, duruşunu küçültmedi. Asılmasınlar diye görünmez olmaya çalışmadı. Makyajını eksik etmedi, gülüşlerini saklamadı, neşesinden utanmadı. Ondandır belki; on tane fotoğrafa arka arkaya baksanız, Esma’nın olduğu fotoğraf ayrı parlardı. “Ben buradayım, kendim gibiyim, hayatı seviyorum” diyen ışığı, kaymakamlığın resmi Instagram sayfasından size sızardı. Önce bir memurla adı çıktı. Sonra evli bir esnafla. “Son arabasını o esnaf aldı” dediler. En son savcı âşık olmuş; kaymakamlıkta sağa sola Esma yazıp duruyor, dediler. Savcı aşkından çılgına dönmüş; lojmanlarda içmiş içmiş, sağa sola Esma diye ateş etmiş, dediler. İlçe küçük, Esma’nın duymaması imkânsız. Canı bile sıkılmadı Esma’nın. İşini yaptı, kahkahasını attı, keyfine baktı. Kendini dar kalıplara sokmaya çalışmadı. Çok da iyi yaptı. Onlar konuştu, Esma yaşadı.

GÖKLERDE VERİLEN KARAR

Gökyüzüne bakın. Eğer bulutlar coşkulu bir şekilde toplanmış, güneş ışıkları bulutların içinden süzülüyorsa, kısaca yukarıda bir şölen havası seziyorsanız bilin ki tanrılar ve tanrıçalar üstünüzde toplanmış. Belki de sizin için bir hüküm veriyor. ..... Ayça direksiyonun başında. Dün küçük bir kaza atlattı. Suç onda değildi, “dur” karşısındaki adamaydı,ama  durmadı, hafifçe arkadan çarptı. Neyse ki ciddi bir şey olmadı. Yine de korktu. Şimdi yine arabayı çalıştırıp işine gitmeli. Önce derin bir nefes almalı. Bugün buranın pazarı, yani kalabalık olacak, aynı zamanda cuma akşamı. AVM’nin yanındaki yoğun trafikten geçmeli. ........ Tanrılar ve tanrıçalar aşağı bakıyor. “Hazır değil” diyor biri. “Hâlâ korkuyor, kendine güveni yok bunun.” Bir diğerini sessizce izliyor. “Karda, yağmurda, siste… Hiç vazgeçmedi, bir şekilde başardı.” Ayça arabayı çalıştırıyor. Tanrılar ve tanrıçalar, park yapabilme becerisinin kilidinin açılabileceğine oy çokluğuyla karar veriyorlar. Park edebilme kilidi aç...

RUHU AÇIK

Açık yaranız olduğunda bir yerlere çarparsınız da yara acır ya hani. Leyla uzun zamandır bunu hissediyordu. Yalnız yarası açıkta değildi onun; ruhu açıktaydı. Hayatın koşturmacasından, hep öncelik vermesi gereken başkaları olduğundan ya da insanları buna alıştırdığından bir türlü kendini toplayacak, iyileştirecek fırsat bulamıyordu. Bulamadıkça da güçsüz düştüğünü hissediyordu. Başkaları için koşulları iyileştirmeye çalışırken, kendi gücünden vazgeçiyor ve hastalanıyordu. Mesela Rabia. Aynı kurumda ama farklı birimde çalışan bir personelin eşi Rabia, kısa bir süreliğine işe gelip giderken onunla gitmek istemişti. Hay hay demişti; yabancı değildi, araçta yer vardı. Ama trafikte çok iyi değildi henüz. Sırf Rabia’yı ters yerde bırakmamak için yoğun bir trafiğe girmişti. Kendisi için olsa girmezdi. Çok şükür başına bir şey gelmedi ama gerek var mıydı? Kan ter içinde kalmıştı. Rabia fark etmemişti bile. Rabia’yı uzak bir yerde bıraksa ne kadar değişiklik olacaktı Rabia’nın hayatında? Sonras...

BİR EVİN DEĞERİ

  -Mehmet Bey, maliyeden tebligat gelmiş. Sattığınız evin değerini düşük göstermişsiniz. Uzlaşmaya çağırıyorlar. Yarın son günmüş. Ne yapalım? -Abdullah Hocam sakin ol. Bize gelen bir tebligat yok. Ne yapabilirim ki? Son gün aramış söylüyorsun. Git sor bakalım nedir, ne değildir? … -Merhaba, ekim ayında yeni bir ev almıştık. Bize böyle bir tebligat geldi. -Evet, evin satışını 2,2 milyon olarak göstermişsiniz, fakat yaptığımız incelemelerde bu bölgede evlerin genellikle 3,8 milyon ile 4,2 milyon arasında satıldığını tespit ettik. Beyanınıza istinaden işlemi düzeltebiliriz. -Haaa, öyle mi ? ben 4,9 milyona almıştım. -Beyefendi 3,8 milyon ile 4,2 milyon arasında beyan edebilirsiniz. 4,9 milyona aldığınıza emin misiniz? 'Hııı, ııı, şeyyy, ben döneyim size. …… -İşte 3,8 milyon ile 4,2 milyon arasında olması gerekirdi dedi. Ben de 4,9 milyona aldığımı söyledim. -Naptın hocam ya!! Sana tüyo vermiş, ne desin kadın. Tamam Hocam. Sen bildiğin gibi yap. 10 milyona aldım de hatta. Allah Allah....

ALTINCI SABRİ 'NİN ZARARI

 “Telefonları açmıyorsunuz, mesajlaşma uygulamasına bakmıyorsunuz. Şeyma Hanım, nasıl iletişim kuralım? Dumanla mı, güvercinle mi????!!!” “Kusura bakmayın. Diğer telefondaydım, açamadım.” Bir hışım açtığı telefonla hesap soracaktı ama Şeyma’nın cevabı onu yumuşatmıştı. Zıplayan sinirleri yerine tekrar otururken konuya döndü: “Yazdığımı görmüşsünüzdür. Müşterinin faaliyetini genel olarak meyvecilik olarak değerlendirebilir miyiz? Yoksa farklı faaliyet konusunu mu seçmeliyiz?” “Yöneticimle konuşup hemen dönüyorum.” … “Görüştüm, aynı faaliyetten değerlendirebilirsiniz.” “Yazılı görüş alabilir miyiz? İş akışında sorun çıkarsa bizi destekleyecek misiniz?” “Yazılı görüşe gerek yok, itiraz eden birim bizimle irtibata geçebilir.” Sözlü teyitlerden hiç hoşlanmıyordu, yazılı belgesi olsa işler tıkır tıkır yürüyecekti ama ne hikmetse her şey telefon teyidi ile halloluyordu. Olumsuz bir durum olduğunda da “öyle dememişizdir, siz öyle anlamışsınız” diye çıkıyorlardı işin içinden. Onlar müşteriy...

YORGUN KADIN

 -Bıktım, bıktım artık! Yeter, arama beni! Ağlayarak kapattı telefonu. Sesi ofiste yankılanmış, herkes tuvalet kapsının önüne toplanmıştı. Utanmıyordu artık… Yaşamaya çalışmaktan utanmaya hali kalmamıştı. Herkesin babası bu kadar yük müydü hayatında? Yaptıkları yetmiyor olmalıydı. 35 yaşında, babası hala peşindeydi. Bazen çocuk olan o mu, ben miyim diye düşünüyordu. Çocukken çok eziyet ederdi babası. Ceviz kabuklarını çöpe attı diye yediği dayak unutulmazları arasındaydı. Kabuklar  sobada yanmalıymış. Ne büyük bir suç Allah’ım? Sonrasında mutsuz baba evinden kaçmak için, sevmediği bir adamla evlendi. Sevmediği adam güvenmedi ona. Cilveli, alımlı bir kadındı. Bir kızı oldu. Adamın dayağından bıktı, daha kızı bir yaşına girmeden boşandı adamdan. Sonrası ferahlık. …O öyle sanmıştı. Bir araba aldı kendine, artık özgürdü. Daha rahat giyiniyordu. Süslenmeyi oldum olası sevmişti. Bir adam sevdi.. Çok sevdi. Öyle böyle sevmedi. İliklerine kadar sevdi.  Hayatının en mutlu günleriy...

kader

  Bir gündür karanlık, nemli, soğuk yerdeydi. Her şey birden bire oluvermişti. Ne olduğunu anlayamamıştı bile. Arada bir kapı açılıyor,ışık yanıyor, bir takım sesler duyuyor, sonrasında karanlığa bürünüyordu ortalık. Açtı, susuzdu, üşüyordu. Daha ne kadar dayanabilirdi, hiç bir şey bilmiyordu. Önce etrafındaki beyazlık hışırdadı,  yükselmeye başladığını fark etti, o soğuk yerden sonra sıcaklığı tekrar hissetti. Kadın beyaz poşeti açtı, bir salkım üzüm aldı, tabağa koydu. Salkımdaki böceği fark etti.Üzümlerle birlikte bahçeden eve taşınmıştı. Üzümü yıkamadan fark ettiğine sevinse de yerinden yurdundan ettiği bu kaçıncı böcekti, düşündü, üzüldü, sonrasında böceği balkondaki saksıya düşürdü. Toprak belki onu hayatta tutardı. Sonra böceği çabucak unuttu; sulu, enfes tatlı üzümleri afiyetle yedi.  Böceğin anası, babası, çoluğu çocuğu, sevgilisi var mıydı,arkasından ağlamışlar mıydı bilinmez. İlk paragraftaki gibi düşünebiliyor muydu böcek, o da bilinmez. Niye o böcekti, suçu y...

2020 SAMSASI 4. BÖLÜM

Antidepresan satın almaktan vazgeçtikten sonra markete gitmiş, koştur koştur alışverişini yapmış, koştur koştur eve gelip yemek hazırlamış yemişti. Şimdi de marketten aldıklarını yerleştiriyordu. Şöyle bir mutfak tezgahına baktı, dört metrelik tezgah üzerinde bir santimlik boşluk yoktu. İçi daraldı. Buzdolabına yerleştirmekte olduğu yumurtaları fırlatıp atmak geldi içinden. Kendinin temizleyeceğini hatırlayınca vazgeçti. "Çok da pis kokardı, iyi ki fırlatmadım" diye düşünüp sevindi. Sonra kızdı kendine, şöyle filmlerdeki gibi havalı bir tepki veremeyecek miydi? "Neyse işim bitsin, camsız bir kapıyı hafifçe çarparım" deyip güldü kendine. İç çekip hiçbir zaman reklamlardaki kadar güzel göremediği buzdolabını yerleştirmeye devam ediyordu ki kapı çaldı. Kapısı pek çalmazdı. Merakla gidip mercekten baktı. Kimse yoktu. Açmadan geri dönüyordu ki tekrar çaldı kapı. Tekrar mercekten baktı, kimse yoktu. Bu sefer kapıyı açtı. Kimse yoktu fakat, yerde gizemli bir zarf ona ...

2020 SAMSA'SI (2. BÖLÜM)

İ ş yerine geldi, bilgisayarını açtı, hazırlaması gereken kurum ekstrelerini hazırladı. Sonra kurum hattını açtı. Açar açmaz telefonu çalmaya başladı, cep telefonuyla konuşurken masadaki sabit telefon çaldı, o sırada gelen müşteri burnuna banka kartını uzatıp bir şeyler söyledi. Telefonla konuştuğunu, biraz beklemesini işaret diliyle anlatmaya çalıştı. Telefonu kapattı, masada çalan telefona bakamadı, kartını burnuna sokan müşterinin işini bitirip gönderdi. Önündeki kredi talebini değerlendirmek için dosyayı açtı. Daha dosyayı inceleyemeden emekli maaşını alan müşterisi geldi, onun bireysel kredisini verdi. Onu gönderdi, tam kurumsal kredi dosyasını açmıştı ki, kredi kartı ekstresi gelmeyen bir müşteri geldi. Onu gönderdi, internet şubesinden alınan kuruş masrafa itiraz eden müşteriye durumu anlatmaya çalıştı.Adam masrafın soygun olduğunu, bankanın dolandırcı olduğunu filan söyledi. Kuruşluk masraf üzerine on dakika konuşuldu. Bazen bu ülkenin insanını anlamıyordu. Tüm anayasal ha...

2020 SAMSA'SI

Gözlerini açıp saate baktı. Gecenin üçüydü. Alarmın çalmasına çok vardı daha. Uyuyabileceği için sevindi. Oldum olası uyumayı, rüya görmeyi pek severdi. Uzakta olan annesi babası düştü aklına, onları düşünmeye başlarken, içindeki ses kızdı ona:" hemen uyu bakalım. sabah yedide kalkamıyorsun sonra, beş dakika, beş dakika ...allah, allah.." İçindeki sese hak verdi, gözlerini yumdu.. ..... Sabah yedide alarm çaldı. Her zamanki gibi onar dakika erteleyerek yedi buçuk yaptı saati. Kalkmak istemiyordu, tüm günler birbirini aynıydı. Kurulmuş robot gibi olmaktan bıkmıştı. Bıkmıştı bıkmasına da başka yol bulamıyordu. İçten içe içini kemiren bu durumu  dile getirmesi bile ayıptı. Çünkü işsizlik vardı, şükretmeliydi. Sağlıklıydı. Yediği, önünde yemediği ardındaydı. Herkes ağız birliği etmişçesine bunu söylediğine göre  kusur ondaydı. Arızalı bir yanı vardı demek ki.. Düşüncelerini içindeki ses böldü: "Bıkmadın aynı şeyleri düşünüp durmaktan. Kalk artık. Otobüse dilin dışarıd...

2020 SAMSA'SI 3. BÖLÜM

ALINTI Odada ondan başka kimse yoktu. Her şey oldukça steril görünüyordu. Bembeyaz duvarda soyut bir tablo asılıydı. Kırçıllı gri, minimalist-modern kanepe, bir de üzerinde sadece telefon, kalemlik ve randevuların kaydedildiği bir ajandanın bulunduğu masa  vardı. Masanın sahibi odada değildi. Bakışlarını odada gezdirdikten sonra içine çevirdi gözlerini. Vücüdu gerilmişti, kambur duruyordu, boynunda feci bir ağrı vardı, bir de hiç susmayan gıcık iç sesi. İç sesinin eğitilmiş haliydi bu, daha saldırgan zamanları olmuştu ama psikoloji kitaplarıyla filan duymamayı öğrenmişti biraz. İyi hissetmek için yaptıklarını düşündü. Kişisel gelişimcilerin yeni yeni popüler olmaya başladığı zamanları.. Dünyanın parasını verip çekirdek inanç çalışması yaptırmıştı mesela..Sonuçta ödediği paranın acısı kalmıştı elinde,. Şimdiyse elini attığın yer yaşam koçuydu. Tiksinmişti kişisel gelişimden. Düşüncelerini odaya giren sekreterin "Arzu Hanım sizi bekliyor" diyen sesi böldü. Odaya girdi...