Ana içeriğe atla

Kayıtlar

ÖYKÜ etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

DEĞİŞİM-2

Chatgpt tarafından üretilmiştir.  Göksu’nun başına gelenlere bakmadan önce onu bir tanıyalım derim. Göksu 40 yaşına gireli bir ay oldu. Bekar. Bir firmada yüksek mimar olarak çalışıyor. Yalnız yaşıyor. Zeki, okumayı yazmayı seven, ama çekingen bir kadın. İçine kapalı. Kendini ortaya koymaz, hep saklar. Kendini ifade etmeye çalışmadığından, kendini baskıladığından mı bilinmez içinde hep bir karanlık taşır, bir boşluk, bir olmamışlık… Sanki yaşaması, yapması gerekenler vardır, yapmıyordur, onun ağırlığını taşır hep. Ömrün gelip geçtiğini gören Göksu altı ay önce bir karar aldı. Artık kendini saklamayacak. Yapmayı isteyip de ertelediklerini yapacak. Bir de hayat önüne ne çıkarırsa o durumu kabullenip o sahnenin içinde olacak, o sahne güzel yaşansın diye uğraşacak. Örneğin misafir mi gelecek güzel sofralar kuracak, güzel sohbetler edecek, tamamen orada olarak o anı onurlandıracak. Aldığı bu kararlardan önce Göksu’nun ahlaki olgunluğa sahip olduğunu, özünü temiz tutarak olaylara yaklaşt...

DEĞİŞİM-1

Chatgpt tarafından oluşturulmuştur  Dünyanın merkezinde bir kayıt sistemi varmış. Bu kayıt merkezinde biri ak, biri kara iki ayna bulunurmuş. Dünya üzerinde iyi diye nitelendirilebilecek eylemler ak aynaya, kötü diye nitelendirilenler kara aynaya yazılırmış. Bu ak ayna ile kara ayna arasında da pek tatlı olmayacak bir rekabet varmış. Dünyanın kara bulutlarla mı kaplanacağı ya da huzurlu bir yer mi olacağı buradan yayılan enerjiyle belirleniyormuş. Dünya üzerindeki istisnasız her canlı kendi bilmese de buraya göbekten bağlıymış. Özellikle bilince sahip insan ırkı, seçtiği eylemler üzerinde irade sahibi olduğundan, bu alandan en çok bunlar etkilenirmiş. Onun için attığımız her adımda farkındalıkla davranmalı, eylemlerimizi bu bilinçle seçmeliymişiz. Örneğin bir insan birine yardım ettiğinde, ak ayna hafifçe parlarmış. On insan on farklı yerde yardım ettiğinde ak ayna ışıldarmış. Ya da tam tersi bir yerde cinayet işlendiğinde kara ayna parıldarmış. Peki biri birine zarar verirken, meş...

EVE ÖVGÜ

Chatgpt tarafından üretilmiştir. Yağmurlu bir Ankara akşamı, otobüsten inen Aysun adımlarını hızlandırıyor. Topuklu ayakkabıyla ne kadar hızlanmak istese de zor. İş çıkışı spor ayakkabılarını giymeyi yine unutmuş; akılsız başın cezasını ayakları çekiyor. Yolda içine su birikmiş çukurlar işini daha da zorlaştırıyor. Ama Aysun mutlu, günün en güzel zamanına beş kalmış. Apartmanın kapısını açıp asansöre doğru ilerliyor. 8. katın düğmesine basıyor. Ve işte sonunda… Evinde. Kapıyı açınca yüzüne bir sıcaklık vuruyor. En sevdiklerinden. Soğuk bir akşamda eve girince yüzüne vuran ısı. Eve girmeden önce minik bir duası var: “Allah’ım evim sevginin, huzurun, neşenin, dürüstlüğün yuvası olsun. Dışarıdaki karanlık ve kargaşa içeri giremesin.” Müşterilerle, müdürüyle ve iş arkadaşlarıyla üç ayrı cephede savaş vermiş gibi yorgun Aysun, böyle zamanları atlatmak için uyguladığı acil durum planını devreye sokuyor. Önce gidip üzerine en rahat eşofmanını giyiyor. Sonra mutfağa geçip yarım paket salçalı s...

KARANLIĞA KARIŞAN

  AHMET'İN HİKAYESİ-2 - Lan Soner, bizim üniversitede niye kız arkadaşımız olmadı lan? Olum ne salak, saplarmışız.Bacım yanlış anlama, benim hanımımın da başı açık, afedersin ben o zamanlar başı açık kızları fahişe olarak görürdüm. Kızın biri bana “tanışabilir miyiz?” diye sormuştu. O an beynimden vurulmuşa döndüm. Tacize uğramış gibi hissettim. Uzun süre atamadım içimden. Ahmet yaşamadığı gençliğine üzülüyor belli. Kadehin yarısını dikiyor tepesine. - Başka bir gün karşı masada nasıl güzel bir kız var, bana da bakıyor. Üstümde eski püskü bir ceket, Mehmet kendi ceketini çıkardı. “Al lan, bunu giy kızın yanına git” dedi. Dedim “ne diyeceğim?” “Tanışabilir miyiz de?”  Gittim kızın yanına. Dedim, “tanışabilir miyiz? Kız “dersim var sonra görüşelim” dedi. Görüşmeyelim demedi. Kaldım öyle, Mehmet bana söylememiş sonra ne diyeceğimi. Dersin ne zaman bitecek, seni nerede görürüm dememişim. Sonra başladı kafamın içindeki ses: Günah-sevap, günah-sevap, helal-haram, helal-haram. Helal-...

DEPREMİN ÜÇÜNCÜ GÜNÜ

AHMET'İN HİKAYESİ-1  - Depremden önce ağzıma içki koyan adam değildim. Depremin üçüncü günü başladım içmeye. -Allah’a mı kızdın? Sizi yalnız bıraktı diye? -Haşaa, ona kızmak ne haddimize. Sadece benim yaptıklarımın onun nezdinde o kadar da önemli olmadığını fark ettim. -Yardım geç geldi, insanlar çığlık çığlığa öldü, dediler. -Bak ona kızdık ama Allah’a değil. Kuzenimi dokuz saat sonra çıkardık. Öyle kokuyordu ki abisi ağzını burnunu sardı da yanına girebildi. Düşün kıştı, yaz olsa kokudan şehre girilmezdi. Nasıl bir çaresizlik... Adam kelli felli müdür, altına kaçırmış, bir sundurma altında ateş yakmışız. El kadar bebeler, çaresiz insanlar ve kelli felli müdür. Ne olursan ol, öyle garibandın ki. Deyip önce içkisinden bir yudum aldı, sonra sigarasından bir fırt çekti... Ahmet Maraş’ta bir imamın oğlu, dokuz kardeşten biri. Müteahhit olmuş, iş adamlarındaki özgüven gelmiş oturmuş halesine. Artık 50 yaşına yaklaşırken kafası karışmış, yolunu şaşırmış, eşiyle problemleri var, iki günl...

KARİZMATİK ALKOLİK

Erhan şeytan tüyü olan insanlardan. Kolay iletişim kurar, kendini sevdirir, zekidir, yardımseverdir. Kısa boyuna rağmen yanağındaki tek gamzesi mi yoksa hınzır bakışları mı onu çekici yapar bilinmez. Yine kendisi gibi canlı, enerjik, liseden arkadaşı Reyhan’la inişli çıkışlı, kavgalı barışmalı bir ilişkiden sonra, güzel bir düğünle evlendiler. Biri kız, biri oğlan iki güzel çocukları oldu. Orta sınıf, düzenli bir memur ailesiydiler başlangıçta. Önce Erhan yoldan çıktı. Reyhan’ı aldattı. Bir kez de değil üstelik. Sonra Reyhan aldattı. Erkek aldatınca atlatılır, kadın aldatınca boşanılır; onlarda da öyle oldu. Bundan sonrası Erhan için tepetaklak bir gidiş. Dozunda alkol alan Erhan, her gece içmeye başladı. Hayatına giren çıkan kadının sayısını kendi de unuttu. Kızlar seviyor diye arabasını satıp, yere yakın Seat FR aldığını anlatırdı. Çok çalışkandı Erhan, eli hızlı, çabuk algılar, talepleri çabuk eritir, kendi işini bitirir, başkasına yardıma koşardı. Bazen sızıp kalır, işe öğlene yakı...

İÇİNDEKİ ATEŞ

Üstünde kırmızı geyikli polar pijaması, ayağında terlikler, yataktan yeni kalkmış saçı başı dağınık kadın; sabahın serinliğinde öylece dikilmiş önünde yanan ateşi kayıtsız bir yüz ifadesiyle izliyor. Tüm gece ağlamış, yüzü gözü ondan şişmiş. Neyse ki etrafta kimse yok. Konu komşu uyanmadı henüz. Gerçek ismini vermek istemedi, göbek adı Canan’la anılmak istedi. Canan 40 yaşında, tanınan bir üniversite mezunu, mali müşavirlik şirketinde muhasebeci olarak çalışıyor. Okulu bitirir bitirmez işyerinde tanıştığı Bayram’la evlendi. İyi insan nedir, şimdi hatırlanmıyor ama kendini bildi bileli iyi bir insan, iyi bir aile kızı olmak üzere yetiştirmeye çalıştı. Çocukluğunda mahalle dizileri vardı, Süper Baba, Perihan Abla; buralarda insanlar birbirlerine yardım eder, mütevazı olurlardı. Dünyayı öyle bir yer sanıyordu. Değilmiş. Bu dizilerin de dünyayı zehirlediğine inanıyor artık. Sabahın kör serinliğinde seyrettiği ateş de yaktığı kitaplarının ateşi. Kendini zehirleyenler arasında kitaplar olduğ...

Her Şey Bir Kaskla mı Başladı?

AI ile oluşturulmuştur Demir şehrin eski bir mahallesinde yaşıyordu. Sevgi dolu, farklı bir çocuktu. Annesi babası öğretmendi. Bulunduğu mahallede yaşayanların aksine evlerinden kitap, dergi eksik olmazdı, hâlâ da olmaz. Babası Demir’e bir bisiklet aldı. Evde kapalı kalmasın, mahallede sürsün, temiz hava  alsın istediler. Bir de her yer betondu; düşüp kafasını çarpmasın diye kask aldılar. O kaskın Döven ailesinin hayatını değiştireceğini hiçbirimiz bilmiyorduk. Demir kaskıyla dışarı çıktı. Mahalle arkadaşları, aynı zamanda okul arkadaşları kaska alışkın değillerdi; kaskıyla alay ettiler. “Ne o, korkak mısın?” dediler. “Bisiklete bile kaskla mı biniyorsun?” dediler. Artık nasıl zorbaca davrandılarsa, Demir kendini eve kapattı. Okula gitmek, dışarı çıkmak istemedi. Çocuklarının kendi kendini yiyip bitirdiğini görünce anne baba çaresiz kaldı; önce mahalleden güvenlikli lüks bir siteye taşındılar, sonra da bütçelerini zorlayıp iki çocuklarını koleje yazdırdılar. Demir liselere girişte ...

BANA BİR ŞARKI SÖYLE

Yusuf oturma odasında durdu,yorgun gözlerle etrafına baktı. Her şey ne kadar tanıdık ve bir o kadar da yabancıydı. Doğup büyüdüğü evin eşyaları bıraktığı gibi duruyordu ama geçip giden otuz yıl sanki sadece Yusuf'ta değil, eşyalarda da iz bırakmıştı.  Bu evde doğup büyümüştü Yusuf. İlk gençliği bu evde geçmişti. Sonra üniversite... Hukuk okurken siyasi olayların içinde bulmuştu kendini.Fransa'da başlayan öğrenci hareketi Türkiye'ye de yayılmış, üniversite işgalleri, boykotlar, çatışmalar başlamıştı. Eylemlerde en önde, korkusuzca yer alan ve bundan pişmanlık duymayan Yusuf arananlar arasına adını yazdırmayı başarmıştı. Tozlu koltuklara baktı tekrar. Anne babasının köye gittiği zamanlar arkadaşlarıyla toplandıkları zamanları anımsadı, gülümsedi. Hararetli tartışmalar, şiirler, türküler, marşlar ve Nevin.. Devrimci adamın aşık olması ayıptı. Nevin'e hiç söyleyemedi onu sevdiğini, sıra gelmedi. Kalabalıklar içinde bile gözleri kendiliğinden buluşur, söylemeseler de sezerle...

ŞARKIDAKİ ADAM

Nilsu 22 yaşında, pırıl pırıl bir genç kız. Gezmeyi eğlenmeyi, hayvanları ve rock müziği seviyor. Dün çok heyecanlıydı. Herkesin hayran olduğu rock star Korhan Sayar şehrine geliyordu ve Nilsu da iki arkadaşıyla beraber konserine gidecek, sonunda hayran olduğu adamı canlı canlı görebilecekti. Şarkı sözlerindeki felsefe, derinlik... Kimsede olmayan bir şey vardı bu adamda. Günahları ve sevaplarıyla insanı kavrayıp, kabulleniyor, sisteme isyan ederek hümanizm mesajları veriyordu. Nilsu bunları düşünürken telefonu çaldı, Ebru arıyordu. - Nil geldik biz, hazırsan in aşağı. -Hazır olmaz mıyım, geldim. -Bomba haberlerim var kanka, Ahmet Abi kulise alacak bizi. Korhan’la konuşabileceğiz. -Nasıl ya? Ciddi misin? Kekleme beni bak kanka. -Yaaaa öleceğim heyecandan.. -Sen mi ben mi?!! Stadyum hınca hınç dolu. Hep beraber haykırarak şarkılarını söylediler. Hiç böyle hissetmedi Nilsu. Böyle asi, coşkulu ve güçlü.. Konser sonunda güç bela Ahmet’ı buldular. Ahmet kalabalıkları yara yara kulise soktu ...

SEÇİL'İN SEÇİMLERİ

  Seçil, hayattaki seçimleri üzerine düşünüyordu. Kendini hatalı bulduğu pek çok nokta vardı. Bu aralar kendini hiç beğenmiyordu. Hayatta geldiği yerden mutlu değildi. Karar mekanizmalarını anlamaya çalıştı. Neden bu işi seçmişti? Neden bu yoldaydı? Fark ettikleri acıydı.Sorsalar, kendini rasyonel bir insan olarak tanımlardı.Oysa yaptığı hiçbir seçimde ne aklını kullanmıştı, ne de kalbini. Peki nasıl karar vermişti? Korkuyla.Hayatta kalma içgüdüsüyle. Ne kadar yalnız olmalıydı ve desteksiz.  Bir anda irkildi. İçinde bulunduğu taksi, yandaki araca sürtmüştü. Taksici bağırıyordu: “Aynana bak! Aynana!” Seçil gerçek dünyaya dönerken,aynı cümleyi bu kez kendine fısıldadı: “Aynana bak ,aynana”

MENDEBUR MÜZEYYEN

Tam bir Osmanlı kadını diye tarif ettikleri olmuştu onu. Uzun boylu, Selanik göçmeni bir anne babanın kızı; güzel, bakımlı... Sesi net ve kararlı. Kendinden hep emin. Böyleydi gerçekten. Böyle biriyle yaşamak hayranlık vericidir değil mi? Hiç de öyle değildi. Eziyet gibiydi. Çin işkencesi diye tarif edebilirim.  Anlayın diye birkaç anısını paylaşmak isterim. Müzeyyenin kocası polis. 90’lı yıllar. Pek kimsede araba yok. Kocası araba almış, hevesli. Biraz aile bağları kuvvetli kocasının, ama özellikle yaptığını sanmıyorum, arabayı aldığında kız kardeşi Müzeyyen’den önce binmiş arabaya. Sonra ne mi olmuş? Müzeyyen bir kere bile binmemiş; o zaman memleketetlermiş, çocuklarını da almış, otobüsle dönmüş evine. Sonra Müzeyyen’in bir kere bile binmediği arabayı satmış kocası. Ablasının kızı evleniyor, düğün salonuna gidilecek. Araba başka bir akrabasının, ön koltuğa binmek istemiş Müzeyyen ama o an mümkün değil miymiş ne; düğün dememiş, tatsızlık çıkmasın dememiş kavga çıkarmış. Yanına otu...

IŞIĞI TAŞAN KADIN

Alımlı bir kadındı Esma. Küçük ilçeye atanali 10 yıl olmuştu. Muhafazakâr, erkek egemen bu ilçede kadın olmaktan vazgeçmedi. Yürüyüşünü, duruşunu küçültmedi. Asılmasınlar diye görünmez olmaya çalışmadı. Makyajını eksik etmedi, gülüşlerini saklamadı, neşesinden utanmadı. Ondandır belki; on tane fotoğrafa arka arkaya baksanız, Esma’nın olduğu fotoğraf ayrı parlardı. “Ben buradayım, kendim gibiyim, hayatı seviyorum” diyen ışığı, kaymakamlığın resmi Instagram sayfasından size sızardı. Önce bir memurla adı çıktı. Sonra evli bir esnafla. “Son arabasını o esnaf aldı” dediler. En son savcı âşık olmuş; kaymakamlıkta sağa sola Esma yazıp duruyor, dediler. Savcı aşkından çılgına dönmüş; lojmanlarda içmiş içmiş, sağa sola Esma diye ateş etmiş, dediler. İlçe küçük, Esma’nın duymaması imkânsız. Canı bile sıkılmadı Esma’nın. İşini yaptı, kahkahasını attı, keyfine baktı. Kendini dar kalıplara sokmaya çalışmadı. Çok da iyi yaptı. Onlar konuştu, Esma yaşadı.

GÖKLERDE VERİLEN KARAR

Gökyüzüne bakın. Eğer bulutlar coşkulu bir şekilde toplanmış, güneş ışıkları bulutların içinden süzülüyorsa, kısaca yukarıda bir şölen havası seziyorsanız bilin ki tanrılar ve tanrıçalar üstünüzde toplanmış. Belki de sizin için bir hüküm veriyor. ..... Ayça direksiyonun başında. Dün küçük bir kaza atlattı. Suç onda değildi, “dur” karşısındaki adamaydı,ama  durmadı, hafifçe arkadan çarptı. Neyse ki ciddi bir şey olmadı. Yine de korktu. Şimdi yine arabayı çalıştırıp işine gitmeli. Önce derin bir nefes almalı. Bugün buranın pazarı, yani kalabalık olacak, aynı zamanda cuma akşamı. AVM’nin yanındaki yoğun trafikten geçmeli. ........ Tanrılar ve tanrıçalar aşağı bakıyor. “Hazır değil” diyor biri. “Hâlâ korkuyor, kendine güveni yok bunun.” Bir diğerini sessizce izliyor. “Karda, yağmurda, siste… Hiç vazgeçmedi, bir şekilde başardı.” Ayça arabayı çalıştırıyor. Tanrılar ve tanrıçalar, park yapabilme becerisinin kilidinin açılabileceğine oy çokluğuyla karar veriyorlar. Park edebilme kilidi aç...

RUHU AÇIK

Açık yaranız olduğunda bir yerlere çarparsınız da yara acır ya hani. Leyla uzun zamandır bunu hissediyordu. Yalnız yarası açıkta değildi onun; ruhu açıktaydı. Hayatın koşturmacasından, hep öncelik vermesi gereken başkaları olduğundan ya da insanları buna alıştırdığından bir türlü kendini toplayacak, iyileştirecek fırsat bulamıyordu. Bulamadıkça da güçsüz düştüğünü hissediyordu. Başkaları için koşulları iyileştirmeye çalışırken, kendi gücünden vazgeçiyor ve hastalanıyordu. Mesela Rabia. Aynı kurumda ama farklı birimde çalışan bir personelin eşi Rabia, kısa bir süreliğine işe gelip giderken onunla gitmek istemişti. Hay hay demişti; yabancı değildi, araçta yer vardı. Ama trafikte çok iyi değildi henüz. Sırf Rabia’yı ters yerde bırakmamak için yoğun bir trafiğe girmişti. Kendisi için olsa girmezdi. Çok şükür başına bir şey gelmedi ama gerek var mıydı? Kan ter içinde kalmıştı. Rabia fark etmemişti bile. Rabia’yı uzak bir yerde bıraksa ne kadar değişiklik olacaktı Rabia’nın hayatında? Sonras...

BİR EVİN DEĞERİ

  -Mehmet Bey, maliyeden tebligat gelmiş. Sattığınız evin değerini düşük göstermişsiniz. Uzlaşmaya çağırıyorlar. Yarın son günmüş. Ne yapalım? -Abdullah Hocam sakin ol. Bize gelen bir tebligat yok. Ne yapabilirim ki? Son gün aramış söylüyorsun. Git sor bakalım nedir, ne değildir? … -Merhaba, ekim ayında yeni bir ev almıştık. Bize böyle bir tebligat geldi. -Evet, evin satışını 2,2 milyon olarak göstermişsiniz, fakat yaptığımız incelemelerde bu bölgede evlerin genellikle 3,8 milyon ile 4,2 milyon arasında satıldığını tespit ettik. Beyanınıza istinaden işlemi düzeltebiliriz. -Haaa, öyle mi ? ben 4,9 milyona almıştım. -Beyefendi 3,8 milyon ile 4,2 milyon arasında beyan edebilirsiniz. 4,9 milyona aldığınıza emin misiniz? 'Hııı, ııı, şeyyy, ben döneyim size. …… -İşte 3,8 milyon ile 4,2 milyon arasında olması gerekirdi dedi. Ben de 4,9 milyona aldığımı söyledim. -Naptın hocam ya!! Sana tüyo vermiş, ne desin kadın. Tamam Hocam. Sen bildiğin gibi yap. 10 milyona aldım de hatta. Allah Allah....

ALTINCI SABRİ 'NİN ZARARI

 “Telefonları açmıyorsunuz, mesajlaşma uygulamasına bakmıyorsunuz. Şeyma Hanım, nasıl iletişim kuralım? Dumanla mı, güvercinle mi????!!!” “Kusura bakmayın. Diğer telefondaydım, açamadım.” Bir hışım açtığı telefonla hesap soracaktı ama Şeyma’nın cevabı onu yumuşatmıştı. Zıplayan sinirleri yerine tekrar otururken konuya döndü: “Yazdığımı görmüşsünüzdür. Müşterinin faaliyetini genel olarak meyvecilik olarak değerlendirebilir miyiz? Yoksa farklı faaliyet konusunu mu seçmeliyiz?” “Yöneticimle konuşup hemen dönüyorum.” … “Görüştüm, aynı faaliyetten değerlendirebilirsiniz.” “Yazılı görüş alabilir miyiz? İş akışında sorun çıkarsa bizi destekleyecek misiniz?” “Yazılı görüşe gerek yok, itiraz eden birim bizimle irtibata geçebilir.” Sözlü teyitlerden hiç hoşlanmıyordu, yazılı belgesi olsa işler tıkır tıkır yürüyecekti ama ne hikmetse her şey telefon teyidi ile halloluyordu. Olumsuz bir durum olduğunda da “öyle dememişizdir, siz öyle anlamışsınız” diye çıkıyorlardı işin içinden. Onlar müşteriy...

YORGUN KADIN

 -Bıktım, bıktım artık! Yeter, arama beni! Ağlayarak kapattı telefonu. Sesi ofiste yankılanmış, herkes tuvalet kapsının önüne toplanmıştı. Utanmıyordu artık… Yaşamaya çalışmaktan utanmaya hali kalmamıştı. Herkesin babası bu kadar yük müydü hayatında? Yaptıkları yetmiyor olmalıydı. 35 yaşında, babası hala peşindeydi. Bazen çocuk olan o mu, ben miyim diye düşünüyordu. Çocukken çok eziyet ederdi babası. Ceviz kabuklarını çöpe attı diye yediği dayak unutulmazları arasındaydı. Kabuklar  sobada yanmalıymış. Ne büyük bir suç Allah’ım? Sonrasında mutsuz baba evinden kaçmak için, sevmediği bir adamla evlendi. Sevmediği adam güvenmedi ona. Cilveli, alımlı bir kadındı. Bir kızı oldu. Adamın dayağından bıktı, daha kızı bir yaşına girmeden boşandı adamdan. Sonrası ferahlık. …O öyle sanmıştı. Bir araba aldı kendine, artık özgürdü. Daha rahat giyiniyordu. Süslenmeyi oldum olası sevmişti. Bir adam sevdi.. Çok sevdi. Öyle böyle sevmedi. İliklerine kadar sevdi.  Hayatının en mutlu günleriy...

KELİME OYUNU 117

  Kelime Oyunu'nun 117. Hafta kelimeleri Deeptone dan: Hizmetli/Meditasyon/Volta/Şifacı/Seromoni FREKANS Serkan biraz çekingen, 40lı yaşlarında bir adamdı. Kendini bildi bileli sınır koyamama , hayır diyememe sorunu yaşıyor ama aşamıyordu. Psikologlara, psikiyatristlere gitmiş, bir türlü aşamamıştı sıkıntılarını. Maddi dünyada sorunlarını çözmekten umudu kesen Serkan, son zamanlarda moda olan spiritüel dünyaya yönelmişti. Derdine devayı buralarda arıyordu. Instagramda “UYAN” isimli bir gruba rastlamış, tüm cesaretini toplayıp onlarla iletişime geçmişti. Etkileyici bir liderleri vardı. Tokalaşırken elini uzun uzun tutmuş, gözlerinin içine korkusuzca bakmıştı. İnsanın içine işleyen gözleri vardı. Etkilenmişti Serkan. Sözleri hiç aklından çıkmamıştı. Şöyle demişti: -Neden kendini saklıyorsun Serkan? Sen bu dünyaya ışık saçmak için gönderilmiş bir hizmetlisin ;  bir ışık işçisisin. İçindeki şifacıyı görebiliyorum. İzin ver ortaya çıkaralım. Yüksek benliğinin iznini istiyorum. İçi...

KELİME OYUNU 96-KALP

Kelime Oyunu'nun 96 . hafta kelimeleri Deepsi'den: Yangın-Tütsü-Işık-Döşeme-Dudak KALP Altı aydır ses yoktu. Özlemişti ama yapacak da fazla bir şey yoktu.İçinde büyük bir yangınla yaşıyordu uzun zamandır. Anahtarı aldı. Kalbinin kapısını açtı. En dipteki, en uzak odaya gitti.  Işığı  yaktı.Adamı ulaşılması  en zor olan o odaya koydu.Işığı kapattı. Odanın kapısında yedi kilit vardı. Tek tek hepsini kilitledi. Yürümeye başladı..Vazgeçti, geri döndü. Yedi kilidi tek tek açıp odaya girdi. Adamın ceplerine naftalinleri yerleştirdi.Anılarının bozulmasına gönlü razı gelmemişti. Sonuçta onun anılarıydı, bu konuda kimseye hesap vermek zorunda değildi. Yedi kilidi tek tek kilitledi özenle. Vazgeçmemek için hızlı hızlı yürüdü.Topuklu ayakkabılarının döşemede çıkardığı sesle ,gözünden dudaklarına süzülen göz yaşının sesini aynı anda fark etti.  kalbinin içinde yürüdükçe kalbi acıdı. Kalbi ayrıldığında beri acıyordu. Yine de şükretti. Sevdiği için, aşık olduğu için şükretti. Ya b...