Ana içeriğe atla

Kayıtlar

gevezelikler etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

BAHÇE İŞLERİ

Nisan yağmurlarını iliklerimize kadar hissettiğimiz bir yıl oluyor. Yağmur o kadar yağdı ki çimleri dün biçebildik. Haliyle uzadıklarından dün tüm öğleden sonrayı bu işle geçirdik. Eşim biçti, ben de biçtiği çimleri el arabasına alıp döktüm. Kaç sefer yaptım bilmiyorum, akşam alarmı kurmadan sızmışım, sabah az kalsın işe geç kalıyordum. Yalnız hava hâlâ istediğimiz gibi değil. Bizim burada yaz moduna mayısta geçiliyor. Geçen sene sebze ekmemiştik, bu sene dev uzun saksılar alıp ekmeyi planlıyoruz. Bahçenin toprağı sert ve sıkı olduğundan çapalanmıyor, saksılarda çapa işi kolay olur diye umuyoruz. Sebze ekmek deyince öyle çok bir şey değil de çıkınca bir iki koparacak kadar. Kışın çiçekleri verandaya alıyoruz. Hâlâ oradalar. Yer kaplamasınlar diye iki saksıyı birleştirip tek saksıya almıştım bitkileri. Sardunyalarımın geçen sene tadı olmadığını şu yazımda anlatmıştım. Ben bunları birleştirip kökleri sıkıştırınca yaprağa çalıştılar; toparlandılar. Meğer köklerin sıkışık olması gerekiyor...

MUTLULUĞUN FORMÜLÜ

Karamsar yazılarımın aksine kolay mutlu olabilen biriyim aslında. Bunaldığımda başımı gökyüzüne kaldırıp mavi gökyüzünde asılı bulutlara bakmam yeterli olur ne büyük bir sihrin içinde yaşadığımı fark etmeme. “Hayatımı boşa geçiriyorum, hiçbir somut becerim yok, okumalı öğrenmeli gelişmeliyim” diye kendimi yiyip bitirmezsem bir parça pizza ya da uyuyan bir kedi mutlu edebilir beni. Ya da şeker yememeli, ekmek yememeli diye sıkıştırıp durmasam kendimi; otobüste ikram edilen kek ve tadı olmayan sallama çay beni çocukluğuma götürüp gülümsetebilir. Kardeşimle otobüste kola içeceğimiz için mutlu olduğumuz, ergenliğe doğru mutluluğu belli etmeyip karizmatik olalım diye muavini umursamaz gibi önce ufka bakıp sonra “kola” diye ilgisizce söylemeye çalışıp güldüğümüz zamanlara gitmek de mutlu eder beni. O zaman disiplinli olmam gereken zamanları kısa tutup kalan zamanlarda Borges'in şiirini hatırlamalı. Bir de ben eşim değilim; onun sert duruşu, disiplinli duruşunu ve görüşlerini benimsemek z...

MOLA

Yorgunluğum yukarıdan anlaşılmış olmalı, iki günlük eğitim için Ankara'dayım. Öncesinde bir gün de izin aldım; öğlene kadar evimi derledim topladım, güzel bir temizlik yaptım. Sonra aldım valizimi çıktım.Anıtkabir'in karşısında odamda Atamla karşılıklı  yatıyoruz.  İyice dinlenip güzel bir uyku çekmeyi düşünüyorum. Belki biraz kitap okurum.Öncesinde yürüyüp güzel bir yemek ve tatlı hediye ettim kendime. Daha yürüyecektim ama pek fazla bir şey yoktu etrafta. Ankara ben görmeyeli  çok kalabalıklaşmış, trafik ilerlemiyor.Bahar gelmiş, getirdiğim kıyafetler kalın gelecek. Kimseye laf anlatmak zorunda olmadığım kafamın dikine gidebileceğim iki günüm var. Kendimi şanslı hissediyorum.

YOL

  Kadın bir gün yürürken, Yolunu değiştirmiş. Yolda bir iplik bulmuş, Parlak ve çekiciymiş.   Kadın bir koza örmüş, İpliği sahteymiş, Güneşte bekleyince, Erimiş ve dökülmüş. Kadın çırçıplak kalmış, Karakteri sarsılmış, Eski yoluna dönmesi, Hiç mümkün olamamış

KULE

  Boğazda yumru, Kalpte bir ağırlık,  Gözlerde hazır yaşlar, Ve beyazlayan saçlar. Ortada yok hiç sebep, Sadece şımarıklık, Kız kızıyor kendine, Ama bulamıyor çıkış. Aslında biliyor , İçinde bilge kişi, Dengesini kaybettiren, O büyük laneti. Kız etmiyor itiraf, Kaçıyor kendinden,  İstemiyor devirmek, İnşa ettiği o güzel kuleyi. Kulen güzel olsa, Üzülmezdin diyor ses, Yaptığın geciktirmek, Kaçınılmaz sonu. Kız bir anda sıkıldı, Tüm bu saçmalıktan. Bir bardak çay aldı, Bekleyen İşlere daldı. Nasılsa her şey yalan, Git biraz daha oyalan, Diyen Yunus’u andı. Kız devam etti..

DÜNYA YUVARLAK!

 İki yüz bin yıl önce, İnsan doğmuş yeryüzüne Sormuş kendi kendine Neden buradayım, işim ne? Dünyanın doğusunda, Demişler kaderdir bu. Bu dünya bir imtihan, Geçecek her şey dayan. Yine doğuda, Demişler bu illüzyon, Ruh sonsuzdur, ölüm yok. Neşelen, izle, oyalan. Dünyanın batısında, Demişler her şey burada, Tanrılık  ruhumuzda, Şekil ver sen  hayata. Kim bilir doğrusu ne? Belki de ikisi de, Düşünme çokça sen de, Hem şekillendir, hem neşelen, Geçeceğini unutmadan. 

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 196

 Ağaç Ev Sohbetleri’nin 196. Haftasında “Kendi kendine öğrenmek mi yoksa bir öğretmenle öğrenmek mi?” konusu üzerinde düşünüyoruz. Burada kişinin ne öğrendiği ve kişilik yapısı önemli. Uçak kullanmak, araba kullanmak söz konusu olduğunda  kendi kendimize öğrenemeyeceğimizden mutlaka bir öğretmen olması gerekiyor. Ama kendi kendimize öğrenebileceğimiz bir konu ise kişinin içe dönük ya da dışa dönük olması; zaman mekan sınırlaması gibi tercihler de durumu etkiliyor.  Soru hangisi ile daha iyi öğrenilir ise eskiden kendi kendine öğrenmenin en iyisi olduğunu söylerdim. Kendi kendime olduğumda, konuyu dağıtmadan, iyice odaklanarak daha kısa zamanda öğrenebiliyorum. Eğer pratik yaparak öğrenilecek bir şeyse yine kendi kendime pratik yapmak konuyu daha çok özümsememi sağlıyor. Ama son yıllarda kendi kendime belli bir bakış açısının dışına çıkamadığımı fark ettim. Kendi kendime öğrenirken aynı çizgide devam edip gelişemediğim oluyor. Bazen burnumun önündekini bile göremiyorum. Oy...

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 195

Ağaç Ev Sohbetleri başlayalı 195 hafta olmuş.  Zaman su gibi!Bu hafta Deeptone "İnsanlar farklı giysiler giydiklerinde farklı davranırlar mı?"  diye sormuş. Etten, kemikten yaratılmış canlılar olarak duygularımızı, davranışlarımızı etkileyen, yönlendiren faktörler var. Müzik dinlediğimizde, güneş gördüğümüzde, hareket ettiğimizde modumuz değişebiliyor. Renklerin, giysilerin, temizliğin de insan duygularını, davranışlarını değiştiren bir etkisi var. Kıyafetin, makyajın, saçın etkisi yadsınamaz.   Evde dizleri çıkmış pijamalı benle, takım elbiseli, topuklu ayakkabılı benin hissettiği aynı değildir. Hafif dekolte ile kadınsı hissederken, yazın sahilde şipidik terliklerimle gevşek bir insan olurum. Dünyanın insana hediyesi,neşe veren şeyler bunlar. Ama bazen insanın öyle bir karizması  oluyor ki ne giyerse giysin " vay be " diyorsun. O zaman itici güç içindeki tutku ya da öfke oluyor. İkizdere'deki Hava teyze gibi. Bazen de insan ne giyerse giysin dikkati hüznünde, ...

DEPREM

6 Şubat gecesi 4.17 de uyandım. Sallanıyorduk, eşimi uyandırdım. Öylece yatakta oturup geçmesini bekledik. Hemen biterdi. Bu seferki bitmek bilmedi. Uyuduğumuz odanın kapısı çarpıyordu, kalktım kapattım. Bizim şehrimiz deprem şehri değil diye biliyorduk. Ne bir yaşam üçgeni düşünmüşlüğümüz vardı, ne de kaçmaya dair bir refleksimiz. Adana'ya yakındık. Acaba Adana'da mı oldu derken ikinci sarsıntı başladı. Baktık iş ciddi, dışarı attık kendimizi. Herkes dışardaydı zaten. Biz bunları yaşarken Hatay'da, Maraş'ta, Adıyaman'da binlerce insan ölmüş. Öyle bir sallanmışlar ki yürüyememişler bile.Kaçamamışlar. Ertesi gün her şey normalmiş gibi işe gittik. Her şey normalmiş gibi sabahın dokuzunda müşteri geldi, ekspertiz raporu belli oldu mu diye sordu. Biz bunları yaşarken meğer insanlar enkaz altından bağırıyorlarmış, bizi kurtarın diye , bir sürü evden bir sürü ses geliyormuş da kimseler gelmiyormuş kurtarmaya. Öğlen mesai başlayınca yine büyük bir sarsıntı oldu. Şubeden dı...

ESİNLENMEK/ETKİLENMEK

Momentos'un Blog Dünyasında Bu Hafta 39  yayını dinleyip yorum yapınca, yedinci haftada benim blogumdan söz ettiğini öğrenip dinledim. Momentos bana bir zamanlarda evde denediklerimi hatırlattı. Arka balkonda dolu bekleyen kompost kovamı hatırladım, çöplerimi toprakla buluşturup, yeni atıklarımı kovaya koydum. Ayrıştırdığım piller ve yağlar aklıma geldi, en kısa zamanda onları da oldukları yere göndereceğim. Özetle sevgili Momentos 'tan etkilenip tekrar yola koyuldum. Sonra ilham veren insanlar hakkında düşündüm. Dünya nüfusu 8 milyara yaklaşmış. 8 milyar farklı insan olsa da bazen günlük hayatta -iş hayatında özellikle- herkes aynı geliyor,  internete şükrediyorum.Yobazların interneti şeytan olarak görmelerine şaşmamak gerek, gerçekten ufuk açıcı. İnternet olmasaydı bulunduğum dar çevrenin fikirlerinden sadece kitaplar aracılığıyla bir nebze sıyrılabilirdim. Oysa internet önüme bir sürü dünya sunuyor. İnstgramda dünyanın farklı yerlerinden, farklı konularla ilgilenen insanlar...

RUTİN

Rutin, her zaman yapılan, alışılmış olan demekmiş. Bir konuda başarılı olmak, sonuç elde etmek için istikrarla yapmak, rutine oturtmak gerekiyor. Bir müzik aleti çalmak, spor yapmak gibi. Rutin olarak yaptıklarımız kişiliğimizi ve hayatımızı oluşturuyor; kaderimize doğrudan etki ediyor. Ne zaman üzülsek, sıra dışı bir şey yaşasak dengeyi bulmak için rutinlerimize sığınmamızı öneriyor uzmanlar. Rutinler bizi hayata demirliyor,  rutinler güvenli limanımız oluyor.Hayvanlar, bitkiler için de öyle. Düzenli sulanmak istiyor bitkiler, hayvanlar aynı şekilde sevilmek istiyor. Bedenimiz her gün aynı saatte yatıp, aynı saatte kalkmak istiyor. Ama bazen de öyle oluyor ki rutinler prangalarımız oluyor. Kurulmuş robot gibi hayatlar yaşamaya başlıyoruz. Gözümüzün feri sönüyor. O zaman rutin öldürür diyor uzmanlar. Yeni bir şeyler öğrenin, yeni bir yoldan yürüyün diyorlar. Bunu diyen uzmanlar da haklı. Uzmanlar hep haklı zaten. Rutinler zincire dönüştüğünde yeni bir şehir görmek, yeni bir yoldan ...

YENİ YIL

Yılın son günü bankada bir hengame yaşanır. Vergilerin, sigortaları son günüdür. Çekler nedense ayın son gününe yazılır. Rotatif kredilerin faiz tahakkuklarının yapıldığı gündür. Aynı zamanda bir performans döneminin son günüdür. Hal böyle olunca adeta tır geçer çalışanın üzerinden. Akşam nasıl olur bilmeyiz, beynimiz nasıl bu kadar yük taşır bilmeyiz. Günün bitiminde hediyelerimiiz, yeni yıl ajandalarımızı alır; o günü sağ salim atlatmanın neşesi, huzuru ve gururu ile çıkarız şubeden. Hava kararmıştır. Etrafta yılbaşı süsleri, neşeli ışıklar, telaşla koşuşturan insanlar.. Hemen her yılın son günü az da olsa kar yağar. Günün yorgunluğunu yüzünüze çarpan soğuk hava alıverir. Özgür ve mutlu hissedersiniz. Kar taneleri burnunuza düşer. Bir iki dükkana uğrar, son dakikaya bıraktığınız hediyeyi, pastayı ya da oyunu alır koşturursunuz. Yarın yılın son günü. Yarın yaşayacağım iş gününün stresi üzerime çökse de bitişte yaşayacağım huzuru düşünüyorum. Sadece bir iş gününü değil de, koca ...

KARŞILIKSIZ SEVMEK

   Bu yaz bahçede anne, baba ve üç çocuktan oluşan bir kedi ailesi eşlik etti bize. Anne eşine -ya da sevgilisine düşkün, ne zaman görse kafasını boynuna sürtüp sevgisini gösteriyordu. Anne üç çocuğuna da düşkündü. Hamileyken bize gelip giden kedinin çocuklarını, doğduklarında  görmedik. Anne bizden yemek alır ağzında bir parça götürür, sonra tekrar gelir bir parça daha alır, duvarları aşıp yavrularına taşırdı. Sonra çoluğu çocuğu toplayıp bizim bahçeye taşındı.   Onları izlemek mutlu ederdi beni. Yavrularını yalaması, yavruların birbirleriyle oynaşmaları, yavruların otlarla oynaşmaları… Terapi gibiydi. Babaya kızardım ama. Yemek verdiğimde çocukların yemesini beklemeden saldırırdı. Anne öyle değildi. Anne kedi beklerdi. Başka kedilere kızar, eşinin yemekleri yemesine kızmazdı.Diğer kediler ailenin yemeklerine saldırınca hayırsız erkek kedi kendi yemeğini alıp uzaklaşır, anne ise savaşırdı. Anne faydasız erkek kediyi severdi yine de. Başımda bir erkek olsun diye...

BUGÜNLERDE...

  İş hayatımı aylardır çok hızlı. Canım yogam olmasa tükenmiştim, neyse ki yoga var da direncimi, umudumu koruyabiliyorum. Havalar soğuduğu için bahçeden merkeze taşındık.Aslında çok da soğuyamadı.  Gündüzleri bahar  gibi, akşamları ise soğuk. Yaz temmuzda gelmişti, kış ne zaman gelecek bakalım? Küresel ısınmayı hissetmemek mümkün değil. Dünya sekizinci yok oluşa doğru gidiyor diyorlar. Dünya sekizinci yok oluşa doğru giderken ben ev işleri ile ilgili kendi sistemimi kurmaya çalışıyorum. Göçüp giden bir Penbe  anneannem vardı. Tek göz evini her gün kalkıp düzenler süpürürdü.Evini düzenli sıvar, sıvanın üzerine üç parmağı ile kireçten desen yapardı. Tek yaşamasına rağmen her gün yemeğini yapardı. Onun evinde havayı koklamak, mis gibi temizlik kokusunu içime  çekmek iyi gelirdi bana. Hasta oldu, kolunu kırdı, yaşlıların kırıkları zor iyileşir, o halde bile kalkıp tarlasında yetiştirdiği çalı süpürgesi ile evini süpürdü. Bu konuda çok saygı duyuyorum ona. Ev işleri...

KELİME OYUNU 95

  Haftanın kelimeleri yine Deepsi’den: : Beyaz/Nefes/Ayak/Şans/Tokat LANET Mİ, LÜTUF MU? Sıradan görünmeye çalışan sıra dışı bir adamın öyküsü bu. Böylelerini bilirsiniz,   hayat onlara pek çok yetenek vermiştir   ama dikkat çekmek istemez, “küçük” oynarlar. Dışarıdan baktığınızda sabah sekiz, akşam beş çalışan, sıkıcı bir memur dersiniz;   spotlar kendine dönmesin diye sesini çıkarmaz o da. Mustafa   onlardan biriydi. Her gün tertemiz giyinir, işine gider, tüm evrakları özenle tasnif eder,   gelmesi muhtemel teftişe hazır sürdürürdü hayatını.   Çok titiz, planlıydı. Hayatın her dakikasını planlamaya özen gösterirdi. Öyle ki evleneceği kızı   bulmadan önce düğün salonunu tutmuş; kızı bulma işini de salon tarihine yetiştirmişti. Sabah beşte kalkar, her bir köşesini özenle tasarladığı bahçesinde ney üflerdi güvercinlerine. Yan flüt çalardı. Sadece nefes li çalgılara değildi yeteneği. Gitar, saz, davul…. Çalmadığı enstrüman yok gibiydi. Bu ye...

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 160

    Ağaç EV Sohbetleri tüm hızıyla devam ederken bu haftanın konusu Deep Tone’dan gelmiş: Şu anki yaşamınız ve gelecek için korkularınız nelerdir? Aile veya çevre değil sadece sizi ilgilendiren korkularınzdan bahsedelim. Eskiden çok korkum vardı. Kırk yaşıma girince  baktım ömür geldi geçiyor. Hayat  korkularla, endişelerle yaşamak için çok kısa. Bir de şunu fark ettim, zihnim sürekli endişe ve korkularla doluydu, bunların binde biri bile realiteye dönüşmüyormuş meğer.  Son altı aydır Yoga With Adrienne’le günlük ortalama yarım saat yoga yapıyorum. Yoga yapanlar bilir, zihin istemeden boşalıyor, korku, endişe kalmıyor. Bu iyi yanı olsa da, kötü yanı boş bir levha gibi olmak. Gelecek ya da geçmiş gelmiyor insanın aklına; marketten alacaklarımı filan unutuyorum, liste yapıp listeyi unutuyorum filan. Eşim çıldırıyor. Olsun, ben bir yerde denge bulacağıma inanıyorum. Korkularım azalsa da yine de korktuğum şeyler var. Bir uzvumu kaybetmek mesela. Ve delirmek. Birkaç ...

MERHABA

  Uzun zaman oldu....Yazı yazmak ya da yemek yapmak, bir eyleme ara verdiğimde sanki bunu hiç yapmamışım, hiç bilmiyormuşum gibi geliyor. Oysa bisiklet sürmeyi bir kere öğrenirsek unutmuyorduk değil mi? Ya yemek yapmak, ya da yazı yazmak? Ne yazacağım hakkında uzun uzun düşündüm. Boş bir levha gibiydim. Sonra dedim kendime "denizleri seviyorsan, dalgaları da..."..Şaka şaka...Dedim ki ben de ne yazacağımı bilmediğim hakkında yazarım o halde. 40 yıllık hayatımda öğrendiğim en önemli şeylerden biri süreklilik. Sürekliliği yakalamak ve bırakmamak gerekiyor. Bir şeyler yazmayı seviyorum. Dilerim bu sefer sürekliliği yakalarım. Bakalım.. Hayırlısı, kısmet ve de takdiri ilahi :) "Hangisi daha iyidir, kolay elde edilmiş bir mutluluk mu, yoksa insanı yücelten acılar mı? Evet, Hangisi daha iyidir?" (Dostoyevski-Yer altından Notlar) İnstagramda rastladığım bu alıntı üzerine düşündüm bugün. Çok değil ama, az düşündüm. Karar veremedim. Belki  birilerinin düşünecek bir şeylere ih...

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 109

  H em ay sonu banka yoğunluğu, hem de izinli iş arkadaşları yüzünden bu hafta yorucu geçti. Blogları okuyamadım, Ağaç Ev Sohbetleri'ne gecikmeli katılabildim. Oysa bu haftanın  çok hoş bir konusu vardı.   Kaplan Diary önermiş bu haftanın konusunu: "Beş yıl önceki yaşantınız nasıldı? On yıl sonrası için hayalleriniz, beklentileriniz ve yaşama dair hedefleriniz nelerdir?" Soruyu düşününce hayatımı beş yıl geriye sardım. Meğer beş sene öncesi bugünün aynısıymış. Gündemim yine işmiş. Büyük bir şubede çalışıyordum. İşler çok çok çok yoğundu.İşler bir yana deli bir müdür vardı, her akşam toplantı yapan.Akşam sekizden önce çıkamadığımız gibi bu müdür yüzünden de saat onu bulduğumuz olurdu.  Sonra çuval gibi eve gelir, televizyon sesini filan çekecek halim olmazdı. Sabah yataktan kalkamaz hale gelmiştim. Bu şubedeki koşulları değiştiremem ama az yoğun bir şubeye geçebilirim diye düşündüm. Alt pozisyon da dahil olmak üzere tayin isteyerek iki sene sonunda bataklıktan...

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 108

    Ağaç Ev Sohbetleri’nin bu haftaki konusu Deepsi ‘den: “Bazı insanlar tatili, yolculuğu önceden planlarlar, detaylı olarak, diğer bazı insanlar ise birçok detayı esnek bırakır. Hangisini tercih ediyorsunuz?” Sürpizleri sevmem. Her şey kontrol altında olmalı. İlla ki önümü görmem lazım. Biletimi, kalacak yerimi, gezeceğim yerleri önceden belirlediğimde daha hafif hissediyorum kendimi, daha huzurlu oluyorum. Babam, kardeşim de benim gibi. Sanırım ailemiz nasılsa biz de öyle oluyoruz. Eşim benden beter. Rotayı, maliyeti çıkarır, yerleri ayarlar, güzergahları belirler. Bu konuda da oldukça iyidir.  Evlendiğimden beri ben plan yapmıyorum. Çünkü eşim her şeyin üstünden elli kere geçtiğinden, ne kadar planlı olsam da o kadarı fazla geliyor. İçim şişiyor.  Özellikle yurt dışı tatillerinde planlı olmak gerek bence. Zaman kazandırır. Bir de tek bir gitme şansı olunca plan programlı gezmek verimli oluyor..Üç gün bir yerde kalacağız diyelim, iki gün harala gürele, yürü babam ...

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 107

  O kul haftasında Ağaç Ev Sohbetleri'nin konusu da eğitim. Konu Makbule Abalı'dan  gelmiş:  "Hayal bu ya, bugünlerde "ÖĞRETMEN" olsaydınız öğrencilerinize öncelikle hangi değerleri kazandırmak isterdiniz? Hangi öğretim kademesinde, hangi sınıflarda, hangi branşlarda öğretmenlik yapacağınıza lütfen siz karar verin." Okul sıralarında on altı yılım geçti. Sistemin çalışkan dediği, her dönem takdirname alan bir öğrenciydim. Sonrasında gördüm ki aldığım belgeler çöpmüş, O kadar müzik dersi almışım,İngilizce dersi almışım, formüller havada uçuşmuş, tüm tarihi ezberlemişim ama kalıcı olan bir şey yok. Ne bir enstrüman çalabiliyorum, ne İngilizce konuşabiliyorum. Ama bunlardan daha önemlisi kendimi tanımıyorum. Vücudumun nasıl çalıştığını bilmiyorum örneğin. Oysa çok hayati bir bilgi bu. Kendimi nasıl şarj ederim, hangi saatlerde uyursam daha enerjik olurum, algılarım açık olur? Mesela köpek eğitimi belgeseli izliyorum, köpeğin sizin korktuğunuzu, heyecanlandığınız...