Günler akıp geçerken program yoğunlaşıyor. Göksu’nun keyfi yerinde, herkes pozitif, kardeşlik ve dayanışma duyguları var. Ankara’da yaşayan kursiyerlerden birisi Ankara simidinin tadına bakın diye simit getirmiş örneğin. Notlar paylaşılıyor, işyerindeki aşağı çeken rekabet, burada yerini paylaşmaya bırakmış, not paylaştıkları grubun adı da bununla ilgili.
Ve Bulut tabii. Nasıl oluyor bilinmez ama gözleri karşılaşıp duruyor. Belki de ilk onu arıyor artık gözleri. “Yapmamalısın, adam evli” diyor içindeki ses. “Derslere odaklan” diye ültimatom veriyor.
Aksi gibi hayat onları hep aynı gruplara düşürüyor, aynı salonlara, aynı asansörlere. Bulut’tan kaçmaya başlıyor ama nafile. Adam Göksu’nun aynası gibi. Göksu duvara yaslanıyor, çok uzaklarda bakmış Bulut da duvara yaslanmış. Bulut yanından geçiyor, Göksu dönüp baktığında adam yerinde zıplıyor, tuhaf garip bir elektrik.
Kendini tanıdığını, bildiğini zanneden Göksu kendini tanıyamaz oluyor. Bulut’u uzaktan gördüğünde bile dudakları şişmeye başlıyor ve başka bazı şeyler...İnsanın dudağının şişebileceğini bilmiyordu. Odasına çekildiğinde bacağına kramplar girmeye başlıyor. Dayanılmaz kramplar. Sanki içine bir şey girmiş, içinde dönüyor. “Magnezyumum mu eksildi acaba? Takviye mi alsam?”
Sınava bir hafta kaldı ama Göksu uyuyamıyor, yemek yiyemiyor. Gidip uyku ilacı alıyor eczaneden, o bile uyutmuyor. Kramplar devam ediyor. Değişik bir enerji.Üniversitede uyumadan girdiği sınavların hepsinde başarısız oldu. Uyumazsa başarılı olamaz.
Ama uyuyamıyor.
Uykusuz geçen bir gecenin sabahında aynaya baktığında, zayıfladığını görüyor. Dahası belinde kıvrımlar oluşmuş, yüzü değişmiş, göz bebekleri büyümüş. Bedeni değişmiş. Gözleri ışıldıyor. Neler olduğunu anlayamıyor.
“Belimdeki bu kıvrım nereden çıktı? Çenem bu kadar belirgin değildi.”

Yorumlar
Yorum Gönder