Göksu içindeki canavarla yaşamaya çalışırken, haliyle olağan, kontrolcü Göksu gibi davranamıyor. Göksu hep bir sonraki adımını hesaplar, hayatta hatasız oynamaya çalışır, en ufak hatasında kendi canına okur. Bu sefer yapamıyor, mecali yok. Ama tüm işleri rast gidiyor. Sanki kapılar ona kendiliğinden açılıyor. Bir de beyni kısa devre yapıp durmasa.
Alışveriş yapıyor örneğin. Kasiyer telefon numarasını istiyor, Göksu numarasını söylüyor. Bir bakmış yan kasada alışveriş yapan adam da kaptırıp gitmiş onun telefon numarasını söylüyor.
Göksu içinde savaşlar vere dursun dışardan ışıl ışıl parlıyor. Yürüyüşü dikleşmiş, cildi parlak, enerji içinden dışına taşıyor. Gelen müşteriler onu firmanın yöneticisi sanıp ona yöneliyorlar. Müşterilerini ürettiği tasarımlar konusunda ikna etmesi her zamankinden kolay oluyor. Müşteriler efsunlanmış gibiler, ne derse “tamam” diyorlar.
Göksu kendini bildi bileli üşür. Artık üşümüyor. Çocukken okuduğu Uzun Çoraplı Kız Pippi’nin bir sözü geliyor aklına: “İnsanın yüreği sıcaksa ve düzenli atıyorsa soğuğu duymaz.” Artık atlet giyemiyor, herkesin üşüdüğü yerde, buz gibi klima altında öylece duruyor.
Arkadaşları ile eğlenmeye gidiyorlar. Arkadaşları onu sarhoş etmeye, konuşturmaya çalışıyor, o kadar içmesine rağmen ve içkiye alışkın olmamasına rağmen sarhoş olamıyor. Enerji onu güçlü bir insan yapmış.
Bir de suçluluk duygusu var tabii. Göksu’nun laneti suçluluk duygusu, boğazında hep bir düğüm. Kime ne olsa, kendini suçlar. Enerji onu da yıkayıp geçiyor, çözüyor. “Artık annem yalnız yaşıyor, ben ne kötü bir evladım.” diye kendine yüklenmeyi bırakıyor.
Göksu her aynaya baktığında gözlerinde bir şey görüyor. Göz bebekleri kocaman. Aynadan yansıyan görüntüsünü seviyor.

Yorumlar
Yorum Gönder