Bayram tatiline ailemle bir araya geleceğimiz zaman 13 yaşındaki yeğenim beraber yapacaklarımıza dair bir program hazırlar. Dans edilecek, tatlı yapılacak, kitap okunacak, pikniğe gidilecek gibi. Bu seferki programda kitap okuma vardı. Bana da Beyaz Diş'i verdi. Daha önce Jack London okumamıştım. Yabancı bir dil olmasına rağmen, o kadar koşturmacanın içinde elimden bırakamadım. Okuyabilmek için akşam geç yatıp, sabah erken kalktım. Bir şeyi sevince bir şekilde zaman bulunuyor demek ki.
Beyaz Diş, bir kurtun doğuşu, büyüyüşü, evcilleştirilmesini kurtun gözünden anlatıyor. Böyle söyleyince konusu basit gibi ama kitabı okurken sanki kurtun annesine olan sevgisini, özlemini, asil ruhunu, gururunu, dövüştürülürken çektiği acıları, gücünü, günden güne güçlenişini, yalnızlığını, kinini ve en son onu köpek dövüşlerinden kurtaran Weedon Scott'a duyduğu sevgiyi, güveni ve sadakati hissediyorsunuz. Bunları yazarken bile içimde artık bir Beyaz Diş'in de yaşadığını hissediyorum. Ulusa sesi boğazımda titreşecek gibi içime kaçtı sanki. İyi yazarlık bu olsa gerek.
Sanırım önümüzdeki bir yıl benim için Jack London yılı olacak. Martin Eden'i sipariş ettim. Diğer kitaplarını da kütüphaneye sordum, ellerinde varmış. Jack London'ın ruhunu ruhumda hissetmeyi iple çekiyorum.
Bunun dışında iki kitabı da aynı anda yarım yarım okudum.

Yorumlar
Yorum Gönder