Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Nisan, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

NİSAN 2026 RAPORU

Dönüp bakınca nisan ayının oldukça hareketli geçtiğini gördüm. Önce karlı yollara, sonra bahara şahit oldum. İki şehri ziyaret ettim, arkadaşlarımı ailemi daha çok aradım. Destek olmaya çalıştım, destek istedim. Bir kitap okudum, üç film izledim, Javadoff konserine gittim. Konser büyüleyiciydi, hiç bitmesin istedim. Çöp kenarlarında, bahçe duvarlarında,  sabah akşam aynı saatlerde kedi dostlarımla buluştum. Bahçe işlerine başladık. Doğa yürüyüşü yaptım, milyonlarca yıllık mağaraların yanından geçtim. Şöyle bir bakınca “yaşadım” diyebileceğim bir ay oldu.

NARSİSTİK İSTİSMAR-VANESSA M. REISER

Günden güne kaybolan özgüveniniz varsa, yıllar geçtikçe kişiliksizleştiğinizi hissediyorsanız;neyi sevdiğinizi, değerlerinizi unuttuysanız; kendinizden, aklınızdan şüphe eder hale geldiyseniz; belki de bir narsistle berabersiniz. Belki işyerinizde, belki evinizde. Belki anneniz veya babanız bir narsist. Son zamanların moda sözcüklerinden olan narsisizmi ve kaçış yollarını anlatan terapist Vanessa M Reiser'in diğer terapistlerden farkı, kendinin de bir narsisist partner kurbanı olması. Kitapta da narsisizmi yoğun olarak duygusal bağlamda ele almış. Bu narsistler özgüven-özdeğer eksikliği olan, empati derecesi yüksek kişileri hedef alırmış. Önce size yaklaşmak için size görülmedik ilgi gösteren, sizi tepeden tırnağa analiz edip huyunuza suyunuza giden; sizi elde ettikten sonra fark ettirmeden kısıtlayan, iğneleyen, küçümseyen; sürekli başrol olmak isteyen; paranıza, zamanınıza, enerjinize el koyan; arkadaşlarınızla görüşmenize engel olan narsistlerle ilgili belki de en acı gerçek, he...

YENİ HAFTAYA BAŞLARKEN

Cumartesi arkadaşlarımızla buluşmak için komşu şehre gittik. Özlemişiz, iyi geldi. Sonrasında önce bahçe için peyzajcı gezdik, sonra da alışveriş yapmak için AVM’ye gittik. Hem benim hem de eşimin (bundan sonra E diye anılacak) kıyafet ihtiyacı vardı. Ben üstüme bir şey bulamazken, ona kolayca bulduk. Erkek reyonlarını seviyorum; erkek reyonundan kendime kıyafet beğenebiliyorum. İş kadın reyonuna gelince, garip garip şeyler var gibi geliyor bana. Çoğunlukla boş çıkıyorum. “Bende mi sorun, ben mi göremiyorum?” diyorum çoğu zaman. Oysa kadınların ürün yelpazesi daha renkli ve çeşitli. Çok hoş giyinen kadınlar da var. Niyeyse ben göremiyorum. Nitekim bu sefer de boş çıktım; artık bir sonraki sefere. Pazar gününü ise bahçede geçirdik. Çim çıkmayan kel yerler için çim tohumu ve gübreli kapak toprağı aldık. Önce çapalanıyor, sonra tırmıklanıyor, sonra tohum atılıyor. Sonrasında kapak toprağı ile kapatılıp üzerine basılıyor, sulanıyor. Aşamalı bir işlem. Çok az bir alan var gibi gelmişti; gen...

BAHÇE İŞLERİ

Nisan yağmurlarını iliklerimize kadar hissettiğimiz bir yıl oluyor. Yağmur o kadar yağdı ki çimleri dün biçebildik. Haliyle uzadıklarından dün tüm öğleden sonrayı bu işle geçirdik. Eşim biçti, ben de biçtiği çimleri el arabasına alıp döktüm. Kaç sefer yaptım bilmiyorum, akşam alarmı kurmadan sızmışım, sabah az kalsın işe geç kalıyordum. Yalnız hava hâlâ istediğimiz gibi değil. Bizim burada yaz moduna mayısta geçiliyor. Geçen sene sebze ekmemiştik, bu sene dev uzun saksılar alıp ekmeyi planlıyoruz. Bahçenin toprağı sert ve sıkı olduğundan çapalanmıyor, saksılarda çapa işi kolay olur diye umuyoruz. Sebze ekmek deyince öyle çok bir şey değil de çıkınca bir iki koparacak kadar. Kışın çiçekleri verandaya alıyoruz. Hâlâ oradalar. Yer kaplamasınlar diye iki saksıyı birleştirip tek saksıya almıştım bitkileri. Sardunyalarımın geçen sene tadı olmadığını şu yazımda anlatmıştım. Ben bunları birleştirip kökleri sıkıştırınca yaprağa çalıştılar; toparlandılar. Meğer köklerin sıkışık olması gerekiyor...

BANA BİR ŞARKI SÖYLE

Yusuf oturma odasında durdu,yorgun gözlerle etrafına baktı. Her şey ne kadar tanıdık ve bir o kadar da yabancıydı. Doğup büyüdüğü evin eşyaları bıraktığı gibi duruyordu ama geçip giden otuz yıl sanki sadece Yusuf'ta değil, eşyalarda da iz bırakmıştı.  Bu evde doğup büyümüştü Yusuf. İlk gençliği bu evde geçmişti. Sonra üniversite... Hukuk okurken siyasi olayların içinde bulmuştu kendini.Fransa'da başlayan öğrenci hareketi Türkiye'ye de yayılmış, üniversite işgalleri, boykotlar, çatışmalar başlamıştı. Eylemlerde en önde, korkusuzca yer alan ve bundan pişmanlık duymayan Yusuf arananlar arasına adını yazdırmayı başarmıştı. Tozlu koltuklara baktı tekrar. Anne babasının köye gittiği zamanlar arkadaşlarıyla toplandıkları zamanları anımsadı, gülümsedi. Hararetli tartışmalar, şiirler, türküler, marşlar ve Nevin.. Devrimci adamın aşık olması ayıptı. Nevin'e hiç söyleyemedi onu sevdiğini, sıra gelmedi. Kalabalıklar içinde bile gözleri kendiliğinden buluşur, söylemeseler de sezerle...

MUTLULUĞUN FORMÜLÜ

Karamsar yazılarımın aksine kolay mutlu olabilen biriyim aslında. Bunaldığımda başımı gökyüzüne kaldırıp mavi gökyüzünde asılı bulutlara bakmam yeterli olur ne büyük bir sihrin içinde yaşadığımı fark etmeme. “Hayatımı boşa geçiriyorum, hiçbir somut becerim yok, okumalı öğrenmeli gelişmeliyim” diye kendimi yiyip bitirmezsem bir parça pizza ya da uyuyan bir kedi mutlu edebilir beni. Ya da şeker yememeli, ekmek yememeli diye sıkıştırıp durmasam kendimi; otobüste ikram edilen kek ve tadı olmayan sallama çay beni çocukluğuma götürüp gülümsetebilir. Kardeşimle otobüste kola içeceğimiz için mutlu olduğumuz, ergenliğe doğru mutluluğu belli etmeyip karizmatik olalım diye muavini umursamaz gibi önce ufka bakıp sonra “kola” diye ilgisizce söylemeye çalışıp güldüğümüz zamanlara gitmek de mutlu eder beni. O zaman disiplinli olmam gereken zamanları kısa tutup kalan zamanlarda Borges'in şiirini hatırlamalı. Bir de ben eşim değilim; onun sert duruşu, disiplinli duruşunu ve görüşlerini benimsemek z...

ŞARKIDAKİ ADAM

Nilsu 22 yaşında, pırıl pırıl bir genç kız. Gezmeyi eğlenmeyi, hayvanları ve rock müziği seviyor. Dün çok heyecanlıydı. Herkesin hayran olduğu rock star Korhan Sayar şehrine geliyordu ve Nilsu da iki arkadaşıyla beraber konserine gidecek, sonunda hayran olduğu adamı canlı canlı görebilecekti. Şarkı sözlerindeki felsefe, derinlik... Kimsede olmayan bir şey vardı bu adamda. Günahları ve sevaplarıyla insanı kavrayıp, kabulleniyor, sisteme isyan ederek hümanizm mesajları veriyordu. Nilsu bunları düşünürken telefonu çaldı, Ebru arıyordu. - Nil geldik biz, hazırsan in aşağı. -Hazır olmaz mıyım, geldim. -Bomba haberlerim var kanka, Ahmet Abi kulise alacak bizi. Korhan’la konuşabileceğiz. -Nasıl ya? Ciddi misin? Kekleme beni bak kanka. -Yaaaa öleceğim heyecandan.. -Sen mi ben mi?!! Stadyum hınca hınç dolu. Hep beraber haykırarak şarkılarını söylediler. Hiç böyle hissetmedi Nilsu. Böyle asi, coşkulu ve güçlü.. Konser sonunda güç bela Ahmet’ı buldular. Ahmet kalabalıkları yara yara kulise soktu ...

MİNİMALİZM YENİDEN

 Tükenmişlik sendromu yaşadığım zamanlar, kendime zaman ayırabilmek için minimalizme yönelmiştim. Borçlarımın arttığı zamanlardı, iş yoğunluğundan kendime zaman ayıramıyordum. Minimalizm, kişisel özelliklerimize uygun olarak önemli olanlara ağırlık verip önemsizleri elemeyi öneriyordu. Sistemin dayattığının aksine, sürekli yeni bir şeyler almak hayatımızı değiştirmiyordu. Satın alırken ki “sen buna değersin” sloganları ile neyi hak ediyorduk? Borçlanmayı mı yoksa eşya kalabalığını mı? Mucize bir ürün, mucize bir çözüm yoktu. Evde spor yapabilir, sefer tası ile evden yemeklerimizi taşıyabilirdik. Doğamıza uygun bize haz veren şeyler, hareket etmek, doğada zaman geçirmek, nefes almak, güneş görmek bedel ödemediğimiz şeylerdi. Bu konuda okudum, izledim ve uyguladım. İşe yaramıştı. Borçlarım bitti, tatile hiç olmadığım kadar hafif gittim. İnsanları umursamıyordum. İnsan insanları umursamayıp yolunda yürüdüğünde daha mutlu oluyor. Yolunuz, inandığınız bir yolsa tabii. Sonra biraz renksi...

SEÇİL'İN SEÇİMLERİ

  Seçil, hayattaki seçimleri üzerine düşünüyordu. Kendini hatalı bulduğu pek çok nokta vardı. Bu aralar kendini hiç beğenmiyordu. Hayatta geldiği yerden mutlu değildi. Karar mekanizmalarını anlamaya çalıştı. Neden bu işi seçmişti? Neden bu yoldaydı? Fark ettikleri acıydı.Sorsalar, kendini rasyonel bir insan olarak tanımlardı.Oysa yaptığı hiçbir seçimde ne aklını kullanmıştı, ne de kalbini. Peki nasıl karar vermişti? Korkuyla.Hayatta kalma içgüdüsüyle. Ne kadar yalnız olmalıydı ve desteksiz.  Bir anda irkildi. İçinde bulunduğu taksi, yandaki araca sürtmüştü. Taksici bağırıyordu: “Aynana bak! Aynana!” Seçil gerçek dünyaya dönerken,aynı cümleyi bu kez kendine fısıldadı: “Aynana bak ,aynana”

MOLA

Yorgunluğum yukarıdan anlaşılmış olmalı, iki günlük eğitim için Ankara'dayım. Öncesinde bir gün de izin aldım; öğlene kadar evimi derledim topladım, güzel bir temizlik yaptım. Sonra aldım valizimi çıktım.Anıtkabir'in karşısında odamda Atamla karşılıklı  yatıyoruz.  İyice dinlenip güzel bir uyku çekmeyi düşünüyorum. Belki biraz kitap okurum.Öncesinde yürüyüp güzel bir yemek ve tatlı hediye ettim kendime. Daha yürüyecektim ama pek fazla bir şey yoktu etrafta. Ankara ben görmeyeli  çok kalabalıklaşmış, trafik ilerlemiyor.Bahar gelmiş, getirdiğim kıyafetler kalın gelecek. Kimseye laf anlatmak zorunda olmadığım kafamın dikine gidebileceğim iki günüm var. Kendimi şanslı hissediyorum.

MENDEBUR MÜZEYYEN

Tam bir Osmanlı kadını diye tarif ettikleri olmuştu onu. Uzun boylu, Selanik göçmeni bir anne babanın kızı; güzel, bakımlı... Sesi net ve kararlı. Kendinden hep emin. Böyleydi gerçekten. Böyle biriyle yaşamak hayranlık vericidir değil mi? Hiç de öyle değildi. Eziyet gibiydi. Çin işkencesi diye tarif edebilirim.  Anlayın diye birkaç anısını paylaşmak isterim. Müzeyyenin kocası polis. 90’lı yıllar. Pek kimsede araba yok. Kocası araba almış, hevesli. Biraz aile bağları kuvvetli kocasının, ama özellikle yaptığını sanmıyorum, arabayı aldığında kız kardeşi Müzeyyen’den önce binmiş arabaya. Sonra ne mi olmuş? Müzeyyen bir kere bile binmemiş; o zaman memleketetlermiş, çocuklarını da almış, otobüsle dönmüş evine. Sonra Müzeyyen’in bir kere bile binmediği arabayı satmış kocası. Ablasının kızı evleniyor, düğün salonuna gidilecek. Araba başka bir akrabasının, ön koltuğa binmek istemiş Müzeyyen ama o an mümkün değil miymiş ne; düğün dememiş, tatsızlık çıkmasın dememiş kavga çıkarmış. Yanına otu...

ŞİMDİLİK BÖYLE

Yine ışık hızıyla geçen bir hafta sonu diyemeyeceğim. Son zamanlardaki hafta sonlarım daha yavaş geçiyor. Ailevi sorumluluklar yüzünden rahatlayamadığımız yaşlar. Hafta içi işte, hafta sonu evde sorumluluk… Keyfim kaçmıyor diyemem ama galiba bir süre böyle gidecek. Umarım daha büyük sorunlarımız olmaz. İş hayatında 20 yılı devirince, işi bırakıp farklı sektörlere yönelen arkadaşlarımızın sayısı artmaya başladı. 9-6 mesaisi yerine daha serbest olacakları meslekleri tercih ediyorlar. Bir arkadaşım seyahat tecrübelerini ve iş disiplinini alıp bireysel turlar düzenlemeye başlamış. Enerji saçıyor, bence başarılı olacak. Bir diğer arkadaşım mindfulness, meditasyon ve kişisel gelişim alanına girmiş. Sevgi dolu konuşmalar yapıyor. Okuldan tanırım; selam bile vermeyen biriydi, şimdi huzur temalı konuşmaları var. Belki gerçekten değişmiştir 😊 Bir başkası alternatif tıp ürünleri satıyor. Hepsi de bu işler için sosyal medyayı aktif kullanmaya başlamış. Bir de her pazartesi “yoksa siz hâlâ pazarte...

NİSANDA YAĞAN KAR

Bahar geldi, bitti bu iş derken yine kar yağdı. Artık tecrübeliyim, mart başlar başlamaz yazlıkları çıkarıp sonra ortada kalmıyorum. Tecrübe başka bir şey. Ama tecrübe aynı zamanda heyecanı azaltan bir şey; sevinci ve bazen mutluluğu. Ama bir yandan da güven veren, huzurlu bir şey. Hep denir ya, bugünkü aklımla 16 yaşıma gitsem mesela. On altı yaş bedeninde, kırk yaşanmışlık… sıkıcı olmaz mı? Olur, ama ben yine de gitmek isterim. Tecrübelerimle gitmek isterim. Çünkü yaşama dair tecrübeli olmak, kendini ve sınırlarını bilmek o kadar güzel ve kıymetli ki.  Peki bu yaşlarda tecrübenin yanına heyecan ekleyemiyor muyuz? Sanırım yapmamız gereken bu. Bu yaşta elbette ki 16 yaş saflığında, tazeliğinde olamayız ama varoluşumuzdaki sevinç ve neşeyi bulup çıkarabiliriz. Aynı hataları tekrar edip durmazsak tadından yenmeyen bir yaşamımız olabilir. Aynı hataları tekrar edip duran tek canlı biz değiliz. Bakın mesela, geçen sene hava sıcaklığı yüksek gitti diye tüm ağaçlar erkenden açtı, sonra bü...

IŞIĞI TAŞAN KADIN

Alımlı bir kadındı Esma. Küçük ilçeye atanali 10 yıl olmuştu. Muhafazakâr, erkek egemen bu ilçede kadın olmaktan vazgeçmedi. Yürüyüşünü, duruşunu küçültmedi. Asılmasınlar diye görünmez olmaya çalışmadı. Makyajını eksik etmedi, gülüşlerini saklamadı, neşesinden utanmadı. Ondandır belki; on tane fotoğrafa arka arkaya baksanız, Esma’nın olduğu fotoğraf ayrı parlardı. “Ben buradayım, kendim gibiyim, hayatı seviyorum” diyen ışığı, kaymakamlığın resmi Instagram sayfasından size sızardı. Önce bir memurla adı çıktı. Sonra evli bir esnafla. “Son arabasını o esnaf aldı” dediler. En son savcı âşık olmuş; kaymakamlıkta sağa sola Esma yazıp duruyor, dediler. Savcı aşkından çılgına dönmüş; lojmanlarda içmiş içmiş, sağa sola Esma diye ateş etmiş, dediler. İlçe küçük, Esma’nın duymaması imkânsız. Canı bile sıkılmadı Esma’nın. İşini yaptı, kahkahasını attı, keyfine baktı. Kendini dar kalıplara sokmaya çalışmadı. Çok da iyi yaptı. Onlar konuştu, Esma yaşadı.

OTOMATİK PİLOTTAN ÇIĶMAK-2

Geçen hafta otomatik pilottan çıkmak için yapılması gerekenlerden söz etmiş ve kendime bir yol haritası hazırlamıştım. Bunlardan ilki ekran süresini azaltmaktı. Çok başarılı oldum sayılmaz, ama denemeye devam edeceğim. Bunun dışında hayatın içine küçük farkındalık anları eklemeyi deneyecektim. Bunu denedim. Zorlandığım anlar oldu ama sürekli tehlikedeymişim gibi yaşamadığımda — yani “odayı süpürmeli, bulaşıkları toplamalı, şunu da yapmalı, bunu da yapmalı” diye zihnim sürekli bana talimatlar yağdırmadığında — yaptığım şeyler daha yumuşak ve güvenli geldi. Hayat, bu zamanlarda daha keyifliydi. Geçen hafta tekrar fark ettim ki, ben bile isteye kendimi tetikte tutmaya çalışıyorum. Gelecekte aynı sorunları yaşamayayım, aynı istismara uğramayayım, hakkımı koruyayım diye sürekli alarm halindeyim. Son zamanlarda unutmamak, boşa düşmemek ve bunu yapanları affetmemek için zihnimde sürekli kötü anılarımı çeviriyorum. Ne büyük bir eziyet, değil mi? Bazı şeylere öyle içerlemişim ki, zihnimde dönüp...

1984 (GEORGE ORWELL)

Ayda bir kitap bitirebildiğime şükrettiğim zamanlar… Mart ayında Celal Üster çevirisiyle George Orwell’ın 1984’ünü okudum. Kitap, 1948’de, Soğuk Savaş başlangıcında komünizme bir eleştiri olarak yazılmış bir distopya olmasına rağmen, kahramanların yaşadıklarının bir kısmı oldukça tanıdık geliyor. Kahramanımız Winston Smith, totaliter bir rejimde dış parti üyesidir. İç parti üyeleri kadar ayrıcalıklı değildir, proleterler kadar da aşağı değildir. Gerçek Bakanlığı’nda çalışan Smith’in görevi, gerçeği rejimin o anki talebine göre değiştirmektir. Örneğin vatandaşa kişi başı 5 kg çikolata tayını verilmesi gerekirken 4 kg verildiğinde, eskiden verilmesi gereken 5 kg’lık tayını geçmiş kayıtlardan silip 3 kg’a düşürmekte; sonrasında da 3 kg yerine 4 kg verildiği için bu durumu alkışlanacak bir gelişme gibi sunmaktadır. Eski bilgiler ise “bellek deliği” denilen bir boşlukta yok edilmektedir. Gerçekliğin “çiftdüşün” ilkesiyle denetim altına alındığı, “yenisöylem” ile dilin unutturulmaya çalışıld...

İZLEDİKLERİM (MART 2026)

Mart ayı soğuk geçtiğinden akşamları pek dışarıya çıkamadık. İki dizi, bir film izledim. Narcos'u izlemeye devam ediyoruz. Nisanda bahçe sezonu açılacağından pek fazla izleyecek vaktim olmaz sanırım.  Bodyguard : 2018 yapımı İngiliz yapımı, heyecanlı ve sürükleyici bir Netflix polisiyesi. Savaş gazisi ve travma sonrası stres bozukluğu yaşayan polis memuru David Budd’ın, İngiltere İçişleri Bakanı Julia Montague’u korumakla görevlendirilmesi sonrası yaşadıklarını izliyoruz. Dizi, Budd’ın içsel savaşını ve aile ilişkilerini anlatırken asıl odak noktasını siyasi entrikalar, derin devlet, suikastlar ve intihar bombacıları oluşturuyor. Temposu yüksek, iç içe geçmiş bilmeceler barındıran bu diziyi biz sevdik. 6 bölümden oluşması sayesinde kısa sürede izleniyor. Adolescence : 2025 İngiltere yapımı Netflix dizisi. 4 bölümden oluşuyor. Başlangıçta polisiye bir yapım gibi ilerlerken zamanla psikolojik bir derinlik kazanıyor. Okulunda bir kızın öldürülmesinden sonra tutuklanan 13 yaşındaki Jam...

MART'TAN NİSAN'A

2026’nın üç ayını bitirdik bile. Bir yazımda, 2026 yılı için aldığım kararları uyguluyorum diye yazmışım. Ama ne kararlar aldım, bugün hatırlamıyorum. Okumak, spor yapmak filandır herhalde. Günlüğe bakmalı… Her ay yeni bir yer görmek de var mıydı? Olsa iyi olurdu ama henüz  gördüğüm bir yer yok. Neyse. Mart benim için biraz yorucu geçti. Belki de bahar yorgunluğudur. Bu yüzden Nisan 2026 itibarıyla aldığım tüm kararları iptal ediyorum. Artık sadece iyi hissetmeye odaklanacağım; zihinsel, fiziksel ve ruhsal olarak. Bunu yapmak için aslında bildiğim şeyler var: zihin için okumak, beden için hareket etmek, ruh için dua etmek… Yani iptal ettiğim şeyler, ironik bir şekilde, zaten bana iyi gelenler. Demek istediğim, bunların hiçbirini yapmamak değil. Sadece zorlamadan, hissederek, kendime eziyet etmeden… Bir görev gibi değil, bir ihtiyaç gibi yapmak.  O zaman da  şu soru geliyor: Disiplin olmazsa başarı da olmaz mı? Ama belki de aradığımız şey başarı değil. Belki biz sadece haf...