Ana içeriğe atla

MİNİMALİZM YENİDEN


 Tükenmişlik sendromu yaşadığım zamanlar, kendime zaman ayırabilmek için minimalizme yönelmiştim. Borçlarımın arttığı zamanlardı, iş yoğunluğundan kendime zaman ayıramıyordum. Minimalizm, kişisel özelliklerimize uygun olarak önemli olanlara ağırlık verip önemsizleri elemeyi öneriyordu.

Sistemin dayattığının aksine, sürekli yeni bir şeyler almak hayatımızı değiştirmiyordu. Satın alırken ki “sen buna değersin” sloganları ile neyi hak ediyorduk? Borçlanmayı mı yoksa eşya kalabalığını mı? Mucize bir ürün, mucize bir çözüm yoktu.

Evde spor yapabilir, sefer tası ile evden yemeklerimizi taşıyabilirdik.

Doğamıza uygun bize haz veren şeyler, hareket etmek, doğada zaman geçirmek, nefes almak, güneş görmek bedel ödemediğimiz şeylerdi.

Bu konuda okudum, izledim ve uyguladım. İşe yaramıştı. Borçlarım bitti, tatile hiç olmadığım kadar hafif gittim. İnsanları umursamıyordum. İnsan insanları umursamayıp yolunda yürüdüğünde daha mutlu oluyor. Yolunuz, inandığınız bir yolsa tabii.

Sonra biraz renksiz geldi minimalizm. Sanki renklerimi kaybetmişim gibi oldu. İnsanlar hayatlarını yaşıyor, ben yaşamıyormuşum, sürekli kendimi kısıtlıyormuşum gibi geldi. Gelmeseydi iyiydi. Yolumdan saptım.

Şimdi farkındalık egzersizleri ile yaşadığımı hissetmeye çalışırken, minimalizmin tekrar kapısındayım. Bakalım kapıyı tekrar açabilecek miyim?

Yorumlar