Ana içeriğe atla

MİNİMALİZM YENİDEN


 Tükenmişlik sendromu yaşadığım zamanlar, kendime zaman ayırabilmek için minimalizme yönelmiştim. Borçlarımın arttığı zamanlardı, iş yoğunluğundan kendime zaman ayıramıyordum. Minimalizm, kişisel özelliklerimize uygun olarak önemli olanlara ağırlık verip önemsizleri elemeyi öneriyordu.

Sistemin dayattığının aksine, sürekli yeni bir şeyler almak hayatımızı değiştirmiyordu. Satın alırken ki “sen buna değersin” sloganları ile neyi hak ediyorduk? Borçlanmayı mı yoksa eşya kalabalığını mı? Mucize bir ürün, mucize bir çözüm yoktu.

Evde spor yapabilir, sefer tası ile evden yemeklerimizi taşıyabilirdik.

Doğamıza uygun bize haz veren şeyler, hareket etmek, doğada zaman geçirmek, nefes almak, güneş görmek bedel ödemediğimiz şeylerdi.

Bu konuda okudum, izledim ve uyguladım. İşe yaramıştı. Borçlarım bitti, tatile hiç olmadığım kadar hafif gittim. İnsanları umursamıyordum. İnsan insanları umursamayıp yolunda yürüdüğünde daha mutlu oluyor. Yolunuz, inandığınız bir yolsa tabii.

Sonra biraz renksiz geldi minimalizm. Sanki renklerimi kaybetmişim gibi oldu. İnsanlar hayatlarını yaşıyor, ben yaşamıyormuşum, sürekli kendimi kısıtlıyormuşum gibi geldi. Gelmeseydi iyiydi. Yolumdan saptım.

Şimdi farkındalık egzersizleri ile yaşadığımı hissetmeye çalışırken, minimalizmin tekrar kapısındayım. Bakalım kapıyı tekrar açabilecek miyim?

Yorumlar

  1. Minimalizmin ne kadar dezavantajları da olsa hayatımdaki bazı şeyleri yoluna sokmuştur. Kısıtlanmak bir yerde işe yarıyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne zaman hayatımda yolunda gitmeyen bir şeyler olsa kendimi minimalizmin kapısında buluyorum. Arzuları dur demek de bir yerde minimalizm ve özgürlük.

      Sil
  2. ben de hemen hemen aynı şeyleri yaşadım. her alanda çok eşya sadece evinde değil zihninde de çok yer kaplıyor. zaten o kadar çok eşyayı kullanmaya imkan yok elindekileri de kullanamıyorsun. sonra bir bakıyorsun kendi kapasiteni de kullanamıyorsun. çok garip. ben toplu bir odanın zihni topladığı kanısındayım. bu olaya iki türlü yaklaşıyorum. birinci bir zaman sadece bir şeyde maksimalist ol. her alanda değil. bir dönem kitaplardı evdeki her boşluğu kitaplık yaptım. sonra artık e kitap ve sesli kitabı sevince artık fiziksel kitapları satmaya hediye etmeye basladım. bir dönem çanta bir dönem kırtasiye bir dönem kozmetik. şu dönemde kıyafet. eve giren her şey için bir şey çıkarınca o dengeyi buluyorsun. birde dönemlik bir şeyleri elden geçirmek. geçen bütün kozmetiklerimi çıkardım. hepsi bitmeden almayacağım dedim. uzun zamandır tuttuğum çoğu şey bitti. haftalık dolabımı düzeltirken de kıyafetleri ayırıyorum mutlaka. ha yine bir dağ var. iyi paraya aldım bir gün giyerim dediklerimi atamıyorum. zaten sıkılırım deyip ucuz da alamıyorum kötü kumaşa tahammül edemiyorum. aman dedim ne zaman geleceğim yirmi yaşlarda bir odamda bir dolabımda engin minimalizmden nasibini almasın.
    uzun oldu seviyorum tosbağa günlük seni okumayı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Söylediğin gibi sıkışmış hissettiğinde bir odayı temizlemek toparlamak, problem hayatın farklı alanında bile olsa güç, tazelik veriyor,sorunla daha enerjik yüzleşebiliyorsun.minimalizmde amaç her şeyi elemek değil bana göre, bize ait hissetmediklerimizden kurtulmak.bu nedenle kıyafetlerin vb kalması gerek bence. Güzel sözlerin için de çok teşekkür ederim:)))

      Sil
  3. İnsan hayatında iniş çıkışlar olabiliyor, bizler sıkılan varlıklarız. Arkadaşlarımla semt pazarına gittiğimizde her tezgaha ağzının suyu akarak bakıp, almaya çalıştıklarında tek bir soru soruyordum. "İhtiyacın var mı?" Bu soruyla karşılaştıklarında duruyorlardı elbette. 😂 ve bir daha benimle çarşıya çıkmamaktan bahsediyorlardı. 🙃 kendi kendimizin denetleyicisi olmayı öğrenmek gerek belki de.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :)) içlerindeki doğruya çağıran melek gibiymişsiniz.:)

      Sil
  4. iskandinavlar ya evleri ne güzel nerdeyse bomboş :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yönetilebilir evler:) gündemsizlikten toplanamayanlar da bunlar değil miydi? Bomboş olunca nolacak?:)

      Sil

Yorum Gönder