“Telefonları açmıyorsunuz, mesajlaşma uygulamasına bakmıyorsunuz. Şeyma Hanım, nasıl iletişim kuralım? Dumanla mı, güvercinle mi????!!!”
“Kusura bakmayın. Diğer telefondaydım, açamadım.”
Bir hışım açtığı telefonla hesap soracaktı ama Şeyma’nın cevabı onu yumuşatmıştı. Zıplayan sinirleri yerine tekrar otururken konuya döndü:
“Yazdığımı görmüşsünüzdür. Müşterinin faaliyetini genel olarak meyvecilik olarak değerlendirebilir miyiz? Yoksa farklı faaliyet konusunu mu seçmeliyiz?”
“Yöneticimle konuşup hemen dönüyorum.”
…
“Görüştüm, aynı faaliyetten değerlendirebilirsiniz.”
“Yazılı görüş alabilir miyiz? İş akışında sorun çıkarsa bizi destekleyecek misiniz?”
“Yazılı görüşe gerek yok, itiraz eden birim bizimle irtibata geçebilir.”
Sözlü teyitlerden hiç hoşlanmıyordu, yazılı belgesi olsa işler tıkır tıkır yürüyecekti ama ne hikmetse her şey telefon teyidi ile halloluyordu. Olumsuz bir durum olduğunda da “öyle dememişizdir, siz öyle anlamışsınız” diye çıkıyorlardı işin içinden. Onlar müşteriyi görmediklerinden işin içinden çıkıyorlardı ama sonradan müşteriyi yatıştırmak, gerekirse kıvırmak size kalıyordu. İlk işe girdiği zamanlarda utanıyordu bundan ama artık alışmıştı. Bir oyun olarak görüyordu.
Evvaaah, altıncı Sabri şubeden giriyordu. Hedef baskısı nedeniyle adamı ikna edip altınını TL’ye çevirmişlerdi. Ama altın beklenenin üstünde artmıştı. Başlangıçta 250 gram altını olan Sabri Bey’in mevduatı artacağı yerde 160 grama düşmüştü.
Son performans toplantısında Başkan, sanki her gün listeler atıp da bunları TL’ye çevirin diyen o değilmiş gibi son toplantıda,
“Evet, bu süreçte altıncılar biraz zarar etti tabii,”
demişti.
Bu kadar.
Ona göre ne vardı.
Şimdi en güzel gülümsemesini takınıp dişinden tırnağından arttırıp biriktiren Sabri Bey’e 650.000 TL’lik zararını açıklaması gerekiyordu…

Yorumlar
Yorum Gönder