Ana içeriğe atla

ÇİĶO BANA GÜVENİYORDU

Her akşam yemekten sonra kedilere yemek vermek için dışarı çıkarım. Düzenli olarak beslediğim iki kedim var. Bu kış Arthur ve Çiko vardı.

Arthur
Arthur

Arthur zor bir kediydi. Yapışkan, laf dinlemez, inatçı… Ona bakanlar kışın şehre taşınınca Arthur da bize yerleşmeye karar verdi. İlk başta ona “Psikopat” adını vermiştim. Sonra baktım ki bizimle yaşayacak, belki adı ağır gelir de biraz soylulaşır diye Kral Arthur’dan esinlenip Arthur dedim. Pek işe yaradığını söyleyemem. Bahçeye adım attığımız anda yapışır, yürümeyi bile zorlaştırırdı. Eşimle Arthur yüzünden az bozuşmadık. Neyse ki kış bitti, sahipleri taşındı ve Arthur da evine döndü.

Çiko bir tekir. Bebekliğinden beri tanırım. Eskiden daha saf, daha sevgi dolu bir kediydi. Zamanla değişti. Her canlı gibi o da hayata olan inancını biraz kaybetti. Anasının gözü, uyanık bir kediye dönüştü. Sedat Peker’in dediği gibi: hayat onu sertleştirdi. Ama yine de kalbimde yeri hep ayrı.

Çiko

Mesafeli kedim Köpük de var. Biz geçen yıl şehre taşındığımızda o da başka bir mahalleye yerleşmiş. Sadece aç kaldığında dağları tepeleri aşarak geliyor. Karizması olan bir kedi. Duruşu var, tarzı var. Ona “kedilerin Kıvanç Tatlıtuğ’u” diyoruz. Bu ara pek görünmüyor.

Köpük

Son kedimiz Sarı Burun. Daha bir bebek. Saf, meraklı, oyuncu… Bizi görür görmez gırlamaya başlıyor. Bu aralar hayatımdaki en güzel renk ne diye sorsalar hiç düşünmeden “Sarı Burun” derim. Sabahlarım onun enerjisiyle başlıyor, akşamlarım onun oyunlarıyla bitiyor. Bu kasvetli dünyada bana verilmiş küçük bir hediye gibi.

Sarı Burun

Her ne kadar iki kediye bakıyor olsam da dışarı çıktığımda mahallenin diğer kedileri de etrafıma toplanıyor. Bir anda dört kedi etrafımı sarıyor ve kovalamaca başlıyor. Çiko Sarı Burun’u kıskanıyor. Bulduğu yerde sıkıştırıp dövüyor. Ben de Sarı Burun’u Çiko’dan korumaya çalışıyorum. Diğer kediler de Çiko’nun yemeğini kapıp kaçıyor. Bu kez de Çiko’yu onlardan korumaya çalışıyorum.

Bu aralar Çiko’nun gözü yemekte değil. Kız peşinde. Mahalledeki bütün erkeklerle ķırıştıran Vikvik ;nedense benim oğlana yüz vermiyor.

Dün akşam yine aynı kovalamacayı yaşıyorduk. Vikvik yemek için beni takip ediyor, Çiko da belki tavlarım diye Vikvik’in peşinden ayrılmıyordu. Ben önde, Sarı Burun’u dövmesinler diye kucağımda taşıyorum.

Bir an canıma tak etti. Vikvik’le Çiko’yu kovayım, Sarı Burun rahat etsin dedim.

Ben kovalayınca Vikvik kaçtı.

Çiko kaçmadı.

Çünkü bana güveniyordu.

Bu durum beni tuhaf bir duygusallığa sürükledi. Güvenmek ve güvenilmek üzerine düşünmeye başladım.

Çiko kendini emniyette hissediyordu. Benim ona bir şey yapmayacağıma inanıyordu. Bana teslim olmuştu.

Güvenilmek kalbimi hem acıttı hem yumuşattı.

Bir yandan da korkuttu beni.

Onu koruyamamaktan korktum.

Elimden geleni yapsam da bazen sevdiklerimi korumaya gücüm yetmiyor.

Bu yüzden bazen hayattan, yıkıcı da olabilen bir güç diliyorum.

Yorumlar