Ana içeriğe atla

Kayıtlar

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 95

  Deep Tone, Ağaç Ev Sohbetleri'nin 95. haftasında sormuş: "Hangi ülkeleri kendinize yakın hissediyorsunuz veya seviyorsunuz? Hangi ülkelerin filmlerini, müziklerini, dizilerini, kitaplarını kendinize yakın hissediyorsunuz veya seviyorsunuz?" Sanırım kendimi yakın hissettiğim bir ülke olmadı. Roma 'yı gezerken iklimini bizim buraların iklimine benzetip yakın bulmuştum. Roma İmparatorluğu'ndan kalan sütunlar aynı bizim buralardaki kalıntılar gibi olduğundan çok tanıdık gelmişti. Yetişen bitkiler, ağaçların kokusu,şehrin tepelerinin  İstanbul'a benzemesi nedeniyle de kendimi en iyi hissettiğim yurt dışı şehriydi. İtalya'yı değil de Roma'yı kendime yakın hissetmiştim. Kitap okurken, film izlerken de seçimlerim uzak bulduklarım, kültürü bize benzemeyenler arasından. Kuzeyliler bize benzemiyor, altı ay gece altı ay gündüz yaşayıp, soğuğa dayanıklı oluyorlar, iri yarı, izbandut gibi insanlar.  Onların bakış açılarını, yaşamla ilgili çözümlerini merak ettiğim...

INFERIS-MAHFİ EĞİLMEZ

Ekonomi blogunu severek takip ettiğim Mahfi Eğilmez'in bu kitabını iş arkadaşımdan bir perşembe günü  sevinerek ödünç aldım. Eşim kitap okumaz, zorla ona kitabı okutmaya kalktım. Cuma günü eşim şiddetli boğaz ağrısı, bense şiddetli bir halsizlik yaşadık. Uyuyunca geçti neyse ki. Pazar günü  kitabını aldığım arkadaşımın korona testinin pozitif çıktığını öğrenince kitabı karantinaya aldık. Sanırım virüsle karşılaşan vücudumuz tepki gösterdi ama antikorlarımız olduğundan hastalanmadık. Eşim ne çekti benden, eve sürekli virüs getirip duruyorum :)) Korona zamanı kitap alışverişi yapmayın diye uyarmak istedim.  Kitaba gelirsek, kitabın başında olayların gerçek kişi ve kurumlarla ilgisinin olmadığı(!) özellikle belirtilmiş :) Olayların geçtiği ülkede büyük kamu ihaleleri belli firmalarca alınmaktadır. Bir gün bu ihaleleri alan şirketlerin birinin patronu bir cinayete kurban gider. Bu kişi ile ülkenin eski kamu ihaleler bakanı arasında rüşvet olduğuna dair isimsiz bir ihbar mektu...

JULIE-JULIA (2009 FİLM)

  Bloglarla ilgili okurken rastladığım bir film Julie&Julia.Hikaye iki kadının gerçek hikayesine dayanıyor.1948'de Paris'te yaşayan yemek kitabı yazarı  Julia Child  (Merly Streep) ile yıllar sonra New York'ta  onun tariflerini deneyip  tecrübelerini blog yazarak paylaşan Julie Powell(Amy Adams) ın hikayesine. İlk başta Paris sahnelerinin beni sıkacağını düşünsem de en çok Paris bölümlerini sevdim. Merly Strep'ten mi, Julia Child'in kendi tarzı mı bilmiyorum, bayıldım bu kadına .Sesine, tavrına, enerjisine bayıldım! Keşke etrafımız Julia Child gibi kadınlarla dolsa, dünya neşeli bir yer olurdu. Filmi çok beğendim.İzlemediyseniz izleyin derim. Konusunu da aşağıya yazdım, izlemediyseniz okumayın :) Konusu: Eşi diplomat olan Julia  Child, eşinin işi nedeniyle bir süre Paris'te yaşar. İri yarı, neşeli bir kadındır. Ayakları büyük olduğundan Paris'in şık ayakkabı mağazaları yerine Paris pazarlarını dolaşır. Zaman geçirmek için önce şapka yapım kursuna yazılı...

AĞAÇ EV SOHBETLERİ #63

  Ağaç Ev Sohbetleri'ni Andromeda organize etmeye devam ediyor. Bu haftaki konumuz deprem. Biz depremler konusunda ne kadar bilgiliyiz ve ne derecede hazırlıklıyız? Ülkemiz fay hatları üzerine kurulmuş, bugüne kadar depremler olmuş, bundan sonra da depremler olacak. Dünyada bilemediğimiz, öngöremediğimiz çok şey var, ama depremin olacağını öngörebiliyoruz, o halde ona göre davranmamız gerek. Depreme bireysel olarak hazır olmaktansa, çoğunluk gibi toplumsal olarak hazır olmak gerektiğini düşünüyorum. Artık ezberlediğimiz "deprem değil, bina öldürür" lafından haraketle bundan sonra yapılacak binaların doğru zeminde, doğru tekniklerle yapılması gerekiyor, önceden yapılanlarınsa kontrol edilmesi ve eksik olanların yıkılması gerekiyor. Yapılması gereken bu kadar açıkken neden yapılamıyor? Öncelikle herkes kolaylıkla "müteahhit" olabiliyor. Belli bir mezuniyet şartı aranmadan 18 yaşını dolduran herkes "müteahhit" olabiliyor. Müteahhit olan kişi yaptığı bina...

ÇILDIRTAN DENGE

Her mevsim bir diğerini özlüyorum, yeni mevsim yaklaştığında da bir an önce kavuşmak için sabırsızlanıyorum. Bu yüzden nisandan kışlıkları kaldırır, renk renk,incecik yazlıkları çıkarırdım. Sonra hava soğur, elim böğrümde kalır, yazlıklara uzaktan hüzünlü bakardım. Bu sene sabırlı olmaya karar verdim, burada hava 13 Mayıs'a doğru, mayıs gülleri açtığında ısınır. Martta dayandım, Nisan'da dayandım, Mayıs'ın ortası geldi, hava 31 santigratları vurdu, tüm montlar yıkandı kaldırıldı, yaza hazırdım artık.. Ben hazırdım  ve fakat sonra havalar saçmaladı bu defa,  bir dereceleri, beş dereceleri gördü, kışlıklar yine çıktı, hala yazı bekliyorum. Benimkiler küçük şımarıklıklar tabii. Bir de bu hava değişimlerin etkilediği çiftçiler, sonrasında da ürünlere ulaşamayacak biz insanlar var. Buğday Derneği' nin bugünü instagram paylaşımında iklim krizinin pek çok şehirde, farklı ürünler üzerinde tahribata neden olduğu, tarla sebzelerinin hasar nedeniyle söküldüğü ve toprağın yenid...

ELMA SİRKESİ

ELMA SİRKESİ  Neden elma sirkesi yapmaya başladığımı hatırlamıyorum. Sanırım mart ayıydı ve dolapta yemediğimiz pek çok elma vardı ve elma sirkesi ile temizlik popüler olmuştu. Hem elmaları değerlendireyim hem de bir şey üretmiş olayım amacıyla yaptım galiba. Öyle kolay ki o gün bugündür yapıyorum. Malzemelerimiz elma, 5 litrelik cam bir kavanoz, bir kaç tane nohut, su ve bir bardak sirke.  Kavanozun üçte ikisine doğranmış elmaları koyup üzerine bir bardak sirkeyi, nohutları  ekliyoruz ve kalan kısmına su doldurup ağzını bir bezle veya tülbentle kapatıp ışık almayan bir köşeye bırakıyoruz.  Elmaların çok büyük olmaması önemli.   Daha önce ışık almayan yerde yapmakla birlikte bu sene yerim olmadığından direk güneş almayan odanın köşesinde doğal ışıkta tuttum; yine de oldu.  Musluk suyu kullanmayın diyorlar, musluk suyuyla da yaptım sorun yaşamadım.  Son yaptığım sirkeyi ekim ayında, elma hasat mevsiminde hediye edilen elmala...

TEK KİŞİLİK ÖLÜM-VEDAT TÜRKALİ

TEK KİŞİLİK ÖLÜM-VEDAT TÜRKALİ "Salt düşlemeye dayanmayan bu romanda gerçek kişilerle ilgili olaylar, konuşmalar aslına tastamam bağlı kalınarak, belge niteliğinde verilmeye çalışılmıştır. Bol belgesel kullanılmış bir film deyin isterseniz." Lise yıllarımda bir kaç kere okuduğum Mavi Karanlık 'tan sonra Tek Kişilik Ölüm  okuduğum ikinci Vedat Türkali kitabı. Daha önce bir kaç kez başlayıp, fazla ilerleyemeden bıraktığım bu kitabı bu sefer bitirebiliyorum. Hüzünlü bir kitap bu. Nazım Hikmet'in de içinde bulunduğu yıllar ve sonrasındaki Türk komünist hareketinin insan ruhlarında bıraktığı izleri, Nazif ve eski eşi Doktor Gülşen aracılığı ile aktarmaya çalışıyor ve oldukça başarılı oluyor. Tepeden tırnağa kasvete bulanmış durumdayım. Romanın yarısı Nazif'in iç hesaplaşması  ile geçerken diğer yarısı Gülşen'in iç hesaplaşmasından oluşuyor. Çok az olaya yer vererek karakterlerin aklından geçenlerle bir kitap yazabilmek müthiş bir yetenek olsa gerek. Kahra...