Ana içeriğe atla

DELİLİK

 


Hep bir sonraki anın peşinde koşuyoruz. Sınavı kazanalım, işe girelim, evlenelim, çocuk olsun, çocuk büyüsün, çocuk işe girsin, çocuk evlensin, emekli olalım... Aklımız hep bir sonraki seviyede, o seviyeye ulaştığımızda aslında beklediğimiz o olmadığından mı hep sonraki seviyeyi arzulamamız?

Hep zamanım olsun, okuyayım, yazayım, sakin olsun, zamanı tutayım, hissedeyim isterdim. Şimdiki iş ortamım buna izin veriyor, öyle sakin ki. Nüfus yok, nüfus olmayınca müşteri yok, kavga yok gürültü yok, çok da bir iş yok. Müthiş bir hengameyle çalıştığım, hafızamı kaybettiğim, sürekli hasta olduğum, hasta olduğumda doktora gidemediğim, üç kişilik çalışmak zorunda kaldığım şube ile ilgisi yok. Hep hayalini kurduğum ortama sahibim ama yine de mutlu değilim, çünkü işe yaramıyormuşum gibi hissediyorum.

Okuyacak zamanım var, çok okuyamıyorum ama okusam da boşluk dolmuyor çünkü okumak pasif bir eylem ve insana bir yaşta anlam duygusu vermiyor. Bir şeyler ürettim, bir işe yaradım, ben bunu yaptım demek istiyorum olmuyor.

Geçmişte yaptıklarım, çözdüğüm problemler belki beni buraya getirdi, hayatımı sürdürmemi sağladı ama onlar da geçiciymiş, buradan, bu noktadan, bu zamandan bakınca kendimi hırpalamaya değecek şeyler değilmiş, ve bakınca anlamlı da değilmiş ama zamanımı dolduruyormuş. O an hayatıma anlam katmış, şimdi olsa çoğunu yapmam.

Yapmam yapmasına da böyle otur otur da olmuyor, acil kendimi adayacak, anlamlı bir şeyler bulmalıyım. Yoksa delireceğim. Tasavvufta “çile” dedikleri, 40 gün süren inzivaya nasıl katlanıyorlar ki. Herhalde bunun sonunda delirmezlerse derviş oluyorlar. Ya deli, ya derviş oluyorlar. Derviş olamayacağıma göre deliliğe yakınım.

Yorumlar