Ana içeriğe atla

Kayıtlar

KELİME OYUNU 96-KALP

Kelime Oyunu'nun 96 . hafta kelimeleri Deepsi'den: Yangın-Tütsü-Işık-Döşeme-Dudak KALP Altı aydır ses yoktu. Özlemişti ama yapacak da fazla bir şey yoktu.İçinde büyük bir yangınla yaşıyordu uzun zamandır. Anahtarı aldı. Kalbinin kapısını açtı. En dipteki, en uzak odaya gitti.  Işığı  yaktı.Adamı ulaşılması  en zor olan o odaya koydu.Işığı kapattı. Odanın kapısında yedi kilit vardı. Tek tek hepsini kilitledi. Yürümeye başladı..Vazgeçti, geri döndü. Yedi kilidi tek tek açıp odaya girdi. Adamın ceplerine naftalinleri yerleştirdi.Anılarının bozulmasına gönlü razı gelmemişti. Sonuçta onun anılarıydı, bu konuda kimseye hesap vermek zorunda değildi. Yedi kilidi tek tek kilitledi özenle. Vazgeçmemek için hızlı hızlı yürüdü.Topuklu ayakkabılarının döşemede çıkardığı sesle ,gözünden dudaklarına süzülen göz yaşının sesini aynı anda fark etti.  kalbinin içinde yürüdükçe kalbi acıdı. Kalbi ayrıldığında beri acıyordu. Yine de şükretti. Sevdiği için, aşık olduğu için şükretti. Ya b...

BLOGGER KİTAP KULÜBÜ (BKK)-EYLÜL 1.AY ŞATO-FRANZ KAFKA

 She is the man ‘in kurduğu, açılışını Kaplan Diary’nin yaptığı Blogger Kitap Kulubü’nde ilk ay Franz Kafka’nın Şato’sunu okuduk.  Dün akşam itibariyle kitabı bitirebildim. Daha önce hiç kitap kulübü deneyimim olmamıştı ama hep istediğim bir şeydi. İyi de oldu. Bir yerde bu konuda yazmaya dair sorumluluk hissetmem kitabı biterebilmemde etkili oldu, yoksa bu kitap çok sürünürdü elimde. Anlayacağınız kitap çok sarıp sarmalayamadı beni, itiraf etmeliyim ki biraz sıkıldım. Yapı Kredi Yayınları’ndan İlknur Özdemir çevirisiyle okuduğum kitap  K. nin başından geçenleri anlatıyor. Kitabın başında esrarengiz bir Şato’ya ulaşmaya çalışan K. Şato’ya ulaşmak için rastladığı köylülere sorular sorarak yardım ister. Ancak karşılaştığı kişiler, Şato’ya korkuyla karışık saygı duyan tuhaf kişilerdir. Ve aslında kimse de ne Şato hakkında, ne de orada çalışan memurlar hakkında doğru dürüst bilgiye sahiptir.  Bir ulakla gelen haberle, kadastro işi olmayan köye kadastrocu olarak atandığın...

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 162

 Ağaç Ev Sohbetleri’nin bu haftaki konusu Deepsi’den: “Kitap okurken kitaba notlar alır mısınız? Satırların altını çizer misiniz? Nasıl  çizersiniz? Kitaplarını kaplar mısınız?” Kitap okuma alışkanlığımı babam sayesinde kazandım. Daha okumayı öğrenmeden Can Çocuk serisi alınmıştı. Babamla birlikte kırmızı ve mavi renkteki iki ayrı kaplama kağıdı ile kaplayıp etiketlemiştik. O zaman köyde oturuyorduk kütüphane veya kitaplık yoktu. Doğru dürüst ev bile yoktu. Mutfaktaki terek denilen, tabakların konulduğu rafların en üstü bizim kitaplarımıza ayrıldı. Tek tek numaralayıp fihriste kaydettik. Kütüphane profesyonelliğinde olmuştu benim kitaplık. Babamın yaşama sevinci vardı o zamanlar,  güzel günlerdi. Çocukluğum 80 lere denk gelir, o zaman nesnelere ulaşmak zor olduğundan olsa gerek kıymetliydi her eşya. Kitapların altını çizmezdik. Sevdiğim kitapları iki kez, üç kez okurdum. Sevdiğim sözleri altını çizmeden hatıra defteri dediğimiz kalpli, güllü defterlere kaydederdik.  ...

KELİME OYUNU 95

  Haftanın kelimeleri yine Deepsi’den: : Beyaz/Nefes/Ayak/Şans/Tokat LANET Mİ, LÜTUF MU? Sıradan görünmeye çalışan sıra dışı bir adamın öyküsü bu. Böylelerini bilirsiniz,   hayat onlara pek çok yetenek vermiştir   ama dikkat çekmek istemez, “küçük” oynarlar. Dışarıdan baktığınızda sabah sekiz, akşam beş çalışan, sıkıcı bir memur dersiniz;   spotlar kendine dönmesin diye sesini çıkarmaz o da. Mustafa   onlardan biriydi. Her gün tertemiz giyinir, işine gider, tüm evrakları özenle tasnif eder,   gelmesi muhtemel teftişe hazır sürdürürdü hayatını.   Çok titiz, planlıydı. Hayatın her dakikasını planlamaya özen gösterirdi. Öyle ki evleneceği kızı   bulmadan önce düğün salonunu tutmuş; kızı bulma işini de salon tarihine yetiştirmişti. Sabah beşte kalkar, her bir köşesini özenle tasarladığı bahçesinde ney üflerdi güvercinlerine. Yan flüt çalardı. Sadece nefes li çalgılara değildi yeteneği. Gitar, saz, davul…. Çalmadığı enstrüman yok gibiydi. Bu ye...

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 161

Deepsi bu haftanın konusunu şöyle vermiş: Dünya dışı bir canlı varlık ile (yaratık, alien gibi) konuşma şansınız olsa ona önce ne dersiniz?" Selam uzaylı! Öncelikle gezegenimizin güzelliklerini göstermek istiyorum sana. Ağaçlara, çiçekler, kedilere, dünyadan yıldızların görünüşüne bakalım mi? Ama önce aç mısın? Yemek yiyor musunuz siz? Açsan lütfen şöyle,utanma. Evde yemek olmasa bile dışardan pide söyleriz. Dilimizi biliyor musun?  Senin cinsiyetin de yok. Elbisesiz üşümüyor musun? Cildin de yumuşacıkmış ama buruşmuş mu ne? Dünyada botoks diye bir şey var, biraz kalırsan hallederiz. Eee anlat bakalım,hangi gezegendensin, hayatın anlamı ne? Yaratıcı, öte dünya hakkında neler biliyorsunuz?Para diye bir şey var mı?Enflasyon diye bir şey var mı? Yönetim şekliniz ne? Nereye uzaylı? Gitti...Hakli, konuşturmadım ki :((

KELİME OYUNU 94

    Kelime Oyunu’nun 94. Hafta kelimelerini;  Deep tone vermiş:  “kelebek-hilal-küre -çatlak -ova”  . Ben bu ara kötü insanların yerine geçip, toplumda ahlaksız olarak nitelendirdiğimiz konular hakkında yazmak istiyorum. Yazar her konuda yazabilmeli değil mi? Ama fark ettim ki okuduğum kitaplar içimde yaşıyor, sanki yazarken okuduklarımı tekrar yazıyorum. Bugün kötülük dolu oldu öyküm. Enerjinizi aşağıya çekebilir…  YENİ HAYATIN İLK GÜNÜ Her akşam olduğu gibi apartman kapısını açtı. Birkaç basamak çıktıktan sonra asansör kapısının önüne geldi, asansöre binip, her günkü gibi altı numaraya bastı. Hiç şaşmazdı. Kurulmuş saat gibi.. Pek çok insan aynı değil miydi? Oysa o gün o , herkesten farklı biri olmuştu. Asansörden inip kahverengi çelik kapıyı açıp evine girdi. Kovid sonrası alışkanlıkla lavaboya yönelirken gözü dünyayı sırtında taşıyan Atlas heykeline takıldı. Koca küreyi sırtında taşıyormuş gibi olduğu çok olmuştu. Pısırık, korkak Volkan…. Kendi dertleri...

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 160

    Ağaç EV Sohbetleri tüm hızıyla devam ederken bu haftanın konusu Deep Tone’dan gelmiş: Şu anki yaşamınız ve gelecek için korkularınız nelerdir? Aile veya çevre değil sadece sizi ilgilendiren korkularınzdan bahsedelim. Eskiden çok korkum vardı. Kırk yaşıma girince  baktım ömür geldi geçiyor. Hayat  korkularla, endişelerle yaşamak için çok kısa. Bir de şunu fark ettim, zihnim sürekli endişe ve korkularla doluydu, bunların binde biri bile realiteye dönüşmüyormuş meğer.  Son altı aydır Yoga With Adrienne’le günlük ortalama yarım saat yoga yapıyorum. Yoga yapanlar bilir, zihin istemeden boşalıyor, korku, endişe kalmıyor. Bu iyi yanı olsa da, kötü yanı boş bir levha gibi olmak. Gelecek ya da geçmiş gelmiyor insanın aklına; marketten alacaklarımı filan unutuyorum, liste yapıp listeyi unutuyorum filan. Eşim çıldırıyor. Olsun, ben bir yerde denge bulacağıma inanıyorum. Korkularım azalsa da yine de korktuğum şeyler var. Bir uzvumu kaybetmek mesela. Ve delirmek. Birkaç ...