Ana içeriğe atla

Kayıtlar

BKK-ŞUBAT 2023/ YERYÜZÜNE DAYANABİLMEK İÇİN YAZILAR-TEZER ÖZLÜ

  Blogger Kitap Kulubü 'nün altıncı kitabını Yüreğimin İklimi önerdi: Tezer Özlü/Yeryüzüne Dayanabilmek İçin Yazılar. Tezer Özlü kitap kulübü sayesinde haberdar olduğum bir yazar. 1945 yılında doğan yazar Almanca-Türkçe  çeviriler yapmış; pek çok dergide sinema, kültür yazıları yazmış; az sayıda kitap yazmış. Erkenden, 43 yaşında kanserden ölen yazarın Milliyet Sanat, Halkçı gibi dergilerdeki yazılarını kardeşi Sezer Özlü toplamış, ve Yeryüzüne Dayanabilmek İçin Yazılar olarak yayınlamış. Kitaptaki 27 yazı; yazarın Kafka, Zweig gibi yazarlar hakkında düşündükleri, bir dönem yaşadığı Almanya'daki kültür sanat festivalleri ve burada gösterilen filmler, yayınlanan kitaplar üzerine. Yazılarından sinema ve edebiyat tutkunu olduğu anlaşılan yazarın hassas ruhunu da hissedebiliyoruz. Yeryüzüne dayanabilmek için yazan yazar; yeryüzünden kaçmak için sanata, edebiyata sığınmış gibi görünüyor. O dönemin aydınlarında görünen memleketin dertleriyle dertlenmek, çözüm aramak da yazarın kafa...

İÇERİSİ-DIŞARISI

Gökyüzünün altında söylenmemiş söz kalmadı diye bir şeyler okumuştum sanki. Öyle de olsa insan konuşmak, yazmak, söylemek istiyor. Tekrar etmek, içindekileri dökmek. Bu konuda da çok söylendi, yazıldı. Bir kere de ben yazayım. İnsanın içinde tek bir kişi yok. Çizgi filmlerdeki melek ve şeytan gibi. Benim içimde  mesela, bir tane alçakgönüllü ben var; bir de ukala, gösteriş budalası. İkisi aynı anda nasıl var olabiliyor anlamıyorum. Alçakgönüllü olanı seviyorum, diğeri yoruyor beni. Gölgelerimiz, karanlığımız dedikleri böyle bir şey mi? Sadece bu ikisi olsa yine iyi. Hesapçısı var, pasifi agresifi var, iyi kalplisi var, bir de katil olmaya meyillisi. Bu kadar kalabalıkken yine de yalnızlık çekebiliyorum.  Doğan Cüceloğlu diyor ki içimizle dışımızı ne kadar eşitlersek, maskelerimizden ne kadar kurtulursak o kadar mutlu oluruz. Mevlana diyor ki ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol. Peki içimiz bu kadar kalabalıkken nasıl olacak?İçimizde bu kadar çelişki varken?  Sanı...

MASKE

  Dünya acaip bir yer. Bir sabah uyandığında gözüne cennet gibi gelen dünya, diğer sabah bataklık gibi geliyor. Bazen seyre doyamazken, bazen öleyim bitsin diyorsun . Son bir yıldır yaşam enerjim tavanken dünya bana toz pembe görünüyordu. Şimdilerdeyse gözlüğümün pembe camları siyaha boyanmaya başladı. Aslında sorun dünyada değil de insanlarda. Kabuğum olmasın istemiştim, hepimiz aynı özden gelmiştik, hepimiz yaratıcının suretleriydik diye düşünmüştüm. Olduğum gibi davranmaya, insanlara sevecen yaklaşmaya çalışmıştım. Yanılmışım. Kabuklarımız bizi istismardan koruyan sınırlarımız. Onun için çok kıymetliler. Bunu kabullendim ama en sevdiklerimin, hayatımın tam ortasında  olanların iyi niyet dediğimizi suiistimal etmesini kabullenemiyorum. Benim sana iyi davranmış olmam sana beni yirmi dört saat arama hakkını vermez ki? Benim hayatımın her saniyesi ile ilgili hesap sorma hakkını da vermez. Ne yapalım, sürekli dikenlerimizi mi çıkaralım? İnsanca davranmayalım mı?  Bu ara bu ...

BKK-OCAK 2023/ GORIOT BABA-BALZAC

  Blogger Kitap Kulübü'nde Ocak ayında Sevimli Kitaplar'ı n önerisi ile Goriot Baba'yı okumuştuk. Deprem sonrası kendime yeni gelebildiğimden ancak yazabiliyorum. Balzac'tan daha önce Vadideki Zambak ve İki Yeni Gelinin Anıları kitaplarını okumaya çalışmış ancak haz almamıştım. Bunları bitirebildim mi hatırlamıyorum. Balzac'a karşı ön yargım vardı.Maalesef bu kitapla da Balzac'ı sevemedim. Ben sevmesem de Balzac Fransız edebiyatının en güçlü romancılarından sayılıyormuş. İnsanın kusurlu doğasını, paraya, şatafata, güzelliğe olan düşkünlüğünü kaleme alan yazar, betimlemelerdeki ustalığı ile biliniyormuş. Balzac'ı öne çıkaran bu özelliklere Goriot Baba romanında da rastlıyoruz. Yoksul, sonradan yoksullaşan insanların yaşadığı  Vaquer pansiyonunun uzun bir tasviriyle başlıyor kitap. Kitaba adını veren Goriot Baba'da bu pansiyonerlerden biri. Eskiden un, şehriye tüccarı zengin bir adamken iki kızı zengin adamlarla evlenip  sosyeteye girebilsin diye elindeki ...

DEPREM

6 Şubat gecesi 4.17 de uyandım. Sallanıyorduk, eşimi uyandırdım. Öylece yatakta oturup geçmesini bekledik. Hemen biterdi. Bu seferki bitmek bilmedi. Uyuduğumuz odanın kapısı çarpıyordu, kalktım kapattım. Bizim şehrimiz deprem şehri değil diye biliyorduk. Ne bir yaşam üçgeni düşünmüşlüğümüz vardı, ne de kaçmaya dair bir refleksimiz. Adana'ya yakındık. Acaba Adana'da mı oldu derken ikinci sarsıntı başladı. Baktık iş ciddi, dışarı attık kendimizi. Herkes dışardaydı zaten. Biz bunları yaşarken Hatay'da, Maraş'ta, Adıyaman'da binlerce insan ölmüş. Öyle bir sallanmışlar ki yürüyememişler bile.Kaçamamışlar. Ertesi gün her şey normalmiş gibi işe gittik. Her şey normalmiş gibi sabahın dokuzunda müşteri geldi, ekspertiz raporu belli oldu mu diye sordu. Biz bunları yaşarken meğer insanlar enkaz altından bağırıyorlarmış, bizi kurtarın diye , bir sürü evden bir sürü ses geliyormuş da kimseler gelmiyormuş kurtarmaya. Öğlen mesai başlayınca yine büyük bir sarsıntı oldu. Şubeden dı...

ESİNLENMEK/ETKİLENMEK

Momentos'un Blog Dünyasında Bu Hafta 39  yayını dinleyip yorum yapınca, yedinci haftada benim blogumdan söz ettiğini öğrenip dinledim. Momentos bana bir zamanlarda evde denediklerimi hatırlattı. Arka balkonda dolu bekleyen kompost kovamı hatırladım, çöplerimi toprakla buluşturup, yeni atıklarımı kovaya koydum. Ayrıştırdığım piller ve yağlar aklıma geldi, en kısa zamanda onları da oldukları yere göndereceğim. Özetle sevgili Momentos 'tan etkilenip tekrar yola koyuldum. Sonra ilham veren insanlar hakkında düşündüm. Dünya nüfusu 8 milyara yaklaşmış. 8 milyar farklı insan olsa da bazen günlük hayatta -iş hayatında özellikle- herkes aynı geliyor,  internete şükrediyorum.Yobazların interneti şeytan olarak görmelerine şaşmamak gerek, gerçekten ufuk açıcı. İnternet olmasaydı bulunduğum dar çevrenin fikirlerinden sadece kitaplar aracılığıyla bir nebze sıyrılabilirdim. Oysa internet önüme bir sürü dünya sunuyor. İnstgramda dünyanın farklı yerlerinden, farklı konularla ilgilenen insanlar...

RUTİN

Rutin, her zaman yapılan, alışılmış olan demekmiş. Bir konuda başarılı olmak, sonuç elde etmek için istikrarla yapmak, rutine oturtmak gerekiyor. Bir müzik aleti çalmak, spor yapmak gibi. Rutin olarak yaptıklarımız kişiliğimizi ve hayatımızı oluşturuyor; kaderimize doğrudan etki ediyor. Ne zaman üzülsek, sıra dışı bir şey yaşasak dengeyi bulmak için rutinlerimize sığınmamızı öneriyor uzmanlar. Rutinler bizi hayata demirliyor,  rutinler güvenli limanımız oluyor.Hayvanlar, bitkiler için de öyle. Düzenli sulanmak istiyor bitkiler, hayvanlar aynı şekilde sevilmek istiyor. Bedenimiz her gün aynı saatte yatıp, aynı saatte kalkmak istiyor. Ama bazen de öyle oluyor ki rutinler prangalarımız oluyor. Kurulmuş robot gibi hayatlar yaşamaya başlıyoruz. Gözümüzün feri sönüyor. O zaman rutin öldürür diyor uzmanlar. Yeni bir şeyler öğrenin, yeni bir yoldan yürüyün diyorlar. Bunu diyen uzmanlar da haklı. Uzmanlar hep haklı zaten. Rutinler zincire dönüştüğünde yeni bir şehir görmek, yeni bir yoldan ...