Ana içeriğe atla

ÇİKO'YA VEDA


Teyzemin iki oğlu vardı. Büyük oğlu Sezer çekingen, sessiz bir çocuktu. Tabaktaki bisküviler biter, tekrar isteyemezdi. Küçük oğlu Mert ise zar zor yürürken bile bisküviler bittiğinde, ayağa kalkar, kendinin yarısına gelen tabağı alır, tekrar bisküvi doldurur getirirdi. Kimseye fikrini sormazdı. Benim Çikom da Mert’in kedi haliydi bence.

Hiçbir kedi dostumu kendim seçmediğim gibi, Çiko’yu da ben seçmedim. Arka komşumun orada doğmuş, onlar da hep yaptıkları gibi bebekken hoplatıp zıplatmışlar. Çiko’yu yavruyken görürdüm, hızlı hızlı gelir, bulduğu mamaları yer giderdi. Onun geçtiğini görür sesimi çıkarmazdım.

Sonra bizim bahçeye daha çok gelir oldu. O zaman Köpük vardı, Köpük de sanırım Çiko çocuk diye sesini çıkarmazdı, yoksa döverdi.

Başlangıçta istemedim. Hatta gitsin diye kovaladım, suyla ıslattım. Eşim bahçedeki kaldırımlar kirleniyor diye kızıyordu. Annesi bize sık sık geliyor ve kedilerden nefret ediyordu. Kedilerle ilgilenince kıskanıyor, tekmelemeye kalkıyordu. Kendisi ruhen hasta bir insan. Ruhen hasta, yalnız, yaşlı ve eşimin annesi. Toplumsal yapımızı düşününce bunlar onu aşırı haklı bir yere oturtuyor. Neyse, ne diyorduk?

Çiko’yu kovsam da gitmedi, peşime takılır, her yere beraber giderdik. Onu kabullendim, sevdim, sevdiği mamaları aldım. Her sabah beni işe uğurluyor. Ben arabaya bindikten sonra göbeğini hoplata zıplata uzaklaşıyordu.

Çiko bana yapışmasın, yemeğini yesin de çabucak gitsin diye ona sevdiği yemeği pişirmeye başladım. İyice doysun sonra da gitsin de öfkenin hedefi olmasın istiyordum. Çiko kuru mama yemez, bazen yaş mama yer, çiğ et yemez, kırmızı et yemez, tavuğu haşlanmış yemez, airfry da ızgara tadında sever. Ben de birazcık delilik olmalı, düzenli olarak yemek pişirdim ona. Eşim deli olurdu. Yine de yaptım. Hem Çiko’yu korumak istiyordum hem de Çiko benim için Gezi Parkı’ndaki ağaçlar gibiydi. Aslında mesele hem kediydi, hem değildi. Benim alanımı korumamın, kendi isteklerime sahip çıkmamın, kendi evimde kendim gibi olabilmemin, o evin benim olduğunun ve orada benim kurallarımın geçerli olduğunun sembolüydü.

Muhtemelen Çiko’nun beslendiği tek ev değildik. Atma Ziya gibi pek çok evi geziyor, onun için de yemek beğenmiyordu. Tüyleri parlak, canlı, sokak kedisi tüyü gibi değildi.

Benim gibi pek sesi çıkmazdı. Çok nadiren miyavlar, miyavladığında da ne cılız miyavlardı. İsteklerini daha çok bakışlarını dikerek anlatırdı. Sabit bakışları, boş bakışları vardı. Eşim taklit eder bazen.

Önce göbeğini açar. Yerde iki yuvarlanır, sonra kafasını okşatır, sonrasında yemeğini yerdi. Bazen kafasını daha çok sevdirirdi. Dışarı çıktığımda yine peşimde gezer, yürütmezdi.

İzindeyken arkadaşlar besledi, dönünce üç gün daha geldi, sonra gelmez oldu. Sokaklarda gezip adını çağırdım çıkmadı. Oğlum bir kere düştü sıkışıp kaldı mı bilmiyorum. O kadar güzeldi ki belki biri alıp gitmiştir. Ya da daha iyi hizmet sunan bir bölgeye gitmiştir. Bilmiyorum.

Benim hayatımdan bir Çiko geçti. Dört yıl hayatımı renklendirdi, çok yorduğu zamanlar oldu. Düşündükçe kalbim sızlıyor, umarım iyisindir Çiko. Ama öldüysen de üzülmüyorum. Bu güzelim dünyanın kötülüklerinden kurtulmuş oldun. Teşekkür ederim.

Yorumlar