“Gaz vanasını kapattım mı? Kapattım galiba. Aman yataktan kalkamıcam.
Annem yatmamıştır.Annemle babam hâlâ kavgalı mı ki? Üff onlar da yıllardır öyle, yapacak bir şey yok. Onların da iletişim dili bu.
Düşünme, düşünme..
Ne çok kart hedefi vermişler? Nereden bulacağım? Geçen ay da tutmadı...
Düşünme, düşünme..
Bak dün yemekte bana laf soktu o Aslı. Ağzının payını vermezsen olacağı bu. Kendi işini çok düzgün yapıyor gibi.
.....
Soğuk mu ne? Yönetici yakmıyor. Ne biçim apartman.
Düşünmesene kızım!”
Dili-di-dit-dili-di-dit-dili-di-dit..
Alarmın sesi o geceki beş dakikalık meditasyon denemesinin sonuna geldiğini gösteriyordu.
Yine zihni daldan dala atlamıştı. Çoğunlukla uykuya yeniliyor, yenilmediğinde zihnini izliyor, fakat meditasyonda başarılı olduğunu da pek düşünmüyordu.
Havalar soğumaya başlamış, işe giderken karanlığı, işten gelirken karanlığı gördüğü günler başlamıştı. Sabah kalkabilmek için telefonunun alarmını 6:30, 6:35, 6:40 ve 6:45'e kurdu. Bu telefon kapanır da maazallah işe gidemez ve dünyamız yok olur diye de iş yerinin verdiği telefonunu da 6:42 ve 6:44'e kurdu.
Uyandıktan sonra, 5 dakika da sabah zihnini izlemeye, susturmaya çalışıyordu. Ne diyordu notlarda?
“Zihni eğitmeden ötesine geçemezsin. Zihin doğaya ait. Aşkın bilince ulaşmak için zihnin ötesine geçmelisin. Yavaş yavaş, kademe kademe odaklanma açılacak. Zihninle en küçük atomdan, uzaya kadar ulaşabilirsin. Burnunun ucuna odaklanırsan daha keskin duymaya başlayacaksın, ince güçlerin gelişecek. Zihin girdaplarından kurtul..”
Horrr.. Samsa her zamanki gibi öyle yorgundu ki, gerisini hatırlayamadan uykuya daldı.

Yorumlar
Yorum Gönder