Ana içeriğe atla

Kayıtlar

MÜŞERREF'İN YEĞENİ

Pupanın içindeki, Bir lahana kelebeği, Duvara çizik atıp duran, Çıkmak için gün sayan. Kelebek heyecanlı, Annesi gibi şanslı, Bol güneş, her yer çiçek, Bahçede hayat tatlı. Sanıyor herkes öyle, Tanımıyor Müşerref'i, Büyük büyük teyzesini, Ve apartman dairesini. Bir insan çantası, Oldu onun felaketi, Aldı gitti Müşerref'i, Şehir ona bilinmezdi. Üç kelebek gününü bile, Görmedi büyük teyzesi, Nerede fırsat eşitliği, Bu mu kader dedikleri? Bilmiyordu pupadaki, Mutluydu her bebek gibi, Görürseniz söylemeyin, Bırakın sevsin güneşi.

HAFTANIN KEDİSİ:KARA KAFA

  Cinsiyeti : Erkek Yaşı : Genç Yetişkin Rengi : Beyaz yoğun, kafa üstü, kuyruğu ve bir bacağı siyah. Elementi : Sulu bir ateş. Ateşi güçlü ama vıcık vıcık bir tarafı da var. Ses : Açlıktan ölecek gibi miyavlayarak tüm mahalleyi inletir. Fiziki Özellik: Gideri var. Karakter Özelliği: -Tuttuğunu koparan (ateş) ama dilenci gibi yapışarak (su), -Korumacı bir yanı olan, Sarı Burun’u büyüten. -Diğer kedilere saygısı olmayan, kızların ve zayıf kedilerin yemeğinde gözü olan. -Her zaman daha fazlasını isteyen, -Diğer erkeklerce kovulmasına rağmen geri dönebilen, inatçı, -Bacağa sürtünme işini aşırı abartan, tüm kasları ile tos tos vuran, dikkat çekemezse patileri ile pıt pıt vuran (burası çok hoşuma gitti), karşı tepki gösterirseniz saldırmaktan çekinmeyen. -Önüne koyulan yemeğin daha iyisi olabilir diye diğer kedilerin yemeklerini de tek tek koklayıp sonrasında kendi yemeğine dönebilen bir kedi adam. Kara Kafa ile Sarı Burun üst sokağa taşındığında tanıştım. Sarı Burun’u koruyup kollayan,...

GÖKYÜZÜNE ÇEVİR YÜZÜ

Bugün hayat yavan gibiydi, yazmak istemiyordum. Odamdaki camdan başımı çevirdim ve gökyüzünü gördüm. Böyle açık mavi gökyüzünün içinde beyaz bulutlar bana hep gerçek dışı gelir, bir türlü alışamadım. Yine gördüm ve dünya sihirli dedim. Sanırım biz sihrini kaçırmak için elimizden geleni yapıp sonra şikayet ediyoruz. Bundan sonra sihrin içinde, doğada daha çok zaman geçirmek için kendime söz vereyim o halde. Eskiden tutamazdım ama artık kendime verdiğim sözleri tutuyorum. Yaşlandıkça değişmedim sanıyordum ama değişiyormuşum. Sanırım artık kendimi daha çok önceleyebiliyorum. Daha önce sevdiklerime ya da hayatımda olan insanlara iyi gelecek diye daha çok veriyordum. Ama ben 10 birim veriyorsam bu onların hayatında 0,5 birim değişikliğe neden oluyormuş, bense 10 birim vereceğim diye helak oluyormuşum. Herkes hayatında şikayet ettiği şeyden besleniyormuş, aslında durumu değiştirmeye çalışmıyormuş vesaire vesaire. Neyse şairin dediği gibi “görmek istersen denizi, gökyüzüne çevir yüzü...” İç A...

2020 SAMSA'SI (6. BÖLÜM)

O gün bulutlar, mektubun gizemini vurgularcasına tuhaftı. Kahramanımız mektubun şaka olduğunu düşünüyordu düşünmesine ama yine de parka gitmek üzere hazırlandı. Hazırlandı derken ev eşofmanlarının üzerine uzun montunu giyerek paspallığını kamufle etti. İşin ucunda Serkan’ın olduğuna emindi ama yapacak kayda değer başka işi de yoktu. Evden çıktı, üç dakika sonra mektupta bahsedilen parka gelmiş, çınar ağacını bulmuştu. Şansına parkta kimse yoktu. Yine tarif edildiği gibi, ağacın altındaki taşı buldu. Serkan’ı görmek için etrafına baktı, kimse görünmüyordu. Taşı kaldırınca altından A4 kağıda basılmış ve jüt iple bağlanmış bir tomar kağıt çıktı. Kağıtları aldı, etrafa baktı, hâlâ şaka diye bağıran kimse yoktu. Eve gidip yazanları okumak için sabırsızlanıyordu. Rutin hayatına biraz hareket gelmiş gibiydi. Bütün bunlar Pazar günü oluyordu. Pazartesiye kadar önünde koca bir akşam vardı. Tüm akşamı notları inceleyerek geçirmeye karar verdi. Yarın işyerinde üstünden geçeceklerdi. Eve doğru yol...

SOĞUK

Dışarda yağmur var, hava oldukça soğudu. Şubeye geldim, sigara kokuyor. Mutfakta içmeye izin veriyoruz da bu kadar kokmazdı. Sigarayı mı arttırdılar ne? Rahatsız olduğumu söyleyince eski müdürün odasında müşterilerle sigara içtiğini söylüyorlar. Başka yer de gösteremiyorum. Personelin de huyuna gitmek gerekiyor, çalışmazlarsa hedefler tutmaz. Ama leş gibi kokuyor. Mutfağa hava temizleyici alsak çözebilir miyiz? Ocak bütçesinde olabilir. Şimdilik pencereleri açarak çözmeye çalışmalı. Gözlerim kapanıyor. Çaktırmadan uyumaya çalışıyorum. Evde olmak için neler vermezdim. Haftaya bir günlük uyuma izni isteyeyim. Tabii uyuyacağım diye izin alamam. Mantıklı bir gerekçe sunmalı. Oysa insan hak ettiği yıllık izni gerekçe sunmadan kullanabilmeli. Çocuğum olmadığından iş hayatım boyunca izin almak için gerekçelerim sınırlı oldu. Çocuğumun ateşi çıkmadı, okula başlamadı, veli toplantısı için çağrılmadım, karne törenine gitmem gerekmedi. Gerekçe sunamadığımdan izin isteyemediğim zamanlar oldu. Hoş ...

EYLÜL 2026 RAPORU

Bugün eylülün son günü. Çalışırken ayın hangi günü olduğunun, hangi saat içinde olduğumuzun daha çok farkında oluyorum. Tatilde ayın kaçı olduğunu unutuyorum. Aslında zamanın farkında olmak kötü değil. Emekli olanlara bakıyorum, ayın kaçı olduğunun farkında olanlar hayata daha bağlı; ayı, günü unutanlar savrulup duruyor. Mutluluktan savrulanları hariç tutuyorum. Ağustos dökümünü yaparken daha sakin ve yavaş tempolu bir eylül geçirmeyi planlamışım. Bunun için eylülde bilinçli olarak kitap okumadım. Kitap okumak için gün içinde zaman ayıramıyordum; işe gelirken ve giderken okumaya çalışıyorum, bu da üstümde baskı yaratıyordu. Ben de bu ay okumadım, biraz rahat bıraktım kendimi. Yoga için de enerjim yoktu. Mevsim geçişine adapte olmam gerekiyordu. Bu ay yoga anlamında da yüklenmedim kendime. Bunun dışında havanın erken kararması, gecelerin uzaması ister istemez insanı yavaşlatıyor. Dinlendim ama keşke daha erken uykuya yatmayı becerebilseydim. Bunu yapamadığımdan sinüzitim azdı, onu çözme...

HAFTANIN KEDİSİ- SARI BURUN

Cinsiyeti: Erkek Yaşı: Genç Rengi: Beyaz;kulakları, kuyruğu sarman sarısı, sırtında iki sarı top şekli var. Kuyruğu karakteristik, büyük bol tüylü. En karakteristik yanı burnu. Elementi: Bebekken avatar adayıydı. Ama Çiko sürekli döverek içine korku tohumları ekti. Ateş elementi geriledi. Toprak (aidiyet), hava (iletişim) ve su (duygusallık) elementleri dengeli. İlerde ateşini yükseltirse avatar olabilir. Ses: Bebekliğinden beri sesle iletişimde iyi. Evden ayrıldığımı duyunca taa arka bahçeden miyavlayarak kendini fark ettirirdi. Şimdi de mahallede Sarı Burun deyince bahçelerin içinden önce “veüv” diye bir ses geliyor, arkasından bu koşa koşa geliyor. Fiziki Özellik: Köpük kadar olmasa da yakışıklı bir kedi. Burnu en karakteristik tarafı. Kuyruğu oldukça gösterişli. Karakter Özelliği: — Her daim meraklı olan, — Kendi ruhuna ve başka ruhlara saygı duyan, ne kendini ezdiren, ne başkasını ezen, — Yaşama hevesi ile dolu, — Asla pes etmeyen, yeni araziler bulup keşfeden, her seferinde başk...

PAZARTESİ SENDROMU

  Cuma buranın halk pazarı. Genelde diğer günler sakin olur, pazartesi biraz hareketlidir, cuma curcunalı geçer. Bugün diğer günlerin aksine biraz kalabalık bir pazartesi. Kasa 20 bin açık verdi, kameradan bulduk, neyse ki kameralar var. Tabii tüm öğle arası kamera izleyerek geçti. Beynimi hissetmiyorum. Üstüne dünkü güneşli havanın tersi, buz gibi bir hava. Ne iyi ettim de masa altı ısıtıcı aldım kendime, donardım yoksa. Bir ben üşüyorum. Zaten hormonlarımın heyheyi var. Dolunay diğer yandan... Bir bana böyle, reseptörlerim çok hassas; bak güvenliğe, kısa kollu geziyor. Güzel bir hafta sonu geçirdim sayılır. Kayınvalide geldi cumartesi, Boncuk şapşalı da yapıştı, gitmedi. Neyse ki kırmızı çizgimi dört yılda da olsa anlatabilmişim. Boncuk tekmeyi yemeden sağ salim atlattık. Ama gerek var mıydı gerçekten? Bana kimse pençelerini göstermese de hakkına saygı duyarım, hassasiyetlerini gözetirim. Bu nedenle başkalarının uyanıkça, kurnazca, sınırları ihlal ederek davranmasını anlamakta zo...

LEYLEKLER GİDERKEN

Benim ilacım doğa. Hayvanlar, bitkiler... Ara ara eve çekilip uyuyup, makarna yedikten sonra doğaya salınırsam mutlu bir birey olabilirim. 😍 Güzellikleri görmek ve fotoğraflamak için gözümü dört açtım ve göç eden bir leylek sürüsü çıktı karşıma. Sabah buz gibi hava iliklerimize işlerken durup leylekleri seyrettik. Sonra yanından her geçtiğimizde sırt üstü yatan bir adam yüzü gördüğümüz dağ da burada yer almalı diye düşünüp onu da fotoğrafladım. Öyle böyle geçirdiğimiz bu haftayı leyleklerle güzel kapattığımı düşünüyorum. Şanslı biri olduğumu düşündüğüm zamanlar da olmuyor değil. 😍

AYNI YERDE

Yazmak, geriye dönüp bakmanın ve nerelere takıldığını, nerelerde ilerlediğini görmenin bir yolu. Blogumun en sadık okuyucusu benim muhtemelen. Ne olmuş, ne bitmiş, ne düşünmüşüm? Dönüp dönüp bakıyorum. Blogun yanında günlüklerim de var tabii ama onlar artık iyice karanlık tarafım, pek objektif sayılmazlar. Bir de  günlüklerimdeki el yazımı okuyamıyorum 😊 Neyse işte sonbahar geldi. Her sene olduğu gibi yaza tam hakkını verememişim gibi hissediyorum. Bir taraftan da sonbahara, karanlığa, soğuğa yavaş yavaş alışıyorum. Hatta uzun geceler hoşuma gidiyor, dinlenebiliyorum. Uyuyabiliyorum. Mesela sabah yola sis çökmüş, dağ yolu önünü göremiyorsun, diğer taraftan masalsı bir tarafı var. Güzel yani. İşte yıllardır aman yazı severim, yok yok kışı severim, uyku da uyku yazıp durmuşum. İlerlemekten ziyade aynı yerde dönüp durmak benimkisi. Uzun ince bir yol var da ben aynı yerdeyim. Buradan da göçüp gidecek gibiyim. Ama bugün mutluyum, bunu dert etmiyorum.

2020 SAMSA'SI (5. BÖLÜM)

Biri şaka mı yapıyordu? Yoksa seçim nedeniyle siyasi propaganda broşürü müydü? Zarfı açtı. “ Aramıza hoş geldin, Seni uzun zamandır izliyoruz, Sabrın, dayanıklılığın ve iyi niyetinden dolayı dört elemente hükmetmenin yolunu öğrenmeye hak kazandın. Bunun için Sevgi Sokak’taki parka gel. Oraya senin için inisiyasyona giden bir harita bırakacağız. Yolu seçip seçmemeye karar vermen icin haritayı eve göndermedik.  İyi düşün, geri dönüşü olmayan bu yola girmek isteyip istemeyeceğinle ilgili kararını ver. İmza: KARDEŞLİK” “He, he, tabii… Üff… Kesin Serkan’ın işi bu, oltaya gelmemek lazım. Aman, Sevgi Sokak’ta şurası canım. Gidip bakmaktan ne zarar gelir ki?” 1. Bölüm 2.Bölüm 3. Bölüm 4.Bölüm

MECBUR MİNİMALİST

Önceki gün baktım bütün işlerim birikmiş, her şey üstüme üstüme geldi, küçük çaplı minimalizm atağı geçirdim. Aldım poşeti elime, açtım çekmeceleri, uzun zamandır elime almadığım ne var ne yok attım. Kovid dönemi maske taktığımızdan gözlüklerim buğulanıyordu, buğu önleyici duruyor, onu attım mesela. Bir daha ihtiyacım olmaz inşallah, çok para vermiştim. Mısır nişastası, buğday nişastası... Yemeği zor yapıyorum, değil ki nişastalı bir tatlı vesaire yapmak. Dün de devam ettim, tarihi geçmiş yulaf ezmeleri vb. vardı, onları attım. Oh bee... Yıllardır minimalizm şöyle böyle derim, evde eşya kalmaması lazım ama işte bir yerlerden birikiyor yine. Tetikte olmak lazım. Bak işte yine anda kalmaya, farkında olmaya geldik. Mükemmeliyetçi değilim. Sadece bu dünya düzeni insanı mutsuz ediyor. Bu olmamalı diyorsun... Düzenli beslenmeye kalksam spor yapamıyorum, spor yapsam düzenli beslenemiyorum. Onu yapsam bu olmuyor, bunu yapsam o olmuyor.  Bu arada biz de yaşlanıyoruz. Yaşlanmaktan ziyade yaş...

HAFTANIN KEDİSİ:KÖPÜK

Cinsiyeti : Erkek Yaşı : Orta yaşlı Rengi : Beyaz, sırtında gri bir yuvarlak var, kuyruğu ince, iki ton gri renkli, kulakları gri. Elementi : Hava Ses : Sesini iyi kullanır. Camın arkasından öyle miyavlar ki geldiğini duyarsınız. Yanına gidince de mızır mızır sesler çıkarır durur, sürekli konuşur. Fiziki Özellik: Yakışıklı, karizmatik, kedilerin Kıvanç Tatlıtuğ’u. Karakter Özelliği: -Büyükada’da otururken iflas etmiş, fakirleşmesine rağmen duruşu bozulmamış entelektüel, -Canı tatlı, siyasal yelpazenin soluna yakın bir liberal, -Her şeyden korkan, yemeğini yerken sürekli etrafı kolaçan ettiğinden yemek yemesi zaman alan, -Zorunlu olduğunda kavgaya giren ama hep yenilen; gözünü yaralamış veya yüzünde pembe derisi çıkmış olarak ortada gezen, tüylerini yolduran, -Fiziki temas sevmeyen, o isterse sevdiren veya temas eden, -Yemeğini yedikten sonra yüzünüze bakmayıp karanlıklar içinde kaybolan bir beyaz şövalye, Yıllar önce Ağaç Ev Sohbetlerinin 44. Haftasında yazdığım yazıda bir kedi istedi...

MEVHİBE

  86 yaşındaki Mevhibe’nin ölümü bizi şaşırtmıştı. İki ay önce pankreas kanseri teşhisi konulan Mevhibe’nin kanseri yeneceğini ve mahalleye döneceğini düşünmüştük. Kanseri ona yakıştıramamıştık, hayat doluydu çünkü. Bizim kaygılandığımız meselelere kaygılanmadı hiç. “Ekonomik özgürlüğüm olsun, kendi soyadımı alayım, babam beni okutmadı” gibi meselelere takılmadı. Ağa kızıydı, yokluk görmedi. Babası baskın bir karakterdi, anasını atasını bilirdi bilmesine de evlenince kocasını en öne koydu. Maviş gözlerini kocaman açar, dudaklarını büzer “Cevdet’im bilir anam, o her şeyin en iyisini, en doğrusunu bilir” derdi. Amor fati miydi, kaderini sev dedikleri, sanırım kaderini sevdi Mevhibe, sorgulamadı. Şimdi bunları duysa “sen ne dersin ben duymam? Amor fati mi? Saçma saçma konuşma” derdi. Dedikoduyu çok severdi. İletişim diyelim. Ne diyorlar şimdi? Networkü çok gelişmiş. Mahallede hangi apartmanda kim yaşıyor, kim taşındı bilirdi. Sabah evden çıkarken, sabahın 7:30’u, karşı camda Mevhibe, ...

ORTA SÜTUN

Son zamanlarda fotoğraf çekmediğimi fark ettim. Fotoğraf çekmek fark etmenin, odaklanmanın bir yolu. Hiçbir şey bulamazsam doğaya bakardım. Bu ara ihmal etmişim. Eksikliğini hissediyorum. Açıkçası bu aralar ne yaptım pek de anlayamadım. Hava 19:15’te, eve geldiğimde kararmış oluyor, çıldırıyorum. Hiç yaşamamış gibi oluyorum. Netflix’te Mezarlık izlemeye başladım. Akşamlarımı bununla doldurunca başka bir şeye zaman kalmadı. Güzel dizi, kaliteli çekimleri özlemişim. Ama kabul etmeliyim hayat döngüm şu an için akşamları dizi izlemeye müsait değil, hafta sonu belki. Instagram kaydırmayı bıraktım bu defa diziye sardım. Kendimi iyi hissetsem mesele etmeyeceğim de aradığım şey bu değil. Kendimi uyuşturup durmak bana iyi gelmiyor. Neyse ki bugün itibariyle enerji seviyem yükselmeye başladı. Yarı bulanık bilinç halimden sıyrılıyorum. Jung diyor ki iyi bir ruh sağlığı için deliliğimizi yüzeye çıkarmalıymışız. Özellikle burası benim deliliklerimi yansıttığım bir yer. İyi geliyor. Ama dengeli gitm...

ZAMANIN HÜKÜMDARI

  Zülal, takı kutusunu çıkardı. On yıldır orada duran saati eline aldı. Normalde saat kullanmayı sevmezdi, ağır gelirdi. Ama artık zamanı üstünde taşımanın zamanı gelmişti. Pili bitmiş saati alıp saatçiye gitti. — Buyur abla. — Abi bunun pili bitti, bakabilir misin ? Taraflar birbirlerine abi ve abla diye hitap ederek tamamen iş için orada olduklarını, birbirleri için zinhar kötü düşünmediklerini üstü kapalı bir şekilde deklare ettiler. Özellikle Zülal için bu rahatlatıcı olmuştu. Artık daha rahat davranabilirdi. — Hımm, eski modellerden, artık üretilmiyor bunlar. Ama bir bakalım? Evet varmış, yalnız biraz tuzlu kaçabilir. 2000 TL. — Pahalı ama yapacak bir şey yok. Benim için hayat memat meselesi. Takıver sana zahmet. — Öğrenci misin? Zülal durdu,kendisi hakkında gereksiz bilgi vermişti; adam ikinci kanala geçecek gibiydi, gülümseyerek gözünü gözüne dikmişti. Hemen gevşeyen yüz kaslarını toparlayıp ciddiyetle konuştu: — Değilim. Oldu mu, çalıştı mı? — Buyur abla, oldu. Zülal saati...

ALT TARAFI OKUMA LİSTESİ

Blogger okuma listesi neredeyse bir haftadır çalışmıyor. Dijital çağ için bu oldukça uzun bir süre. Düzelsin diye uğraşmadıklarına göre, demek ki buralar artık pek önemli değil, para getiren yerler değil. Her şeyin değerinin para ile ölçülmesi ne kötü. Kötü ama mantıksız değil. Para insana özgürlük getiriyor. Zaman kazandırıyor, paran varsa katlanmak zorunda olduklarını, sevmediğin insanları hayatından uzaklaştırmak kolay oluyor. Para sağlığı geri getirmese de sağlık hizmeti alırken daha insanca muamele görmeni sağlıyor, azarlanmanı engelliyor. Benim için paranın önemi buradan gelse de konfor için, lüks için para peşinde koşanların sayısı az değil. Blogger'ı yönetenlerin de daha çok para kazanacakları yerleri ön plana almaları normal aslında. Ne diyebiliriz ki? Ama kötü be. Güzellikler yaşayalım diye para peşinde koşarken, güzellikleri yok etmek, kaçırmak, saçma sapan bir şey. Ben çocukken kimsenin parası yoktu, kaset peşinde koşardık, ayakkabı peşinde koşardık, ama mutlu olmak kol...

HAFTANIN KEDİSİ: VİKVİK

Cinsiyeti : Dişi Yaşı : Orta yaşlı Rengi : Gümüş gri tekir, göğüs kısmı ve patileri beyaz Elementi : Elementleri dengeli.Biraz erdemli olsa Avatar olabilirdi.  Ses : Vikvik diye sürekli ses çıkardığından adını buradan aldı. Sesle iletişimde iyi. Fiziki Özellik : Pek çekici değil. Karşı komşu boz kedi diyor. Karakter Özelliği: ×Kendini, kedi soyunun devamına adamış, sürekli doğuran, ×Yatmadığı kedi kalmayan, tam bir aşk kadını, (onun bedeni, onun hayatı) ×Bu erkekler bunda ne buluyor diye sorduran, ×Kimseye acımayan, her koşulda hayatta kalabilen, tam bir Amazon, ×Her durumda temkinli ve tetikte olan, yemek kapmak için yanımda yürürken beni her adımda “kıh” diyerek tehdit eden, ×Asla göbeğini açmayan, her gün benden yemek alsa bile asla kendini salmayan, sürekli uyanık, ×Yemek seçmeyen ama diğerleri daha iyi bir şeyler yiyor mu diye bakmaktan geri durmayan bir kedi. Vikvik dört yıldır hayatımda. Kedilerimin yemeğini çalıyor diye çok kovaladım. Asla vazgeçmedi. Çevik, atletik, hayat ...

DİKEN ÜSTÜNDE

  Günün kararmaya başladığı, şehrin can havliyle  son çığlıklarını attığı vakitler. Akşamüstü  dedikleri, kim düşünüyor bu kelimeleri, nasıl akıllıca... Akşamüstü gürültüsü Ebru’nun Amerikan mutfağına ulaşamıyor, içerisi oldukça dingin. Hilal, Ebru’yu ziyarete gelmiş. — Sütü neden ocakta ısıtıyorsun? — Biraz ılıtıyorum. Yoksa makinenin yaptığı kahve sıcak olmuyor. Makineyi de yeni aldım ama o kadar mücadeleden sonra, bir de makineyle, tamirle uğraşmak istemedim. Böyle çözüyorum, önce hafif ısıtıp sonra kahve yapıyorum. Kahvesi mis gibi oluyor ama. Sen latte seversin. — Yerleşmişsin bile. Ben geç duydum, atlardım yardıma gelirdim, bilirsin. — Eve yerleşmek en kolayıydı. Evimi kafamda yıllardır öyle çok yerleştirdim ki, hiç zorlanmadım. — Anlatılanların aksine iyi gördüm seni. — Çok şükür, iyi miyim bilmem ama huzurluyum. Kendimi kimseye kanıtlamam gerekmiyor. Şu resmi alalı on yıl oluyor, onun evinde asamamıştım. Zevklerimi küçümser dururdu. Ben de gerçekten zevksizim sanı...

NE KADAR SÜRER BU HEVES?

  Doğu şiveli genç adamın üçüncü kez otobüsün arkasına gelişi, — Abi bak rica ediyorum, o ayakkabılarını giy, ayakkabı çıkarmak yasak. — Ya ne var kardeşim, sana ne. Ne var çıkarsam? Rahat edemiyorum. — Abi bak rica ediyorum, ne diyeyim, ayakların kokuyor mu diyeyim. Bak seni rencide etmemek için demiyorum. Giy abi ayakkabılarını. Tövbe tövbe... Gidip önden oda spreyi getirip sıkıyor. Sonra tekrar otobüse sesleniyor. — Emniyet kemerlerimizi takalım. Mecbur kemerleri takıyoruz, kimilerimiz söyleniyor; genç muavin otobüste bir standart oluşturmaya kararlı görünüyor, canını dişine takmış, üşenmiyor, tek tek kemerleri kontrol ediyor, eğilip ayakkabılara bakıyor. Bir dinlenme tesisine yaklaşıyoruz. Genç adam bizi hevesle bilgilendiriyor: — 10 dakika mola. Tuvalete gidebilir, sigara içebilirsiniz. (Hee hee, içimden gülüyorum, sigara içebilirmişiz, izin verdi.) Mola sonrası çay servisi var. Boğazım ağrıyor, yatışsın diye sadece bir bardak sıcak su alıyorum. O kadar yorgunum ki... Bir el o...