Ana içeriğe atla

Kayıtlar

FERHAT’IN AHLAKI

  - Al şu bıçağı, kes beni! -Napayım seni kesip? Paramı ver! -Allah şahidim olsun yok. Al kes beni, sen de kurtul, ben de kurtulayım. -He sübhanallah, git kardeşim. Tövbe tövbe… İkisi de biliyor bunun tiyatro olduğunu. Adam kendince samimiyetini gösteriyor. Ferhat bununla ilgilenecek durumda değil.  Kurban arefesi, Ferhat’ın elinde hayvan kalmamış. Cepte ne var dersen 30 bin TL. 2 milyonluk mal satan adamın cebinde doğru dürüst harçlık yok. Millet kapora verdi gitti. Kalan kurbanda dediler. Kendi borç ödemeleri geldi ama güneş enerjisi döşeteceği adam fena çarptı Ferhat’ı. Avansını aldı, işi yapmadı. Şimdi "kes beni" diyen bu. Öbür taraftan çoban. Afgan çobana kimlik çıkartma hatasına düştü. Kimlik çıkarınca bir sabah bakıyorsun adam çekmiş gitmiş. Çoban da bulamadı. İş başa düştü. “Eee Ferhat Efendi, akılsız başın cezasını çek bakalım.” - Alo, buyur baba. Hee? Ver arabayı. Bu fiyattan yükseğine bulamayız. … -Yok, 1000 TL’lik benzin var içinde, onu çekip napalım. Ama bak aküy...

EVE ÖVGÜ

Chatgpt tarafından üretilmiştir. Yağmurlu bir Ankara akşamı, otobüsten inen Aysun adımlarını hızlandırıyor. Topuklu ayakkabıyla ne kadar hızlanmak istese de zor. İş çıkışı spor ayakkabılarını giymeyi yine unutmuş; akılsız başın cezasını ayakları çekiyor. Yolda içine su birikmiş çukurlar işini daha da zorlaştırıyor. Ama Aysun mutlu, günün en güzel zamanına beş kalmış. Apartmanın kapısını açıp asansöre doğru ilerliyor. 8. katın düğmesine basıyor. Ve işte sonunda… Evinde. Kapıyı açınca yüzüne bir sıcaklık vuruyor. En sevdiklerinden. Soğuk bir akşamda eve girince yüzüne vuran ısı. Eve girmeden önce minik bir duası var: “Allah’ım evim sevginin, huzurun, neşenin, dürüstlüğün yuvası olsun. Dışarıdaki karanlık ve kargaşa içeri giremesin.” Müşterilerle, müdürüyle ve iş arkadaşlarıyla üç ayrı cephede savaş vermiş gibi yorgun Aysun, böyle zamanları atlatmak için uyguladığı acil durum planını devreye sokuyor. Önce gidip üzerine en rahat eşofmanını giyiyor. Sonra mutfağa geçip yarım paket salçalı s...

MAYISI DEVİRİRKEN

Tam yaz geldi derken havalar yine soğudu. Soğuk ısırıyor. Bu dengesizliğe dayanamayıp hastalandım. Uzun zamandır böyle olmamıştım, neyse ki uyku var da uyuyunca iyileşiyoruz. Günler hızla akıp geçiyor. Mayısı da devirdik. Yılı yarıladık sanırım. İş ev döngüsü devam ediyor. Annemle babamın sağlık sorunları yeni gündemimiz olacak gibi duruyor. Yaşlandıkça çocuklaşıyor ve doktora gitmeyi, ilaç almayı reddediyorlar. Umarım zor bir hastalıkla mücadele etmek zorunda kalmayız. Bahçe işleri devam ediyor. O bitkiyi buraya, şunu oraya taşıyıp duruyoruz. Bizim yapamadığımız, alet gerektiren birtakım işler var ama adam bulamıyoruz. Çoğu peyzajcı işi beğenmez olmuş, zahmet edip geri dönmüyorlar bile. Biraz beceriniz varsa, biraz alet edevata yatırım yaparak para kazanılacak yollar var diye düşünüyorum. Bende beceri yok da olanlar sadece küçük işlere giderek geçimlerini sağlayabilirler. Örneğin duşakabin raydan çıkıyor, yaptıracak adam bulamıyoruz. Zor ve yaşlı kedi Arthur geri döndü. Artur, Çiko, S...

2026 DOĞA NOTLARI (BAHÇE İŞLERİ 2)

Bu sene hava biraz soğuk gitti. Üstüne bolca yağmur yağdı. Hâlâ kısa kollu giymeye geçebilmiş değiliz. Zaman zaman bu durumdan şikâyet etsek de bol yağış, bitkilerin coşmasına neden oldu. Her yerde kır çiçekleri, dizimizin altına kadar uzanan otlar… Otların arasında yürürken ıslanan çoraplar… Bu sene her şey daha canlı sanki. Zambaklar da su seviyor olmalı. O kadar yağmurdan sonra hepsi boy attı ve aynı anda açtı. Onlara bakınca gözlerimiz mora doyuyor. 2024’te öyle çok kayısı olmuştu ki ağacın dalları yerlere kadar eğilmiş, kırılmasın diye destek koymuştuk. Sonrasında o kadar kayısıyı ne yapacağımızı bilememiştik. Karşı komşu bize kayısı veriyordu, biz ona. Biri kayısı getirince sinirlenilen bir seneydi. 2025’te hava sıcak gitti, ağaçlar erken açtı. Sonra eksi on yedilerde büyük bir don afeti yaşadık. Hâliyle bir tane meyve yoktu ağaçlarda. Bizim birkaç ağacımız mesele değildi elbette; meyvecilikle geçinenlerin canı çok yandı. Neyse ki soğuklar uzun sürdü bu sene, ağaçlar geç açtı. Şi...

RUH SAĞLIĞININ REÇETESİ-2

Ruh sağlığının reçetesinin “kendini tanımak, sevmek ve sınırlarını korumak” olduğu söyleniyordu. Bunun üzerinde düşünmeye devam ederken çoğu zaman başkaları ile değil, kendi içimdeki düşmanla savaştığımı, en büyük engelin kendi iç sesim olduğunu, kendi iç sesimle mücadele etmekten dış dünyaya sıra gelmediğini fark ettim. İçimdeki mükemmeliyetçi eleştirmen her an ve her durumda öyle tantana çıkarıyor ki, ne olanın bitenin farkına varıyorum ne de benim mükemmel olmamı sağlıyor. Hata yapmamak için her an tetikte ama içindeki cızırtıdan enerjik değil. Dikkatim sürekli içimde, dışarda akan sosyal hayatın farkında değilim. Okuduğum birkaç kitap kendini tanımak için kendi kişisel anayasamızı yapmamızı öğütlüyordu. Daha önce denememiştim, son okuduğum kitapta görünce bu sefer oturup kurallarımı yazayım dedim. Böylece hem kendimi tanımış hem de sınırlarımı görmüş olacaktım. Regl döneminde olmam nedeniyle biraz yavaşlamam gerekiyordu. Ama iyi yaşlanmak ve fit kalmak için de her gün spor yapmam g...

SİHİRLİ ANLAR

Çocukluğumdan beri hissettiğim sihirli anlar var. Bu anlarda büyük bir sistemin içinde olduğumu anlıyorum, o kadar güçlü bir his ki ağlamak geliyor içimden. Çoğunlukla doğayla, yaşayanlarla bağ kurduğumda oluyor bu. Çocuğum, sabahın serinliği, Uşak’ta köyümüzdeyiz, her yer ıssız, sadece guguk kuşlarının sesi. Hem ürkütücü, hem de büyüleyici. Sonra annemin, “biz çocukken yağ döktüm, ben korktum” der eşlik ederdik diyen sesi. Yine köydeyiz. Annem, ben, kardeşim. Yazlıkta, yıldızların altında uzanmışız. Issız. Gece sessiz, ama sessizliğin de sesi var. Üstümüzdeki karanlığa ve sessizliğe teslim olmuşuz. Güzel bir gece. Yine bir yaz günü, köydeyim. Annemle babama yapılmış bir göz odada yatırıyorum. Cam açık, bir esinti geliyor, ürpertiyor. Her zamanki serinlikten farklı bir tadı var. Sabah evimdeyim. İşe gitmem gerek. Verandada uyumuş kediyi, biz işteyken takıldığı bölgeye koymak için kucaklıyorum. Kedi kendini tamamen bırakıyor. Peluş oyuncak gibi. Onun o teslimiyeti içimi eritiyor. Nasıl ...

KADIN OLMAK ZOR

Mahallemizde erkek kedilerin sayısı, dişi kedilerden hep fazla olmuştu. Bu sene dişi kedi sayısında bir artış var. Geçen sene bir dişi kedi gelirken bu sene üç dişi kedi düzenli olarak bahçemize geliyor. Onları bir taraftan aç bırakmamaya çalışıyorum; bir taraftan da samimi olmamaya, bağ kurmamaya çalışıyorum. Neden? Çünkü üreyebilirler. Bu durum canımı acıtıyor aslında. Kedi de olsan kadın olmak sıkıntı. Zaten onlarda da erkek kedilerdeki rahatlık yok. Hep ürkekler, hep temkinliler. Bu aklıma insan kadınları getiriyor. Kadın olduğu ve doğurduğu için işe alınmaktan imtina edilen cinsimizi. Bankalar yurt dışından sendikasyon kredisi almak isterse, kredi veren kuruluşları karbon ayak izleri, sürdürülebilirlik kapasiteleri, kadın istihdam oranları gibi konularda ikna etmeleri gerekiyor. Belirli oranda kadın yönetici çalıştırmak zorundalar örneğin. Bu oranı tutturmak için de nerede en uzak yer var, en küçük yer var oralarda sözüm ona kadın yönetici çalıştırıyorlar. İşimde iddialı değilim a...

LEYLAK ZAMANI

Kış başında mutfak lavabomuz tıkanmış, küçük banyomuzu kırarak sorunu çözmüşlerdi.  İşi yapan usta, eğimin doğru verilmediğini, üç ay kadar idare edeceğini ve tekrar tıkanacağını söylemiş, kesin çözümün yazın yapılacak su hattının dışarı taşınması olduğunu söylemişti. Üç ay değil de, dört ay sonra dün akşam lavabodan akan su geri tepti. Bütün bulaşıklar yığılı kaldı. İnşaat sezonu olması nedeniyle usta önümüzdeki pazartesi gelebiliyor, bir hafta nasıl yapacağız bilmem. Ev küçük; bir şey yerinden oynayınca ortalık hemen dağılıyor. Bir de ikimiz de çalışınca zaman kısıtımız var zaten, tüm işlerimiz aksıyor. Oysa bizim program bahçeyi düzenleme, ev temizletme gibi daha keyifli işler içeriyordu. Havalar güzelken olması iyi de keşke bayram öncesi olmasaydı. Neyse… Baharın bitmesine 15-20 gün kaldı. Mayıs gülleri hava soğuk seyrettiğinden açamadı, ama leylaklar her yerde. Bu sene leylak yılı mı ne? Eskiden bu kadar dikkatimi çekmezdi ve bu kadar güzel gelmezlerdi gözüme. Mahallemdeki duv...

KARANLIĞA KARIŞAN

  AHMET'İN HİKAYESİ-2 - Lan Soner, bizim üniversitede niye kız arkadaşımız olmadı lan? Olum ne salak, saplarmışız.Bacım yanlış anlama, benim hanımımın da başı açık, afedersin ben o zamanlar başı açık kızları fahişe olarak görürdüm. Kızın biri bana “tanışabilir miyiz?” diye sormuştu. O an beynimden vurulmuşa döndüm. Tacize uğramış gibi hissettim. Uzun süre atamadım içimden. Ahmet yaşamadığı gençliğine üzülüyor belli. Kadehin yarısını dikiyor tepesine. - Başka bir gün karşı masada nasıl güzel bir kız var, bana da bakıyor. Üstümde eski püskü bir ceket, Mehmet kendi ceketini çıkardı. “Al lan, bunu giy kızın yanına git” dedi. Dedim “ne diyeceğim?” “Tanışabilir miyiz de?”  Gittim kızın yanına. Dedim, “tanışabilir miyiz? Kız “dersim var sonra görüşelim” dedi. Görüşmeyelim demedi. Kaldım öyle, Mehmet bana söylememiş sonra ne diyeceğimi. Dersin ne zaman bitecek, seni nerede görürüm dememişim. Sonra başladı kafamın içindeki ses: Günah-sevap, günah-sevap, helal-haram, helal-haram. Helal-...

DEPREMİN ÜÇÜNCÜ GÜNÜ

AHMET'İN HİKAYESİ-1  - Depremden önce ağzıma içki koyan adam değildim. Depremin üçüncü günü başladım içmeye. -Allah’a mı kızdın? Sizi yalnız bıraktı diye? -Haşaa, ona kızmak ne haddimize. Sadece benim yaptıklarımın onun nezdinde o kadar da önemli olmadığını fark ettim. -Yardım geç geldi, insanlar çığlık çığlığa öldü, dediler. -Bak ona kızdık ama Allah’a değil. Kuzenimi dokuz saat sonra çıkardık. Öyle kokuyordu ki abisi ağzını burnunu sardı da yanına girebildi. Düşün kıştı, yaz olsa kokudan şehre girilmezdi. Nasıl bir çaresizlik... Adam kelli felli müdür, altına kaçırmış, bir sundurma altında ateş yakmışız. El kadar bebeler, çaresiz insanlar ve kelli felli müdür. Ne olursan ol, öyle garibandın ki. Deyip önce içkisinden bir yudum aldı, sonra sigarasından bir fırt çekti... Ahmet Maraş’ta bir imamın oğlu, dokuz kardeşten biri. Müteahhit olmuş, iş adamlarındaki özgüven gelmiş oturmuş halesine. Artık 50 yaşına yaklaşırken kafası karışmış, yolunu şaşırmış, eşiyle problemleri var, iki günl...

RUH SAĞLIĞININ REÇETESİ

Ruh dediğimiz aslında gözle görülmeyen, içimizdeki öz diye tanımlanabilir sanırım. Ruh sağlığını da içimizdeki öz’e uygun yaşayarak sağlıklı kalmak olarak tanımlayabiliriz. Ruh sağlığının bozulması da içimizdeki öz’e uygun yaşamamaktan kaynaklanıyor o zaman. Dünyada milyarlarca birbirinden farklı insan, milyarlarca farklı “öz” olduğunu göz önüne alırsak da hepimizin reçetesi farklı olacak ama reçetenin genel çerçevesi aynı kalacaktır. Ruh sağlığımız bozulduğunda kitaplara da koşsak, doktorlara da koşsak, internete de koşsak hepsinin verdiği reçete aynı oluyor: “Kendini sev, sınırlarını koru.” Bu noktada ilk yapılması gereken “öz”ümüzü (kendimizi) bilmek; arzularımızı, yeteneklerimizi, sınırlarımızı ve kapasitemizi tanımak. Sonrasında da bunu sevmek gerekiyor. Arzuları, yetenekleri nasıl biliriz? Bir şey bize coşku veriyorsa o bizim arzumuzdur. Bir şeyi kolaylıkla halledebiliyorsak, nasıl olduğunu fark etmeden akıp gidiyorsa, ellerimizde çözülüyorsa o bizim yeteneğimizdir. Arzumuzu buld...

KARİZMATİK ALKOLİK

Erhan şeytan tüyü olan insanlardan. Kolay iletişim kurar, kendini sevdirir, zekidir, yardımseverdir. Kısa boyuna rağmen yanağındaki tek gamzesi mi yoksa hınzır bakışları mı onu çekici yapar bilinmez. Yine kendisi gibi canlı, enerjik, liseden arkadaşı Reyhan’la inişli çıkışlı, kavgalı barışmalı bir ilişkiden sonra, güzel bir düğünle evlendiler. Biri kız, biri oğlan iki güzel çocukları oldu. Orta sınıf, düzenli bir memur ailesiydiler başlangıçta. Önce Erhan yoldan çıktı. Reyhan’ı aldattı. Bir kez de değil üstelik. Sonra Reyhan aldattı. Erkek aldatınca atlatılır, kadın aldatınca boşanılır; onlarda da öyle oldu. Bundan sonrası Erhan için tepetaklak bir gidiş. Dozunda alkol alan Erhan, her gece içmeye başladı. Hayatına giren çıkan kadının sayısını kendi de unuttu. Kızlar seviyor diye arabasını satıp, yere yakın Seat FR aldığını anlatırdı. Çok çalışkandı Erhan, eli hızlı, çabuk algılar, talepleri çabuk eritir, kendi işini bitirir, başkasına yardıma koşardı. Bazen sızıp kalır, işe öğlene yakı...

İÇİNDEKİ ATEŞ

Üstünde kırmızı geyikli polar pijaması, ayağında terlikler, yataktan yeni kalkmış saçı başı dağınık kadın; sabahın serinliğinde öylece dikilmiş önünde yanan ateşi kayıtsız bir yüz ifadesiyle izliyor. Tüm gece ağlamış, yüzü gözü ondan şişmiş. Neyse ki etrafta kimse yok. Konu komşu uyanmadı henüz. Gerçek ismini vermek istemedi, göbek adı Canan’la anılmak istedi. Canan 40 yaşında, tanınan bir üniversite mezunu, mali müşavirlik şirketinde muhasebeci olarak çalışıyor. Okulu bitirir bitirmez işyerinde tanıştığı Bayram’la evlendi. İyi insan nedir, şimdi hatırlanmıyor ama kendini bildi bileli iyi bir insan, iyi bir aile kızı olmak üzere yetiştirmeye çalıştı. Çocukluğunda mahalle dizileri vardı, Süper Baba, Perihan Abla; buralarda insanlar birbirlerine yardım eder, mütevazı olurlardı. Dünyayı öyle bir yer sanıyordu. Değilmiş. Bu dizilerin de dünyayı zehirlediğine inanıyor artık. Sabahın kör serinliğinde seyrettiği ateş de yaktığı kitaplarının ateşi. Kendini zehirleyenler arasında kitaplar olduğ...

MİNİMALİZM YAZILARI-1

Sadece yazları oturmak için 80 m2’lik bir bahçe evi yaptırmıştık. Mahalleye doğalgaz gelince de şehir merkezdeki evi satıp tamamen bahçeye taşındık. Taşındıktan sonra aksilikler üst üste geldi, lavabo taştı vb derken iki-üç ay düzen oturtmaya çalıştık, pek de tadım yoktu; küçük eşyaları bir yerlere tıkıştırdım, yeni yeni dokunabiliyorum. Minimalizm hevesim depresince yarım kalmış defterleri bitirmek, birikmiş belgeleri temizlemek, fazladan duran eşyaları elemek iyi hissettiriyor. Ama bu seferki minimalizm çalışmamın aslında başka bir yönü var. Eşyaları elerken aslında zihnimdeki açılmış ve öylece duran sekmeleri kapatıyorum. Hayatımda fark ettiğim bazıları benden, bazıları insanlardan kaynaklı süreklilik arz eden sorunlarım var. Son zamanlarda bunlar üzerine çok düşünür oldum. Düşünce örüntülerimi fark etmek için de eski günlüklerimi çıkardım okudum. Bazı fikirlerimde ne kadar yanıldığımı, ne kadar çocukça olduğunu görürken; bazı temel düşüncelerimin hiç değişmediğini; bunlarda haklı o...

İZLEDİKLERİM (NİSAN 2026)

Gözlerinin Ardında (Behind Her Eyes): 2021 İngiliz yapımı, 6 bölümlük mini Netflix dizisi. Romandan uyarlanan bu diziyi ters köşe yapımlar arasında gösterildiği için izledik. Bekar bir anne, barda tanıştığı ve hoşlandığı bir adamla flört eder. Ertesi gün bu adamın evli olduğunu ve kendi çalıştığı kliniğe psikiyatrist olarak başladığını öğrenir. Bekar annemiz Louise, David’in sekreteridir. Zamanla hem David’le, hem de David’in eşi Adele ile David’den gizli yakınlaşırlar. Yalnız bu ailede bir gariplik vardır. Adele eşinden gizli Louise ile görüşmekte, David de Adele’i sürekli kontrol altında tutmaya çalışmaktadır. Dizi bu ilişki ağı ve gizem etrafında ilerler. En son beden değiştirme, lucid rüya gibi fenomenlere bağlanarak gerçekten kopar ve parapsikolojiye evrilir. Ters köşe oluruz ama mutlu olmayız. IMDB puanı 7,2/10 olan bu dizi benim için vakit kaybıydı. İlk Bakışta Aşkın İstatistiksel Olasılığı (Love At First Sight): 202 3 Amerikan yapımı, Netflix filmi. 1 saat 30 dakika sürüyor, IM...

Her Şey Bir Kaskla mı Başladı?

AI ile oluşturulmuştur Demir şehrin eski bir mahallesinde yaşıyordu. Sevgi dolu, farklı bir çocuktu. Annesi babası öğretmendi. Bulunduğu mahallede yaşayanların aksine evlerinden kitap, dergi eksik olmazdı, hâlâ da olmaz. Babası Demir’e bir bisiklet aldı. Evde kapalı kalmasın, mahallede sürsün, temiz hava  alsın istediler. Bir de her yer betondu; düşüp kafasını çarpmasın diye kask aldılar. O kaskın Döven ailesinin hayatını değiştireceğini hiçbirimiz bilmiyorduk. Demir kaskıyla dışarı çıktı. Mahalle arkadaşları, aynı zamanda okul arkadaşları kaska alışkın değillerdi; kaskıyla alay ettiler. “Ne o, korkak mısın?” dediler. “Bisiklete bile kaskla mı biniyorsun?” dediler. Artık nasıl zorbaca davrandılarsa, Demir kendini eve kapattı. Okula gitmek, dışarı çıkmak istemedi. Çocuklarının kendi kendini yiyip bitirdiğini görünce anne baba çaresiz kaldı; önce mahalleden güvenlikli lüks bir siteye taşındılar, sonra da bütçelerini zorlayıp iki çocuklarını koleje yazdırdılar. Demir liselere girişte ...

NİSAN 2026 RAPORU

Dönüp bakınca nisan ayının oldukça hareketli geçtiğini gördüm. Önce karlı yollara, sonra bahara şahit oldum. İki şehri ziyaret ettim, arkadaşlarımı ailemi daha çok aradım. Destek olmaya çalıştım, destek istedim. Bir kitap okudum, üç film izledim, Javadoff konserine gittim. Konser büyüleyiciydi, hiç bitmesin istedim. Çöp kenarlarında, bahçe duvarlarında,  sabah akşam aynı saatlerde kedi dostlarımla buluştum. Bahçe işlerine başladık. Doğa yürüyüşü yaptım, milyonlarca yıllık mağaraların yanından geçtim. Şöyle bir bakınca “yaşadım” diyebileceğim bir ay oldu.

NARSİSTİK İSTİSMAR-VANESSA M. REISER

Günden güne kaybolan özgüveniniz varsa, yıllar geçtikçe kişiliksizleştiğinizi hissediyorsanız;neyi sevdiğinizi, değerlerinizi unuttuysanız; kendinizden, aklınızdan şüphe eder hale geldiyseniz; belki de bir narsistle berabersiniz. Belki işyerinizde, belki evinizde. Belki anneniz veya babanız bir narsist. Son zamanların moda sözcüklerinden olan narsisizmi ve kaçış yollarını anlatan terapist Vanessa M Reiser'in diğer terapistlerden farkı, kendinin de bir narsisist partner kurbanı olması. Kitapta da narsisizmi yoğun olarak duygusal bağlamda ele almış. Bu narsistler özgüven-özdeğer eksikliği olan, empati derecesi yüksek kişileri hedef alırmış. Önce size yaklaşmak için size görülmedik ilgi gösteren, sizi tepeden tırnağa analiz edip huyunuza suyunuza giden; sizi elde ettikten sonra fark ettirmeden kısıtlayan, iğneleyen, küçümseyen; sürekli başrol olmak isteyen; paranıza, zamanınıza, enerjinize el koyan; arkadaşlarınızla görüşmenize engel olan narsistlerle ilgili belki de en acı gerçek, he...

YENİ HAFTAYA BAŞLARKEN

Cumartesi arkadaşlarımızla buluşmak için komşu şehre gittik. Özlemişiz, iyi geldi. Sonrasında önce bahçe için peyzajcı gezdik, sonra da alışveriş yapmak için AVM’ye gittik. Hem benim hem de eşimin (bundan sonra E diye anılacak) kıyafet ihtiyacı vardı. Ben üstüme bir şey bulamazken, ona kolayca bulduk. Erkek reyonlarını seviyorum; erkek reyonundan kendime kıyafet beğenebiliyorum. İş kadın reyonuna gelince, garip garip şeyler var gibi geliyor bana. Çoğunlukla boş çıkıyorum. “Bende mi sorun, ben mi göremiyorum?” diyorum çoğu zaman. Oysa kadınların ürün yelpazesi daha renkli ve çeşitli. Çok hoş giyinen kadınlar da var. Niyeyse ben göremiyorum. Nitekim bu sefer de boş çıktım; artık bir sonraki sefere. Pazar gününü ise bahçede geçirdik. Çim çıkmayan kel yerler için çim tohumu ve gübreli kapak toprağı aldık. Önce çapalanıyor, sonra tırmıklanıyor, sonra tohum atılıyor. Sonrasında kapak toprağı ile kapatılıp üzerine basılıyor, sulanıyor. Aşamalı bir işlem. Çok az bir alan var gibi gelmişti; gen...

BAHÇE İŞLERİ

Nisan yağmurlarını iliklerimize kadar hissettiğimiz bir yıl oluyor. Yağmur o kadar yağdı ki çimleri dün biçebildik. Haliyle uzadıklarından dün tüm öğleden sonrayı bu işle geçirdik. Eşim biçti, ben de biçtiği çimleri el arabasına alıp döktüm. Kaç sefer yaptım bilmiyorum, akşam alarmı kurmadan sızmışım, sabah az kalsın işe geç kalıyordum. Yalnız hava hâlâ istediğimiz gibi değil. Bizim burada yaz moduna mayısta geçiliyor. Geçen sene sebze ekmemiştik, bu sene dev uzun saksılar alıp ekmeyi planlıyoruz. Bahçenin toprağı sert ve sıkı olduğundan çapalanmıyor, saksılarda çapa işi kolay olur diye umuyoruz. Sebze ekmek deyince öyle çok bir şey değil de çıkınca bir iki koparacak kadar. Kışın çiçekleri verandaya alıyoruz. Hâlâ oradalar. Yer kaplamasınlar diye iki saksıyı birleştirip tek saksıya almıştım bitkileri. Sardunyalarımın geçen sene tadı olmadığını şu yazımda anlatmıştım. Ben bunları birleştirip kökleri sıkıştırınca yaprağa çalıştılar; toparlandılar. Meğer köklerin sıkışık olması gerekiyor...