Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2020 SAMSA'SI (6. BÖLÜM)

O gün bulutlar, mektubun gizemini vurgularcasına tuhaftı. Kahramanımız mektubun şaka olduğunu düşünüyordu düşünmesine ama yine de parka gitmek üzere hazırlandı. Hazırlandı derken ev eşofmanlarının üzerine uzun montunu giyerek paspallığını kamufle etti. İşin ucunda Serkan’ın olduğuna emindi ama yapacak kayda değer başka işi de yoktu. Evden çıktı, üç dakika sonra mektupta bahsedilen parka gelmiş, çınar ağacını bulmuştu. Şansına parkta kimse yoktu. Yine tarif edildiği gibi, ağacın altındaki taşı buldu. Serkan’ı görmek için etrafına baktı, kimse görünmüyordu. Taşı kaldırınca altından A4 kağıda basılmış ve jüt iple bağlanmış bir tomar kağıt çıktı. Kağıtları aldı, etrafa baktı, hâlâ şaka diye bağıran kimse yoktu. Eve gidip yazanları okumak için sabırsızlanıyordu. Rutin hayatına biraz hareket gelmiş gibiydi. Bütün bunlar Pazar günü oluyordu. Pazartesiye kadar önünde koca bir akşam vardı. Tüm akşamı notları inceleyerek geçirmeye karar verdi. Yarın işyerinde üstünden geçeceklerdi. Eve doğru yol...

SOĞUK

Dışarda yağmur var, hava oldukça soğudu. Şubeye geldim, sigara kokuyor. Mutfakta içmeye izin veriyoruz da bu kadar kokmazdı. Sigarayı mı arttırdılar ne? Rahatsız olduğumu söyleyince eski müdürün odasında müşterilerle sigara içtiğini söylüyorlar. Başka yer de gösteremiyorum. Personelin de huyuna gitmek gerekiyor, çalışmazlarsa hedefler tutmaz. Ama leş gibi kokuyor. Mutfağa hava temizleyici alsak çözebilir miyiz? Ocak bütçesinde olabilir. Şimdilik pencereleri açarak çözmeye çalışmalı. Gözlerim kapanıyor. Çaktırmadan uyumaya çalışıyorum. Evde olmak için neler vermezdim. Haftaya bir günlük uyuma izni isteyeyim. Tabii uyuyacağım diye izin alamam. Mantıklı bir gerekçe sunmalı. Oysa insan hak ettiği yıllık izni gerekçe sunmadan kullanabilmeli. Çocuğum olmadığından iş hayatım boyunca izin almak için gerekçelerim sınırlı oldu. Çocuğumun ateşi çıkmadı, okula başlamadı, veli toplantısı için çağrılmadım, karne törenine gitmem gerekmedi. Gerekçe sunamadığımdan izin isteyemediğim zamanlar oldu. Hoş ...

EYLÜL 2026 RAPORU

Bugün eylülün son günü. Çalışırken ayın hangi günü olduğunun, hangi saat içinde olduğumuzun daha çok farkında oluyorum. Tatilde ayın kaçı olduğunu unutuyorum. Aslında zamanın farkında olmak kötü değil. Emekli olanlara bakıyorum, ayın kaçı olduğunun farkında olanlar hayata daha bağlı; ayı, günü unutanlar savrulup duruyor. Mutluluktan savrulanları hariç tutuyorum. Ağustos dökümünü yaparken daha sakin ve yavaş tempolu bir eylül geçirmeyi planlamışım. Bunun için eylülde bilinçli olarak kitap okumadım. Kitap okumak için gün içinde zaman ayıramıyordum; işe gelirken ve giderken okumaya çalışıyorum, bu da üstümde baskı yaratıyordu. Ben de bu ay okumadım, biraz rahat bıraktım kendimi. Yoga için de enerjim yoktu. Mevsim geçişine adapte olmam gerekiyordu. Bu ay yoga anlamında da yüklenmedim kendime. Bunun dışında havanın erken kararması, gecelerin uzaması ister istemez insanı yavaşlatıyor. Dinlendim ama keşke daha erken uykuya yatmayı becerebilseydim. Bunu yapamadığımdan sinüzitim azdı, onu çözme...

HAFTANIN KEDİSİ- SARI BURUN

Cinsiyeti: Erkek Yaşı: Genç Rengi: Beyaz;kulakları, kuyruğu sarman sarısı, sırtında iki sarı top şekli var. Kuyruğu karakteristik, büyük bol tüylü. En karakteristik yanı burnu. Elementi: Bebekken avatar adayıydı. Ama Çiko sürekli döverek içine korku tohumları ekti. Ateş elementi geriledi. Toprak (aidiyet), hava (iletişim) ve su (duygusallık) elementleri dengeli. İlerde ateşini yükseltirse avatar olabilir. Ses: Bebekliğinden beri sesle iletişimde iyi. Evden ayrıldığımı duyunca taa arka bahçeden miyavlayarak kendini fark ettirirdi. Şimdi de mahallede Sarı Burun deyince bahçelerin içinden önce “veüv” diye bir ses geliyor, arkasından bu koşa koşa geliyor. Fiziki Özellik: Köpük kadar olmasa da yakışıklı bir kedi. Burnu en karakteristik tarafı. Kuyruğu oldukça gösterişli. Karakter Özelliği: — Her daim meraklı olan, — Kendi ruhuna ve başka ruhlara saygı duyan, ne kendini ezdiren, ne başkasını ezen, — Yaşama hevesi ile dolu, — Asla pes etmeyen, yeni araziler bulup keşfeden, her seferinde başk...

PAZARTESİ SENDROMU

  Cuma buranın halk pazarı. Genelde diğer günler sakin olur, pazartesi biraz hareketlidir, cuma curcunalı geçer. Bugün diğer günlerin aksine biraz kalabalık bir pazartesi. Kasa 20 bin açık verdi, kameradan bulduk, neyse ki kameralar var. Tabii tüm öğle arası kamera izleyerek geçti. Beynimi hissetmiyorum. Üstüne dünkü güneşli havanın tersi, buz gibi bir hava. Ne iyi ettim de masa altı ısıtıcı aldım kendime, donardım yoksa. Bir ben üşüyorum. Zaten hormonlarımın heyheyi var. Dolunay diğer yandan... Bir bana böyle, reseptörlerim çok hassas; bak güvenliğe, kısa kollu geziyor. Güzel bir hafta sonu geçirdim sayılır. Kayınvalide geldi cumartesi, Boncuk şapşalı da yapıştı, gitmedi. Neyse ki kırmızı çizgimi dört yılda da olsa anlatabilmişim. Boncuk tekmeyi yemeden sağ salim atlattık. Ama gerek var mıydı gerçekten? Bana kimse pençelerini göstermese de hakkına saygı duyarım, hassasiyetlerini gözetirim. Bu nedenle başkalarının uyanıkça, kurnazca, sınırları ihlal ederek davranmasını anlamakta zo...

LEYLEKLER GİDERKEN

Benim ilacım doğa. Hayvanlar, bitkiler... Ara ara eve çekilip uyuyup, makarna yedikten sonra doğaya salınırsam mutlu bir birey olabilirim. 😍 Güzellikleri görmek ve fotoğraflamak için gözümü dört açtım ve göç eden bir leylek sürüsü çıktı karşıma. Sabah buz gibi hava iliklerimize işlerken durup leylekleri seyrettik. Sonra yanından her geçtiğimizde sırt üstü yatan bir adam yüzü gördüğümüz dağ da burada yer almalı diye düşünüp onu da fotoğrafladım. Öyle böyle geçirdiğimiz bu haftayı leyleklerle güzel kapattığımı düşünüyorum. Şanslı biri olduğumu düşündüğüm zamanlar da olmuyor değil. 😍

AYNI YERDE

Yazmak, geriye dönüp bakmanın ve nerelere takıldığını, nerelerde ilerlediğini görmenin bir yolu. Blogumun en sadık okuyucusu benim muhtemelen. Ne olmuş, ne bitmiş, ne düşünmüşüm? Dönüp dönüp bakıyorum. Blogun yanında günlüklerim de var tabii ama onlar artık iyice karanlık tarafım, pek objektif sayılmazlar. Bir de  günlüklerimdeki el yazımı okuyamıyorum 😊 Neyse işte sonbahar geldi. Her sene olduğu gibi yaza tam hakkını verememişim gibi hissediyorum. Bir taraftan da sonbahara, karanlığa, soğuğa yavaş yavaş alışıyorum. Hatta uzun geceler hoşuma gidiyor, dinlenebiliyorum. Uyuyabiliyorum. Mesela sabah yola sis çökmüş, dağ yolu önünü göremiyorsun, diğer taraftan masalsı bir tarafı var. Güzel yani. İşte yıllardır aman yazı severim, yok yok kışı severim, uyku da uyku yazıp durmuşum. İlerlemekten ziyade aynı yerde dönüp durmak benimkisi. Uzun ince bir yol var da ben aynı yerdeyim. Buradan da göçüp gidecek gibiyim. Ama bugün mutluyum, bunu dert etmiyorum.