Ana içeriğe atla

Kayıtlar

DÖNGÜLERİMİZ VE AY:BEDENİM BANA DUR DEDİ

  Mart ayında hedefim karın egzersizleri yapmaktı. Başlangıçta iyi gidiyordum. Ama son hafta ve günlerde kolumu kıpırdatacak hâlim kalmadı. Her gün “yarın yaparım” diyerek erteledim. Bedenim hareket etmek değil, uyumak istiyordu. İnatla dinlenmeye direndim. Dün ise isyan eden bedenim bana rağmen kendini kapattı; uyuklayıp durdum. Gözlerimi ne kadar açmak istesem de açamadım. Sabahına da beklenen son geldi: adet dönemim başlamıştı. 30 yıldır adet görüyorum ve nadir zamanlar dışında adete yakın zamanlarda bu halsizliği ve enerji düşüklüğünü yaşıyorum. Kadınların enerji döngüsünün ayın fazları gibi olduğunu öne sürenler var. Dünyaya yön veren iki enerjinin bulunduğunu iddia eden spiritüeller, erkeklerin ana enerji olarak güneş (yang) enerjisini, kadınların ise ay (yin) enerjisini temsil ettiğini söylüyor. Her iki cinsin ana eğilimi bu olmakla beraber aslında herkesin içinde bu ikisinin de bulunduğunu ve dengede olma hâline bu iki enerjiyi dengeleyerek ulaşılabileceğini savunuyorlar. K...

ALTINCI SABRİ 'NİN ZARARI

 “Telefonları açmıyorsunuz, mesajlaşma uygulamasına bakmıyorsunuz. Şeyma Hanım, nasıl iletişim kuralım? Dumanla mı, güvercinle mi????!!!” “Kusura bakmayın. Diğer telefondaydım, açamadım.” Bir hışım açtığı telefonla hesap soracaktı ama Şeyma’nın cevabı onu yumuşatmıştı. Zıplayan sinirleri yerine tekrar otururken konuya döndü: “Yazdığımı görmüşsünüzdür. Müşterinin faaliyetini genel olarak meyvecilik olarak değerlendirebilir miyiz? Yoksa farklı faaliyet konusunu mu seçmeliyiz?” “Yöneticimle konuşup hemen dönüyorum.” … “Görüştüm, aynı faaliyetten değerlendirebilirsiniz.” “Yazılı görüş alabilir miyiz? İş akışında sorun çıkarsa bizi destekleyecek misiniz?” “Yazılı görüşe gerek yok, itiraz eden birim bizimle irtibata geçebilir.” Sözlü teyitlerden hiç hoşlanmıyordu, yazılı belgesi olsa işler tıkır tıkır yürüyecekti ama ne hikmetse her şey telefon teyidi ile halloluyordu. Olumsuz bir durum olduğunda da “öyle dememişizdir, siz öyle anlamışsınız” diye çıkıyorlardı işin içinden. Onlar müşteriy...

BAHAR GİRMESİN DİYE CAMI KAPATTIM

Bu sene bahara giresim yok aslında. Çünkü bahar demek yaz demek. Yaz demek de görmek istemediğim ama mecburen katlandığım bazı insanların evime daha çok gelmesi demek. Ve tabii biraz da asabımın bozulması. Biliyorum, hemen diyecekler: “Görmek istemediğin birini evine almak zorunda değilsin.” Maalesef gerçek dünya böyle işlemiyor şekerim. Ama konumuz bu değil. Konumuz, benim girmemek için ayak direttiğim baharın damarlarıma gizlice sızmaya çalışması. Sabah iş yerinin mutfağında oturuyorum. Cam açık. İçeri taze bir esinti giriyor. Ne sıcak ne soğuk… Tam kararında. Bir de yetmezmiş gibi bir kuş uzun uzun, tatlı tatlı ötüyor. Ama ben kararlıyım. Bu sene bahara girmeyeceğim. Camı kapatıyorum. Odama geçiyorum. Şubenin kapısı açılıyor. Bu sefer başka bir kuş, farklı bir tonda şakıyor. Sabah işe gelirken yanımdaki arkadaş, “Her yer yeşilleniyor,” diyor. Bakmak istemesem de yolda bazı ağaçların çiçek açtığını görüyorum. Gözümü kapatıp görmemeye çalışıyorum. Yok yahu… Zaten pek de güzel açmamışl...

KREDİ KARTI BORÇLARI

Kredi kartı borcu katlanıp giden, artık asgari ödemesini bile yapamayacak hale gelmiş insanların sayısı oldukça arttı. Takipteki alacaklarımızın büyük kısmı da kredi kartlarından kaynaklı. Büyük tutarlı kart borçlarına baktığımda genelde borçlularının yaşının genç olduğunu, üniversitede aldıkları kredi kartlarının limitini dijital kanallardan arttırdıklarını görüyorum. Erkeklerin kredi kartı harcamaları çoğunlukla nakit avans kaynaklı; nakit avans kullanıp ek hesaplarını kapatıyorlar. Ek hesap harcamalarının baktığımızdaysa parayı kripto, sanal borsa, bahis gibi yerlerde kullandıklarına şahit oluyoruz. Artık işsizliğin verdiği çaresizlik mi, yoksa haz odaklı toplumda bir an önce paraya kavuşup gününü gün etmek istediğinden mi bilmem. Ama sonu hüsran oluyor. Ödemesini yapmakta zorlanan genç kadınların borç bakiyeleri erkekler kadar yüksek olmasa da, onların kart ekstrelerinde de güzellik, kozmetik, kafeler gibi aslında vazgeçilebilecek harcamalarının bulunduğu ama bu kart borçlarını öde...

ÇİĶO BANA GÜVENİYORDU

Her akşam yemekten sonra kedilere yemek vermek için dışarı çıkarım. Düzenli olarak beslediğim iki kedim var. Bu kış Arthur ve Çiko vardı. Arthur Arthur zor bir kediydi. Yapışkan, laf dinlemez, inatçı… Ona bakanlar kışın şehre taşınınca Arthur da bize yerleşmeye karar verdi. İlk başta ona “Psikopat” adını vermiştim. Sonra baktım ki bizimle yaşayacak, belki adı ağır gelir de biraz soylulaşır diye Kral Arthur’dan esinlenip Arthur dedim. Pek işe yaradığını söyleyemem. Bahçeye adım attığımız anda yapışır, yürümeyi bile zorlaştırırdı. Eşimle Arthur yüzünden az bozuşmadık. Neyse ki kış bitti, sahipleri taşındı ve Arthur da evine döndü. Çiko bir tekir. Bebekliğinden beri tanırım. Eskiden daha saf, daha sevgi dolu bir kediydi. Zamanla değişti. Her canlı gibi o da hayata olan inancını biraz kaybetti. Anasının gözü, uyanık bir kediye dönüştü. Sedat Peker’in dediği gibi: hayat onu sertleştirdi. Ama yine de kalbimde yeri hep ayrı. Çiko Mesafeli kedim Köpük de var. Biz geçen yıl şehre taşındığımızda...

DELİLİK

  Hep bir sonraki anın peşinde koşuyoruz. Sınavı kazanalım, işe girelim, evlenelim, çocuk olsun, çocuk büyüsün, çocuk işe girsin, çocuk evlensin, emekli olalım... Aklımız hep bir sonraki seviyede, o seviyeye ulaştığımızda aslında beklediğimiz o olmadığından mı hep sonraki seviyeyi arzulamamız? Hep zamanım olsun, okuyayım, yazayım, sakin olsun, zamanı tutayım, hissedeyim isterdim. Şimdiki iş ortamım buna izin veriyor, öyle sakin ki. Nüfus yok, nüfus olmayınca müşteri yok, kavga yok gürültü yok, çok da bir iş yok. Müthiş bir hengameyle çalıştığım, hafızamı kaybettiğim, sürekli hasta olduğum, hasta olduğumda doktora gidemediğim, üç kişilik çalışmak zorunda kaldığım şube ile ilgisi yok. Hep hayalini kurduğum ortama sahibim ama yine de mutlu değilim, çünkü işe yaramıyormuşum gibi hissediyorum. Okuyacak zamanım var, çok okuyamıyorum ama okusam da boşluk dolmuyor çünkü okumak pasif bir eylem ve insana bir yaşta anlam duygusu vermiyor. Bir şeyler ürettim, bir işe yaradım, ben bunu yaptım d...

DÜŞÜNCE KONTROLÜ

İnsan beden, zihin ve ruhtan oluşurmuş ve bunların üçünü kontrol edebilirse en yüksek potansiyeline ulaşabilirmiş. Beden kontrolü için yediklerimizi, uykumuzu, temizliğimizi, beden sağlığımızı kontrol etmek gerekirken; ruh (karakter) için eksik olan özelliklerimizi tamamlamamız gerekiyor, örneğin cesaret eksikse bunu tamamlamak için cesarete dair adımlar atmalı ve bu eksik yönümüzü geliştirmeliyiz. Tabii dengeli olarak: örneğin “sabır” iyi bir özellik diye görülürken, kötülüklere karşı gösterilen “sabır”ın sonu selamet olmayabilir. Orada fazla sabırlı olmak erdem olmayabilir. Hiç kolay görünmüyor. Ama yapay bilgisayar oyunları oynamak yerine hayat oyununda bunları oynamak eğlenceli olabilir.  Düşünce kontrolü içinse aklımızdan geçenlerin farkında olmalı, bunlara müdahale edebilmeli ve istediğimiz yönde değiştirebilmeliyiz. Son on yıldır hayatımızda yer alan ve artık kabak tadı veren kişisel gelişimcilerin “olumlama” diye sundukları, “zenginim, zenginim, zenginim” diyerek kıtlık bi...