Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2026 DOĞA NOTLARI (BAHÇE İŞLERİ 2)

Bu sene hava biraz soğuk gitti. Üstüne bolca yağmur yağdı. Hâlâ kısa kollu giymeye geçebilmiş değiliz. Zaman zaman bu durumdan şikâyet etsek de bol yağış, bitkilerin coşmasına neden oldu. Her yerde kır çiçekleri, dizimizin altına kadar uzanan otlar… Otların arasında yürürken ıslanan çoraplar… Bu sene her şey daha canlı sanki. Zambaklar da su seviyor olmalı. O kadar yağmurdan sonra hepsi boy attı ve aynı anda açtı. Onlara bakınca gözlerimiz mora doyuyor. 2024’te öyle çok kayısı olmuştu ki ağacın dalları yerlere kadar eğilmiş, kırılmasın diye destek koymuştuk. Sonrasında o kadar kayısıyı ne yapacağımızı bilememiştik. Karşı komşu bize kayısı veriyordu, biz ona. Biri kayısı getirince sinirlenilen bir seneydi. 2025’te hava sıcak gitti, ağaçlar erken açtı. Sonra eksi on yedilerde büyük bir don afeti yaşadık. Hâliyle bir tane meyve yoktu ağaçlarda. Bizim birkaç ağacımız mesele değildi elbette; meyvecilikle geçinenlerin canı çok yandı. Neyse ki soğuklar uzun sürdü bu sene, ağaçlar geç açtı. Şi...

RUH SAĞLIĞININ REÇETESİ-2

Ruh sağlığının reçetesinin “kendini tanımak, sevmek ve sınırlarını korumak” olduğu söyleniyordu. Bunun üzerinde düşünmeye devam ederken çoğu zaman başkaları ile değil, kendi içimdeki düşmanla savaştığımı, en büyük engelin kendi iç sesim olduğunu, kendi iç sesimle mücadele etmekten dış dünyaya sıra gelmediğini fark ettim. İçimdeki mükemmeliyetçi eleştirmen her an ve her durumda öyle tantana çıkarıyor ki, ne olanın bitenin farkına varıyorum ne de benim mükemmel olmamı sağlıyor. Hata yapmamak için her an tetikte ama içindeki cızırtıdan enerjik değil. Dikkatim sürekli içimde, dışarda akan sosyal hayatın farkında değilim. Okuduğum birkaç kitap kendini tanımak için kendi kişisel anayasamızı yapmamızı öğütlüyordu. Daha önce denememiştim, son okuduğum kitapta görünce bu sefer oturup kurallarımı yazayım dedim. Böylece hem kendimi tanımış hem de sınırlarımı görmüş olacaktım. Regl döneminde olmam nedeniyle biraz yavaşlamam gerekiyordu. Ama iyi yaşlanmak ve fit kalmak için de her gün spor yapmam g...

SİHİRLİ ANLAR

Çocukluğumdan beri hissettiğim sihirli anlar var. Bu anlarda büyük bir sistemin içinde olduğumu anlıyorum, o kadar güçlü bir his ki ağlamak geliyor içimden. Çoğunlukla doğayla, yaşayanlarla bağ kurduğumda oluyor bu. Çocuğum, sabahın serinliği, Uşak’ta köyümüzdeyiz, her yer ıssız, sadece guguk kuşlarının sesi. Hem ürkütücü, hem de büyüleyici. Sonra annemin, “biz çocukken yağ döktüm, ben korktum” der eşlik ederdik diyen sesi. Yine köydeyiz. Annem, ben, kardeşim. Yazlıkta, yıldızların altında uzanmışız. Issız. Gece sessiz, ama sessizliğin de sesi var. Üstümüzdeki karanlığa ve sessizliğe teslim olmuşuz. Güzel bir gece. Yine bir yaz günü, köydeyim. Annemle babama yapılmış bir göz odada yatırıyorum. Cam açık, bir esinti geliyor, ürpertiyor. Her zamanki serinlikten farklı bir tadı var. Sabah evimdeyim. İşe gitmem gerek. Verandada uyumuş kediyi, biz işteyken takıldığı bölgeye koymak için kucaklıyorum. Kedi kendini tamamen bırakıyor. Peluş oyuncak gibi. Onun o teslimiyeti içimi eritiyor. Nasıl ...

KADIN OLMAK ZOR

Mahallemizde erkek kedilerin sayısı, dişi kedilerden hep fazla olmuştu. Bu sene dişi kedi sayısında bir artış var. Geçen sene bir dişi kedi gelirken bu sene üç dişi kedi düzenli olarak bahçemize geliyor. Onları bir taraftan aç bırakmamaya çalışıyorum; bir taraftan da samimi olmamaya, bağ kurmamaya çalışıyorum. Neden? Çünkü üreyebilirler. Bu durum canımı acıtıyor aslında. Kedi de olsan kadın olmak sıkıntı. Zaten onlarda da erkek kedilerdeki rahatlık yok. Hep ürkekler, hep temkinliler. Bu aklıma insan kadınları getiriyor. Kadın olduğu ve doğurduğu için işe alınmaktan imtina edilen cinsimizi. Bankalar yurt dışından sendikasyon kredisi almak isterse, kredi veren kuruluşları karbon ayak izleri, sürdürülebilirlik kapasiteleri, kadın istihdam oranları gibi konularda ikna etmeleri gerekiyor. Belirli oranda kadın yönetici çalıştırmak zorundalar örneğin. Bu oranı tutturmak için de nerede en uzak yer var, en küçük yer var oralarda sözüm ona kadın yönetici çalıştırıyorlar. İşimde iddialı değilim a...

LEYLAK ZAMANI

Kış başında mutfak lavabomuz tıkanmış, küçük banyomuzu kırarak sorunu çözmüşlerdi.  İşi yapan usta, eğimin doğru verilmediğini, üç ay kadar idare edeceğini ve tekrar tıkanacağını söylemiş, kesin çözümün yazın yapılacak su hattının dışarı taşınması olduğunu söylemişti. Üç ay değil de, dört ay sonra dün akşam lavabodan akan su geri tepti. Bütün bulaşıklar yığılı kaldı. İnşaat sezonu olması nedeniyle usta önümüzdeki pazartesi gelebiliyor, bir hafta nasıl yapacağız bilmem. Ev küçük; bir şey yerinden oynayınca ortalık hemen dağılıyor. Bir de ikimiz de çalışınca zaman kısıtımız var zaten, tüm işlerimiz aksıyor. Oysa bizim program bahçeyi düzenleme, ev temizletme gibi daha keyifli işler içeriyordu. Havalar güzelken olması iyi de keşke bayram öncesi olmasaydı. Neyse… Baharın bitmesine 15-20 gün kaldı. Mayıs gülleri hava soğuk seyrettiğinden açamadı, ama leylaklar her yerde. Bu sene leylak yılı mı ne? Eskiden bu kadar dikkatimi çekmezdi ve bu kadar güzel gelmezlerdi gözüme. Mahallemdeki duv...

KARANLIĞA KARIŞAN

  AHMET'İN HİKAYESİ-2 - Lan Soner, bizim üniversitede niye kız arkadaşımız olmadı lan? Olum ne salak, saplarmışız.Bacım yanlış anlama, benim hanımımın da başı açık, afedersin ben o zamanlar başı açık kızları fahişe olarak görürdüm. Kızın biri bana “tanışabilir miyiz?” diye sormuştu. O an beynimden vurulmuşa döndüm. Tacize uğramış gibi hissettim. Uzun süre atamadım içimden. Ahmet yaşamadığı gençliğine üzülüyor belli. Kadehin yarısını dikiyor tepesine. - Başka bir gün karşı masada nasıl güzel bir kız var, bana da bakıyor. Üstümde eski püskü bir ceket, Mehmet kendi ceketini çıkardı. “Al lan, bunu giy kızın yanına git” dedi. Dedim “ne diyeceğim?” “Tanışabilir miyiz de?”  Gittim kızın yanına. Dedim, “tanışabilir miyiz? Kız “dersim var sonra görüşelim” dedi. Görüşmeyelim demedi. Kaldım öyle, Mehmet bana söylememiş sonra ne diyeceğimi. Dersin ne zaman bitecek, seni nerede görürüm dememişim. Sonra başladı kafamın içindeki ses: Günah-sevap, günah-sevap, helal-haram, helal-haram. Helal-...

DEPREMİN ÜÇÜNCÜ GÜNÜ

AHMET'İN HİKAYESİ-1  - Depremden önce ağzıma içki koyan adam değildim. Depremin üçüncü günü başladım içmeye. -Allah’a mı kızdın? Sizi yalnız bıraktı diye? -Haşaa, ona kızmak ne haddimize. Sadece benim yaptıklarımın onun nezdinde o kadar da önemli olmadığını fark ettim. -Yardım geç geldi, insanlar çığlık çığlığa öldü, dediler. -Bak ona kızdık ama Allah’a değil. Kuzenimi dokuz saat sonra çıkardık. Öyle kokuyordu ki abisi ağzını burnunu sardı da yanına girebildi. Düşün kıştı, yaz olsa kokudan şehre girilmezdi. Nasıl bir çaresizlik... Adam kelli felli müdür, altına kaçırmış, bir sundurma altında ateş yakmışız. El kadar bebeler, çaresiz insanlar ve kelli felli müdür. Ne olursan ol, öyle garibandın ki. Deyip önce içkisinden bir yudum aldı, sonra sigarasından bir fırt çekti... Ahmet Maraş’ta bir imamın oğlu, dokuz kardeşten biri. Müteahhit olmuş, iş adamlarındaki özgüven gelmiş oturmuş halesine. Artık 50 yaşına yaklaşırken kafası karışmış, yolunu şaşırmış, eşiyle problemleri var, iki günl...