Ana içeriğe atla

Kayıtlar

MİNİMALİZM YAZILARI-3

Aile ziyaretleri, minimalizme büyük engel olmalı. Ne zaman anneme gitsem, ekstra valizle dönüyorum. Annemin benim için aldıkları hazırladıkları, babamın bana ayırdığı fesleğen tohumları, kardeşimin hediyeleri, bana ayırdığı kitapları, yeğenime artık küçük gelen kıyafetlerin giyilmek üzere tarafıma verilmesi... Bütün bunlar minimalist duruşuma kurşun sıksa da seviyorum. Sevilmek, düşünülmek güzel. Geçen bayram da valizim dolu geldim. Minimalizmin kurallarından “bir eşya gelirse bir eşya çıkar” ile dengelemem gerekiyor. Ama getirdiklerim o kadar çok ki kontrol edemiyorum. Sayılarla uğraşmayı bıraktım, gözüme çarpan fazlalıkları değerlendiriyorum. Güzel gidiyor. Örneğin kutuya kaldırmışım yüz temizleme jelini, sonra unutmuşum, gidip aynısından bir daha almışım. Eskisini bitirmeye çalışıyorum. Karşı komşunun çocukları var, onlara ahşap kutularımı verdim, pek sevindiler, hazine sandığı yapacaklarmış. Misafirin çocuğu kağıt istedi, kullanmadığım ajandayı hediye ettim, çok sevindi. Birinin çö...

DEĞİŞİM-7

Göksu şükretmekte erken davranmış. İçindeki canavar evinde de onunla. Bacaklarında geçmeyen kramplar, beynine kısa devre yaptıran elektrik, bitmek bilmeyen ama hiçbir şeye odaklanmasına izin vermeyen bir enerji. Markete gidiyor, caddede yürüyen insanların yüzleri çok güzel geliyor. Herkes çok güzel. İnsanların yüzlerine hayran kalıyor. Nasıl güzel yaratılmışlar. Sanki dünya üzerinde hiçbir kötülük yok. Yaşadıkları değişik bir vecd hali gibi. Annesi ölse üzülmeyecek sanki. Bunu fark ettiğinde ürküyor. Annesinin ölümü de O'ndan geliyor ve "O'ndan gelen her şey kabulüm" gibi ürkütücü bir his var içinde. Beslediği köpekleri ardında bırakıp geldiğinde üzülmüyor, başlarına ne gelirse gelsin, aslında bir şey olmayacak. Trafikte kavga etmeye çekinmiyor. İçindeki korku duygusu yok olmuş. Göksu rasyonel bir insan, içinin bu rasyonel tarafı da tam yok olmamış, sessizce uyarıyor onu. "Korkusuz olmak güvenli değil" diyor. Genel olarak kendini bu enerjiden koruyan bir içs...

MAYIS 2026 İZLEDİKLERİM

Eşimle flört ederken Buz Devri’ni izlemeye gitmiştik, sonra Teoman’ın tuhaf filmi Balans ve Manevra’yı izlemiştik. Buradan insan ne çıkarır? Bu adam animasyon ve duygusal filmleri seviyor dersiniz değil mi? Alçak köfte, beni kandırıyormuş meğer 😊 Şimdi ortak izleyecek film bulmakta zorlanıyoruz. O aksiyon ve sürprizli, ters köşeli bulmacalı filmleri seviyor; asla romantik film, animasyon izlemiyor. Ben de romantik film ve animasyon ihtiyacımı fırsat buldukça yalnız izleyerek gideriyorum. Ben de vurdulu kırdılı filmleri sevmem. Ortak nokta, sonu sürprizli ve ters köşe yapan filmler olunca seçenekler daralıyor. Bir saat film izleyeceksek üç saat “Ne izleyelim?” diye geçiriyoruz. Bu ay film bulamayınca yapay zekâdan yardım aldık. Gone Girl ve Paradise yapay zekânın önerisiydi. Yan Yana’yı da bayram tatilinde ailemle izledim. GONE GIRL 2014 ABD yapımı bu filmi Disney Plus’tan izledik. Yaklaşık 2,5 saat süren filmde bar işleten bir adam eve gelir, karısını bulamaz ve polise kayıp ihbarında...

DEĞİŞİM-6

Göksu kendine, bedenine neler olduğunu anlayamıyor. Beyninde bir elektrik, sanki içeride bir şeyler kısa devre yapıyor. Hatırlamak istediklerini hatırlamakta zorlanıyor. Pantolonları düşüyor, bel kavisi iyice belirginleşmiş. Sınav günü gelip çatıyor. Gecesinde bir saat uyudu uyumadı. Beyninde elektrik, ara ara gidip geliyor. Zaten Göksu’nun derdi başından aşmış, kendine hükmedemez olmuş. Diğer yandan aklı, kalbi Bulut’ta. Bulut’la birbirlerinden kaçar olmuşlar. “Bu yaşta ne o öyle ergen gibi” diyerek bir taraftan kendine kızıyor. Sınavdan da ümidi yok. O kadar okudu ama hiçbir şey hatırlamıyor ki. Okuyor, ama okuduğunu anlayıp anlamadığından haberi yok. Ama mucize gibi, sınavda eski Göksu’ya olduğu gibi, cevaplar bir bir beliriyor zihninde. Sınav sonrası Seher’le vedalaşıp, valizini aldığı gibi kaçıyor otelden. Otobüste yerinde duramıyor, garip bir enerji. İçine bir şey kaçmış, ama o bunu tanımıyor. Bu enerjiyi yatıştıran tek şey müzik. İçindeki bu enerji en çok “Gassolina” şarkısını s...

MAYIS 2026 OKUDUKLARIM

BEYAZ DİŞ - JACK LONDON Bayram tatiline ailemle bir araya geleceğimiz zaman 13 yaşındaki yeğenim beraber yapacaklarımıza dair bir program hazırlar. Dans edilecek, tatlı yapılacak, kitap okunacak, pikniğe gidilecek gibi. Bu seferki programda kitap okuma vardı. Bana da Beyaz Diş'i verdi. Daha önce Jack London okumamıştım. Yabancı bir dil olmasına rağmen, o kadar koşturmacanın içinde elimden bırakamadım. Okuyabilmek için akşam geç yatıp, sabah erken kalktım. Bir şeyi sevince bir şekilde zaman bulunuyor demek ki. Beyaz Diş, bir kurtun doğuşu, büyüyüşü, evcilleştirilmesini kurtun gözünden anlatıyor. Böyle söyleyince konusu basit gibi ama kitabı okurken sanki kurtun annesine olan sevgisini, özlemini, asil ruhunu, gururunu, dövüştürülürken çektiği acıları, gücünü, günden güne güçlenişini, yalnızlığını, kinini ve en son onu köpek dövüşlerinden kurtaran Weedon Scott'a duyduğu sevgiyi, güveni ve sadakati hissediyorsunuz. Bunları yazarken bile içimde artık bir Beyaz Diş'in de yaşadığı...

DEĞİŞİM-5

Günler akıp geçerken program yoğunlaşıyor. Göksu’nun keyfi yerinde, herkes pozitif, kardeşlik ve dayanışma duyguları var. Ankara’da yaşayan kursiyerlerden birisi Ankara simidinin tadına bakın diye simit getirmiş örneğin. Notlar paylaşılıyor, işyerindeki aşağı çeken rekabet, burada yerini paylaşmaya bırakmış, not paylaştıkları grubun adı da bununla ilgili. Ve Bulut tabii. Nasıl oluyor bilinmez ama gözleri karşılaşıp duruyor. Belki de ilk onu arıyor artık gözleri. “Yapmamalısın, adam evli” diyor içindeki ses. “Derslere odaklan” diye ültimatom veriyor. Aksi gibi hayat onları hep aynı gruplara düşürüyor, aynı salonlara, aynı asansörlere. Bulut’tan kaçmaya başlıyor ama nafile. Adam Göksu’nun aynası gibi. Göksu duvara yaslanıyor, çok uzaklarda bakmış Bulut da duvara yaslanmış. Bulut yanından geçiyor, Göksu dönüp baktığında adam yerinde zıplıyor, tuhaf garip bir elektrik. Kendini tanıdığını, bildiğini zanneden Göksu kendini tanıyamaz oluyor. Bulut’u uzaktan gördüğünde bile  dudakları şişm...

ŞÖLEN

Kız ne zaman Egeye Akdeniz'e gitse şaşırıyor. Bir doğa sever olarak evde yetiştirmeye çalıştığı bitkiler, örneğin evde büyüsün diye gözüne baktığı kauçuk, Adana'da dev bir ağaç olmuş düşmüş önüne. Şaşırıyor. Bir de seviniyor. Hem bu güzellikleri fark ettiğine, hem de hala şaşıracak bir şeyler bulduğuna. Kızın içinde biraz kırgınlık ve kızgınlık da var. Öğretmenlerine, eğitim sistemine, anasına babasına. Yıllarca dört duvar arasına sıkıştırıp, bitki örtüsü bölgeden bölgeye değişir diye ezberlettikleri için. “Bitki örtüsü” ile anlamamız gereken nedir?” sorusu sorulmalıydı. "Akdeniz bitki örtüsü makidir" deyince alkış tutuldu. Bunu bir yere bakmadan söyleyince “pekiyi” verdiler. Oysa kız o zamanlar hiç kavramadığını fark ediyor, okuyup geçtiğini. Bitki nedir, neyi örtüyor? Hadi laboratuvarda civa bulamazsın da, ağaç da mı yok, bir bahçeye çıkarın da anlatın! Eğitim sistemini ben kursam, dersliklerde çok az ders işlenirdi diye geçiriyor içinden. Kız sisteme kızıyor. Ama a...