Ana içeriğe atla

Kayıtlar

FERHAT’IN AHLAKI

  - Al şu bıçağı, kes beni! -Napayım seni kesip? Paramı ver! -Allah şahidim olsun yok. Al kes beni, sen de kurtul, ben de kurtulayım. -He sübhanallah, git kardeşim. Tövbe tövbe… İkisi de biliyor bunun tiyatro olduğunu. Adam kendince samimiyetini gösteriyor. Ferhat bununla ilgilenecek durumda değil.  Kurban arefesi, Ferhat’ın elinde hayvan kalmamış. Cepte ne var dersen 30 bin TL. 2 milyonluk mal satan adamın cebinde doğru dürüst harçlık yok. Millet kapora verdi gitti. Kalan kurbanda dediler. Kendi borç ödemeleri geldi ama güneş enerjisi döşeteceği adam fena çarptı Ferhat’ı. Avansını aldı, işi yapmadı. Şimdi "kes beni" diyen bu. Öbür taraftan çoban. Afgan çobana kimlik çıkartma hatasına düştü. Kimlik çıkarınca bir sabah bakıyorsun adam çekmiş gitmiş. Çoban da bulamadı. İş başa düştü. “Eee Ferhat Efendi, akılsız başın cezasını çek bakalım.” - Alo, buyur baba. Hee? Ver arabayı. Bu fiyattan yükseğine bulamayız. … -Yok, 1000 TL’lik benzin var içinde, onu çekip napalım. Ama bak aküy...

EVE ÖVGÜ

Chatgpt tarafından üretilmiştir. Yağmurlu bir Ankara akşamı, otobüsten inen Aysun adımlarını hızlandırıyor. Topuklu ayakkabıyla ne kadar hızlanmak istese de zor. İş çıkışı spor ayakkabılarını giymeyi yine unutmuş; akılsız başın cezasını ayakları çekiyor. Yolda içine su birikmiş çukurlar işini daha da zorlaştırıyor. Ama Aysun mutlu, günün en güzel zamanına beş kalmış. Apartmanın kapısını açıp asansöre doğru ilerliyor. 8. katın düğmesine basıyor. Ve işte sonunda… Evinde. Kapıyı açınca yüzüne bir sıcaklık vuruyor. En sevdiklerinden. Soğuk bir akşamda eve girince yüzüne vuran ısı. Eve girmeden önce minik bir duası var: “Allah’ım evim sevginin, huzurun, neşenin, dürüstlüğün yuvası olsun. Dışarıdaki karanlık ve kargaşa içeri giremesin.” Müşterilerle, müdürüyle ve iş arkadaşlarıyla üç ayrı cephede savaş vermiş gibi yorgun Aysun, böyle zamanları atlatmak için uyguladığı acil durum planını devreye sokuyor. Önce gidip üzerine en rahat eşofmanını giyiyor. Sonra mutfağa geçip yarım paket salçalı s...

MAYISI DEVİRİRKEN

Tam yaz geldi derken havalar yine soğudu. Soğuk ısırıyor. Bu dengesizliğe dayanamayıp hastalandım. Uzun zamandır böyle olmamıştım, neyse ki uyku var da uyuyunca iyileşiyoruz. Günler hızla akıp geçiyor. Mayısı da devirdik. Yılı yarıladık sanırım. İş ev döngüsü devam ediyor. Annemle babamın sağlık sorunları yeni gündemimiz olacak gibi duruyor. Yaşlandıkça çocuklaşıyor ve doktora gitmeyi, ilaç almayı reddediyorlar. Umarım zor bir hastalıkla mücadele etmek zorunda kalmayız. Bahçe işleri devam ediyor. O bitkiyi buraya, şunu oraya taşıyıp duruyoruz. Bizim yapamadığımız, alet gerektiren birtakım işler var ama adam bulamıyoruz. Çoğu peyzajcı işi beğenmez olmuş, zahmet edip geri dönmüyorlar bile. Biraz beceriniz varsa, biraz alet edevata yatırım yaparak para kazanılacak yollar var diye düşünüyorum. Bende beceri yok da olanlar sadece küçük işlere giderek geçimlerini sağlayabilirler. Örneğin duşakabin raydan çıkıyor, yaptıracak adam bulamıyoruz. Zor ve yaşlı kedi Arthur geri döndü. Artur, Çiko, S...

2026 DOĞA NOTLARI (BAHÇE İŞLERİ 2)

Bu sene hava biraz soğuk gitti. Üstüne bolca yağmur yağdı. Hâlâ kısa kollu giymeye geçebilmiş değiliz. Zaman zaman bu durumdan şikâyet etsek de bol yağış, bitkilerin coşmasına neden oldu. Her yerde kır çiçekleri, dizimizin altına kadar uzanan otlar… Otların arasında yürürken ıslanan çoraplar… Bu sene her şey daha canlı sanki. Zambaklar da su seviyor olmalı. O kadar yağmurdan sonra hepsi boy attı ve aynı anda açtı. Onlara bakınca gözlerimiz mora doyuyor. 2024’te öyle çok kayısı olmuştu ki ağacın dalları yerlere kadar eğilmiş, kırılmasın diye destek koymuştuk. Sonrasında o kadar kayısıyı ne yapacağımızı bilememiştik. Karşı komşu bize kayısı veriyordu, biz ona. Biri kayısı getirince sinirlenilen bir seneydi. 2025’te hava sıcak gitti, ağaçlar erken açtı. Sonra eksi on yedilerde büyük bir don afeti yaşadık. Hâliyle bir tane meyve yoktu ağaçlarda. Bizim birkaç ağacımız mesele değildi elbette; meyvecilikle geçinenlerin canı çok yandı. Neyse ki soğuklar uzun sürdü bu sene, ağaçlar geç açtı. Şi...

RUH SAĞLIĞININ REÇETESİ-2

Ruh sağlığının reçetesinin “kendini tanımak, sevmek ve sınırlarını korumak” olduğu söyleniyordu. Bunun üzerinde düşünmeye devam ederken çoğu zaman başkaları ile değil, kendi içimdeki düşmanla savaştığımı, en büyük engelin kendi iç sesim olduğunu, kendi iç sesimle mücadele etmekten dış dünyaya sıra gelmediğini fark ettim. İçimdeki mükemmeliyetçi eleştirmen her an ve her durumda öyle tantana çıkarıyor ki, ne olanın bitenin farkına varıyorum ne de benim mükemmel olmamı sağlıyor. Hata yapmamak için her an tetikte ama içindeki cızırtıdan enerjik değil. Dikkatim sürekli içimde, dışarda akan sosyal hayatın farkında değilim. Okuduğum birkaç kitap kendini tanımak için kendi kişisel anayasamızı yapmamızı öğütlüyordu. Daha önce denememiştim, son okuduğum kitapta görünce bu sefer oturup kurallarımı yazayım dedim. Böylece hem kendimi tanımış hem de sınırlarımı görmüş olacaktım. Regl döneminde olmam nedeniyle biraz yavaşlamam gerekiyordu. Ama iyi yaşlanmak ve fit kalmak için de her gün spor yapmam g...

SİHİRLİ ANLAR

Çocukluğumdan beri hissettiğim sihirli anlar var. Bu anlarda büyük bir sistemin içinde olduğumu anlıyorum, o kadar güçlü bir his ki ağlamak geliyor içimden. Çoğunlukla doğayla, yaşayanlarla bağ kurduğumda oluyor bu. Çocuğum, sabahın serinliği, Uşak’ta köyümüzdeyiz, her yer ıssız, sadece guguk kuşlarının sesi. Hem ürkütücü, hem de büyüleyici. Sonra annemin, “biz çocukken yağ döktüm, ben korktum” der eşlik ederdik diyen sesi. Yine köydeyiz. Annem, ben, kardeşim. Yazlıkta, yıldızların altında uzanmışız. Issız. Gece sessiz, ama sessizliğin de sesi var. Üstümüzdeki karanlığa ve sessizliğe teslim olmuşuz. Güzel bir gece. Yine bir yaz günü, köydeyim. Annemle babama yapılmış bir göz odada yatırıyorum. Cam açık, bir esinti geliyor, ürpertiyor. Her zamanki serinlikten farklı bir tadı var. Sabah evimdeyim. İşe gitmem gerek. Verandada uyumuş kediyi, biz işteyken takıldığı bölgeye koymak için kucaklıyorum. Kedi kendini tamamen bırakıyor. Peluş oyuncak gibi. Onun o teslimiyeti içimi eritiyor. Nasıl ...

KADIN OLMAK ZOR

Mahallemizde erkek kedilerin sayısı, dişi kedilerden hep fazla olmuştu. Bu sene dişi kedi sayısında bir artış var. Geçen sene bir dişi kedi gelirken bu sene üç dişi kedi düzenli olarak bahçemize geliyor. Onları bir taraftan aç bırakmamaya çalışıyorum; bir taraftan da samimi olmamaya, bağ kurmamaya çalışıyorum. Neden? Çünkü üreyebilirler. Bu durum canımı acıtıyor aslında. Kedi de olsan kadın olmak sıkıntı. Zaten onlarda da erkek kedilerdeki rahatlık yok. Hep ürkekler, hep temkinliler. Bu aklıma insan kadınları getiriyor. Kadın olduğu ve doğurduğu için işe alınmaktan imtina edilen cinsimizi. Bankalar yurt dışından sendikasyon kredisi almak isterse, kredi veren kuruluşları karbon ayak izleri, sürdürülebilirlik kapasiteleri, kadın istihdam oranları gibi konularda ikna etmeleri gerekiyor. Belirli oranda kadın yönetici çalıştırmak zorundalar örneğin. Bu oranı tutturmak için de nerede en uzak yer var, en küçük yer var oralarda sözüm ona kadın yönetici çalıştırıyorlar. İşimde iddialı değilim a...