Ana içeriğe atla

Kayıtlar

DEĞİŞİM-11

Göksu’nun olanları unutması imkansızdı. Ama yoluna devam etmeliydi. Bu konuyu kapatıp yoluna devam etmeye karar verdiği gün, yine de yaşadıklarını unutmamak için güncesini açtı ve şu satırları yazdı > YILAN (KUNDALİNİ) İnsan değişmez derler, Değişirmiş bilmezler, Yılan varmış içimizde, Uyanırsa görürler. Zaman yavaş geçerken, Hayat rutin sürerken, Yılan varmış içinde, O uyandı güçlükle.</ Bir hafta uyumadı, Hızlıca zayıfladı, İnsan uyumadan, Yaşarmış kız anladı.   Çok çok mutlu hissetti, Çok çok güçlü hissetti, Hayat öyle güzeldi ki, Kızcağız hayret etti. İnsanlar çok güzeldi, Ölüm, yaşam illüzyon, Her şey O'na emanet, Her şey O’nunla birdi. Yılan yürüdü içerde, Yıktı suçluluğu içinde, Kız bildi tek doğru yok, Bu dünya düzleminde. Yılan çıktı içinden, Kız düştü yere sertçe, Kalkıp silkelendi, Elinde yeni benliği Bakındı acemice.

MİNİMALİZM YAZILARI-4

Dijital çağda yaşadığımızdan olmalı, odağımız sürekli değişebiliyor. Özellikle sosyal medya bunda oldukça etkili. Kısa süreli mizah dolu videolar; gerçekten uzak pırıltılı hayatlar ve sürekli başarılı/güzel insanlar. Hedef belirlesek de sosyal medyaya fazla yer ayırdığımızda dikkatimiz dağılıyor ve odağımızdan sapabiliyoruz. Minimalizm hakkında bunun için yazıp duruyorum. Yazdığımda zihnim netleşiyor, amacımı tekrar hatırlıyor ve odaklanıyorum. Aksi durumda kendimi bu hafta bir şey, diğer hafta başka bir şey için çabalarken buluyorum. Minimalist olmayı hedefliyorum çünkü zamana ihtiyacım var. Bahçede oturup yanında kekle çay içmek ve bunu sükunetle yapmak istiyorum, çocukluğumda olduğu gibi. Yaparken sırada yapmam gereken bir ton iş olmasını istemiyorum. Evet beni minimalist olmaya iten en büyük etken zaman. Bir de hassas bir insanım sanırım. Başkasının tetiklenmediği şeyler beni tüketebiliyor. Bunun için uyarıcılar da az olmalı. Neyse işte, bu hedefim doğrultusunda bu hafta giysilere ...

RUH SAĞLIĞININ REÇETESİ-3

Ruh sağlığı uzmanı değilim ama bir ruhum olduğu için bu konuda ahkam kesmeye devam edebilirim sanırım. Bu güne kadar ruh sağlığıma en iyi gelen şey kendime, sevdiğim şeylerle ilgili dokunulamaz alanlar yaratmak oldu. İş hayatında ya da toplumsal hayat içinde bu zor olabiliyor. Çünkü iş gereği yapmamız gerekenler ya da oynamamız gereken roller var. Burada beraber olduğumuz insanları kendimiz seçemiyoruz, zorunlu beraberliklere katlanmak gerekiyor. İşten arta kalan zamanları sevdiğimiz insanlarla, sevdiklerimizle doldurmak gerekiyor. Bunun için de başta eşimiz olmak üzere uyuştuğumuz, bize ve alanlarımıza saygı duyan birini seçmek önemli. Bir de uyum sağlamak için kendimizden vazgeçmemek. Bana iyi gelenler hayvanlar, evimin derli toplu olması, yoga yapmak ve bir blogumun olması, ailemle iletişimde kalmak. Aslında çok basit bir mutluluk listem var. Yalnız sınırlarımı net çizmediğimde, bunlara bile hem zaman ayırmakta zorlanıyorum, hem de bazen sevdiklerim bile bunları benden çalmaya çalış...

KARACA'NIN KANATLARI

Karaca, altı çocuklu yoksul bir ailenin kızı olarak bir köyde dünyaya gelmiş. O zamanlar eğitim, okumak önemli, öğretmenler kutsal bir görevi yaptıklarını düşünerek hevesli; kıvılcım gördükleri öğrencilerin peşinde. Karaca, öğretmenlerinin dikkatini çekmiş; “bu kız okumalı” demişler ailesine. Ailenin durumu yok, ortaokulu okusun diye Karaca’yı öğretmen bir akrabalarının yanına ilçeye göndermişler. Bu akrabanın karısı cadı, yeni doğmuş bebekleri var. Bu kadın tüm ev işlerini ve çocuğun bakımını Karaca’ya yıkmış, yetmemiş, itmiş kakmış, ezebildiği kadar ezmiş. Karaca içine atmış, dişini sıkmış, ortaokulu bitirmiş. Sonra parasız yatılı sınavıyla Isparta Kız Lisesi’nin Çocuk Gelişimi Bölümü’nü kazanmış. Anada, babada para yok ama devlet ana baba olurmuş o zaman, koruyup kollarmış. Ana baba gibi olmaz tabii de yine güven verirmiş. Kendini geliştirmiş Karaca. Telefon yok, binde bir mektupla ailesinden haber alabilirmiş. Okul bitip yaz tatiline girdiğinde evine dönmüş,meğer  babası ölmüş....

DEĞİŞİM-10

 Yazan Bulut. Göksu ne yaptığının, ne yazdığının farkında değil. Bulut da sınavı geçmiş, whatsapp grubundan öğrenmişti. - Sayın Direktörüm, projeme bir onay alabilir miyim? -Yaaa... En çok senin kazanmana sevindim. Deyiveriyor Göksu. Keşke demeseydi. - Senin işin vardır.Hepimizin hakkında hayırlısı. Deyip gidiyor Bulut. Eğitimin son günü Bulut, Göksu ile zaman geçirmek için çok uğraşmış, Göksu "işim var" diye kaçmıştı.Belki ona ķızdı. Göksu kalıyor öyle. Kızıyor kendine. “Neden öyle dedim?” Hiçbir şey olmasa da Bulut arkadaşı olsun, hayatında kalsın istiyor. Bulut ona iyi geliyor. Hissettiklerinden sonra bu mümkün değil tabii. Biliyor ama içi istiyor yine de. Ama olmayacağını da biliyor Göksu. Bu durum kişiliğine de uygun değil zaten. Belki de o bir şizofren, her şeyi kendi uydurdu. Bilmiyor Göksu. Nasıl bilecek ki? Bulut'u bilemez, onun hissettiklerini bilemez. Bir kendini bilir Göksu. Bazen onu da bilemez ama bilmeye çalışır. Kendine kızmıyor. Bu bedenin içinde, bu ruh ...

TİLKİ,KEDİ,KADIN

Bölgemizde pek çok tilki var. İnsanlara öyle alışmışlar ki, gündüz yürüyüşe çıkarsanız bahçe duvarlarının üzerinde tilkileri görebilirsiniz. Bizim sokakta komşular okullar kapanınca bahçeye taşınıyor. Biz kalıcı olan tek aileyiz. İnsan olmayınca boş parsellere tilkiler yerleşti. Buraya yerleşmelerinde kedilerden artan yemeklerin de etkisi var. Bir anne tilki ve üç yavrusu ile her gün göz göze geliyorum. Üç metreden bakışıyoruz, yaklaşmak istesem kaçıyorlar. Biraz uzaklaşıp dönüp tekrar bakıyorlar. Biraz uğraşsam samimiyet kurabiliriz. Ama Küçük Prens bile tek tilki ile uğraşmıştı; dört tilki benim için fazla ve yorucu olur. Hem hayvanlar evcilleşmesinler, evcilleşip sonra ortada kalmasınlar. Yine de tilki kardeşlere kıyamayıp yemek artıklarını dışarıda bırakıyorum. Bunu gizlice yapmaya çalışıyorum çünkü karşı komşumuz 20 tane tavuk almış, geçen gün tilkiler bu tavuklardan birini kapıp kaçmaya kalkmış, komşu tavuğu tilkinin ağzından almış. Simdilik haftasonu gelebilen komşu, Haziranda e...

DEĞİŞİM-9

  Göksu’nun yaşadıkları sadece fiziksel belirtiler değil elbette. Bir de kavurucu özlem var. İçinde sürekli taşıdığı ama bazı anlarda -biriyle karşılıklı otururken örneğin- gelip delice ruhunu ele geçiren, ayak tırnak ucundan başının tepesine kadar hissettiği kavurucu özlem. O özlem anı geldiğinde gözü bir şey görmüyor, dünyaya sığmıyor Göksu. Yapabilirse kalkıp gidiyor, imkânı varsa volta atıyor. Sonra bu özlem dalgası geçiyor, içten içe kalbinde sızlayan bir özlem kalıyor. Sürekli olsa nefes alamaz. Böyle zamanlarda “Allah’ım delirecek miyim?” diye soruyor. Sevdadan aklını kaybedenler geliyor aklına. Olacak iş değil, evli barklı adam! Sağduyusu koruyor Göksu’yu. Yoksa arar adamı, atlar gider bulur bulmasına da... İşte sağduyusu, içsel bilgelik ya da yüksek benlik mi demeli, Göksu’yu koruyor. Hem çılgınca fikirlerinden, hem de kendinden. Eski Göksu olsa kızar kendine. Nasıl böyle bir şey yaparım, nasıl bu kadar ahlaksız olabilirim der, yer bitirir kendini. Sağduyusu diyor ki “sevm...