Ana içeriğe atla

Kayıtlar

HAFTANIN KEDİSİ: VİKVİK

Cinsiyeti : Dişi Yaşı : Orta yaşlı Rengi : Gümüş gri tekir, göğüs kısmı ve patileri beyaz Elementi : Elementleri dengeli.Biraz erdemli olsa Avatar olabilirdi.  Ses : Vikvik diye sürekli ses çıkardığından adını buradan aldı. Sesle iletişimde iyi. Fiziki Özellik : Pek çekici değil. Karşı komşu boz kedi diyor. Karakter Özelliği: ×Kendini, kedi soyunun devamına adamış, sürekli doğuran, ×Yatmadığı kedi kalmayan, tam bir aşk kadını, (onun bedeni, onun hayatı) ×Bu erkekler bunda ne buluyor diye sorduran, ×Kimseye acımayan, her koşulda hayatta kalabilen, tam bir Amazon, ×Her durumda temkinli ve tetikte olan, yemek kapmak için yanımda yürürken beni her adımda “kıh” diyerek tehdit eden, ×Asla göbeğini açmayan, her gün benden yemek alsa bile asla kendini salmayan, sürekli uyanık, ×Yemek seçmeyen ama diğerleri daha iyi bir şeyler yiyor mu diye bakmaktan geri durmayan bir kedi. Vikvik dört yıldır hayatımda. Kedilerimin yemeğini çalıyor diye çok kovaladım. Asla vazgeçmedi. Çevik, atletik, hayat ...

DİKEN ÜSTÜNDE

  Günün kararmaya başladığı, şehrin can havliyle  son çığlıklarını attığı vakitler. Akşamüstü  dedikleri, kim düşünüyor bu kelimeleri, nasıl akıllıca... Akşamüstü gürültüsü Ebru’nun Amerikan mutfağına ulaşamıyor, içerisi oldukça dingin. Hilal, Ebru’yu ziyarete gelmiş. — Sütü neden ocakta ısıtıyorsun? — Biraz ılıtıyorum. Yoksa makinenin yaptığı kahve sıcak olmuyor. Makineyi de yeni aldım ama o kadar mücadeleden sonra, bir de makineyle, tamirle uğraşmak istemedim. Böyle çözüyorum, önce hafif ısıtıp sonra kahve yapıyorum. Kahvesi mis gibi oluyor ama. Sen latte seversin. — Yerleşmişsin bile. Ben geç duydum, atlardım yardıma gelirdim, bilirsin. — Eve yerleşmek en kolayıydı. Evimi kafamda yıllardır öyle çok yerleştirdim ki, hiç zorlanmadım. — Anlatılanların aksine iyi gördüm seni. — Çok şükür, iyi miyim bilmem ama huzurluyum. Kendimi kimseye kanıtlamam gerekmiyor. Şu resmi alalı on yıl oluyor, onun evinde asamamıştım. Zevklerimi küçümser dururdu. Ben de gerçekten zevksizim sanı...

NE KADAR SÜRER BU HEVES?

  Doğu şiveli genç adamın üçüncü kez otobüsün arkasına gelişi, — Abi bak rica ediyorum, o ayakkabılarını giy, ayakkabı çıkarmak yasak. — Ya ne var kardeşim, sana ne. Ne var çıkarsam? Rahat edemiyorum. — Abi bak rica ediyorum, ne diyeyim, ayakların kokuyor mu diyeyim. Bak seni rencide etmemek için demiyorum. Giy abi ayakkabılarını. Tövbe tövbe... Gidip önden oda spreyi getirip sıkıyor. Sonra tekrar otobüse sesleniyor. — Emniyet kemerlerimizi takalım. Mecbur kemerleri takıyoruz, kimilerimiz söyleniyor; genç muavin otobüste bir standart oluşturmaya kararlı görünüyor, canını dişine takmış, üşenmiyor, tek tek kemerleri kontrol ediyor, eğilip ayakkabılara bakıyor. Bir dinlenme tesisine yaklaşıyoruz. Genç adam bizi hevesle bilgilendiriyor: — 10 dakika mola. Tuvalete gidebilir, sigara içebilirsiniz. (Hee hee, içimden gülüyorum, sigara içebilirmişiz, izin verdi.) Mola sonrası çay servisi var. Boğazım ağrıyor, yatışsın diye sadece bir bardak sıcak su alıyorum. O kadar yorgunum ki... Bir el o...

KÜÇÜK PRENS SÜRGÜNDE

  Kral, kederle dışarı baktı. Bir gün ölecek ve krallığını oğluna bırakacaktı. Oysa oğlu beklediği seviyeden çok uzaktı, bir türlü büyümüyor, olgunlaşmıyor, babasına krallığı yönetebileceğine dair bir ümit vermiyordu. Şatonun bahçesinde  oğlunun etrafında bir sürü köpek toplanmış; oğlu savaş sanatları, diplomasi okuyacağı, reel politikayı öğreneceği yerde;her zamanki gibi  köpekleri doyurmanın, onlarla oynamanın peşindeydi. Kral içini son kez çekip kendine kral olduğunu hatırlattı.  Vakit inisiyatif almanın, çözüm üretmenin vaktiydi. Çocuğu, dost devlet kim, düşman devlet kim bilmeli, herkese eşit davranma huyundan vazgeçmeliydi. Evet ilk ders bu olmalı diye düşündü Kral. Dış İşleri Bakanı'nı çağırıp yeni fethettikleri B-613 gezegenini hazırlamalarını ve buraya kibirli bir gül, bir tilki ve baobab ağaçları yerleştirmelerini emretti. Amacı çocuğuna ayrımcılık yapmayı, kendisi için özel olan şeylere daha çok kıymet vermeyi ve baobab ağaçlarının düzenli bakımını yaparak...

HAFTANIN KEDİSİ:BONCUK

Cinsiyeti: Dişi Yaşı : Genç Rengi : Sarman/tekir karışımı Elementi : Su Ses : Sesle iletişim pek sevmez,pek miyavlamaz. Fiziki Özellik: Yüzünün yarısı farklı, diğer yarısı farklı renk. Gözleri güzel. Kız kedi çekiciliği var. Karakter özelliği: Şapşikliğinden dolayı korkusuz, ayak altında çok gezen, tehlikeleri analiz edemeyen, muhtemelen bebekliğinde insanlarca fazla mıncırıldığından insandan korkmayan ama korkması gereken, gözü açık olmadığından diğer kedilere yemeklerini kaptıran, tuhaf bir özgüvene sahip, çok çevik olamayan, bir yediğini bir sonrakinde yemeyen, çiğ et yemeyen, yaş mama seven ama her yaş mamayı da beğenmeyen, ne yediği belli olmayan bir kedi kız. Daha önce ara sıra uğrardı, şimdi daha sık bizim bahçeye gelir oldu. Hâlâ saflığını koruduğundan, şapşikliğinden dolayı onu seviyorum. Ama ayak altında geziyor, biri tekme atacak diye de korkuyorum. Biraz gözü açılsa iyi olacak.

MAYMUNUN NEŞESİ

  — Şu çocuğu görüyor musun? — Sarı tişörtlüyü mü? — Hayır, hayır... bisikletli olanı... Ben onu arıyorum işte . Güneşli ama hafif ürperten serinlikteki bir Eylül günü, iki esnaf arkadaş, kapının önüne çıkmış, meydana bakıyor. Küçük bir ilçe burası, gelen geçeni süzmek en önemli aktivitelerden. İki aya ilçe boşalacak, okullar açıldı yaylacılar gitmeye başladı bile. O kadar az kişi kalacak ki, gelen geçeni izlemek bile lüks olacak. Dağ memleketi burası. — Nesi varmış bisikletli olanın? Kötü bir pantolon, alakasız bir tişört giymiş. Kendisi de pek güzel bir çocuk sayılmaz, kara bir şey işte, anası babası yoksul belli. — Bak görmüyorsun. — Neyi görmüyorum? — Çocuğun neşesini. Kara kuru haline, üstüne başına bakmadan neşeli o. Bisikletinin arka selesine bak, maymununu oturtmuş. — Eee, oyuncağı olan bir çocuk görüyorum, ne var bunda? — Bense yaşamaktan keyif alan, neşeli, olduğu halinden mutlu bir çocuk görüyorum. Ah nasıl özledim bir bilsen. Onun gibi olduğum zamanlar oldu, şimdi o neş...

CANIM YOGAM

Kalbimde ağrı var, nefes almakta sorun yaşıyorum diye hafta sonu kardiyoloji doktoruma gittim. Kontrollerden sonra doktor kalbimin iyi olduğunu, şeker ve tansiyon rahatsızlığım olmadığı için de 10 yıl içinde kalp krizi geçirme riskimin bulunmadığını söyledi. Ağrıya ve nefes sıkıntısına neden olanınsa demir eksikliği olduğunu, geçmişime baktığında benim zaman zaman bu sorunu yaşamış olduğumu söyledi ve demir hapına başladık. Benim bu blogu açarkenki ilk yazımın başlığı “ Demirimi Kimler Aldı? ”ydı. Kansızlık benim kronik sorunum ama yine aklıma gelmedi. Oysa hep kendimi bilmeye çalışırım, yine bilemedim. Bundan sonra aklımda olsun; can sıkıntım mı sürüyor, hoop kan tahliline. Birkaç aydır süren enerjisizliğimin, yorgunluğumun, depresyonumun nedeni kansızlığım olabilir yani. Hastaneye gitmişken uzun zamandır ihmal ettiğim göz doktoruna da gittim. Gözlük canımı yakıyor, uzun süre gözümde tutamıyorum artık. Hem miyop hem astigmat var bende. Doktor demesin mi, iki rahatsızlıkta da derecem b...