Ana içeriğe atla

MAYMUNUN NEŞESİ



 — Şu çocuğu görüyor musun?

— Sarı tişörtlüyü mü?

— Hayır, hayır... bisikletli olanı... Ben onu arıyorum işte.

Güneşli ama hafif ürperten serinlikteki bir Eylül günü, iki esnaf arkadaş, kapının önüne çıkmış, meydana bakıyor. Küçük bir ilçe burası, gelen geçeni süzmek en önemli aktivitelerden. İki aya ilçe boşalacak, okullar açıldı yaylacılar gitmeye başladı bile. O kadar az kişi kalacak ki, gelen geçeni izlemek bile lüks olacak. Dağ memleketi burası.

— Nesi varmış bisikletli olanın? Kötü bir pantolon, alakasız bir tişört giymiş. Kendisi de pek güzel bir çocuk sayılmaz, kara bir şey işte, anası babası yoksul belli.

— Bak görmüyorsun.

— Neyi görmüyorum?

— Çocuğun neşesini. Kara kuru haline, üstüne başına bakmadan neşeli o. Bisikletinin arka selesine bak, maymununu oturtmuş.

— Eee, oyuncağı olan bir çocuk görüyorum, ne var bunda?

— Bense yaşamaktan keyif alan, neşeli, olduğu halinden mutlu bir çocuk görüyorum. Ah nasıl özledim bir bilsen. Onun gibi olduğum zamanlar oldu, şimdi o neşeyi yakalayamıyorum.

— Amma abarttın Muhsin Abi. Kusura kalma da abi, bazen kafamı şişiriyorsun. Neşeymiş de, çocukmuş da, maymunmuş da... Bak altın artıyor, altın borcumu da ödemedim, terse düştüm. Sen çocuk diyorsun. Geç abi otur da bir tavla atalım. Oğlum iki çay gönder... Napacan abim maymunu neşeyi... He, heee... Al sana düşeş..!

Yorumlar