Ana içeriğe atla

Kayıtlar

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 96

             Ağaç Ev Sohbetleri’nin 96. Haftasında Dipsi güncel bir konuda yazalım  istemiş: "Aşı olacak mısınız? Yoksa aşı karşıtı mısınız? Aşı sonrası aşıdan dolayı hastalık veya ölümlerin olduğunu düşünüyor musunuz? Genel olarak aşı hakkında ne düşünüyorsunuz?"           Ben çocukken aşı karşıtlığı diye bir şey duymamıştım. Aşı bizi hastalıklardan korurdu, bu kesin, net bir bilgiydi ve herkes aşısını olurdu. Aşı karşıtlığını son on yıldır duyuyorum. Aşı karşıtları insan doğasının hastalığı kendiliğinden yeneceğini, gerekli olmadığını söylüyorlar. Ben öyle düşünmüyorum. Tarih de öyle söylemiyor zaten. Aşı;  çocuk felci, çiçek gibi hastalıklara çözüm olmuş.           Her ne kadar aşı karşıtı olmasam da durum bu defa farklı.  Hiç tanımadığımız bir virüse karşı, normal aşı süreçlerinden çok daha hızlı bir zamanda aşı üretildi ve uygulamaya başlandı. Bu aşılardan biri olan B...

UĞULTULU TEPELER-EMILY BRONTE

Okuma tempom oldukça düştü. Günde 10-15 sayfa okuyabiliyorum. Kaplumbağa hızımla Uğultulu Tepeleri nihayet bitirebildim. . Klasikler arasında sayılan " Uğultulu Tepeler " İngiliz edebiyatından. Yazarı Emily Bronte sadece otuz yıl yaşayabilmiş, yirmi dokuz yaşında da tek romanı olan Uğultulu Tepeler i yazmış.Kitap, İngiliz edebiyatının önemli eserlerinden sayılıyormuş. Uğultulu Tepeler aslında bir aşk hikayesi.Klasik aşk hikayelerinde okuyucu aşıklardan birinin yerine koyar kendini, ona empati duyar. Bu romansa alışageldiğimiz romanlardan çok farklı. Çünkü romanın kahramanı Heatcliff gerçek bir kötü.Neşenin, dünyada güzel olan her şeyin düşmanı.Elini attığı yeri, bile isteye kurutan  bir adam. Sadece Heatcliff değil, diğer kahramanlar da kusurlu, hataları olan insanlar. Kitaptaki tek düzgün insan kitabın anlatıcısı olan, hizmetçi Ellen Dean bence. Diğerleri, öfkeli, kibirli, hastalıklı.. Kitabı okurken İngiltere'nin o dönemdeki kırsal yaşantısına şahit oluyoruz. Romandak...

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 95

  Deep Tone, Ağaç Ev Sohbetleri'nin 95. haftasında sormuş: "Hangi ülkeleri kendinize yakın hissediyorsunuz veya seviyorsunuz? Hangi ülkelerin filmlerini, müziklerini, dizilerini, kitaplarını kendinize yakın hissediyorsunuz veya seviyorsunuz?" Sanırım kendimi yakın hissettiğim bir ülke olmadı. Roma 'yı gezerken iklimini bizim buraların iklimine benzetip yakın bulmuştum. Roma İmparatorluğu'ndan kalan sütunlar aynı bizim buralardaki kalıntılar gibi olduğundan çok tanıdık gelmişti. Yetişen bitkiler, ağaçların kokusu,şehrin tepelerinin  İstanbul'a benzemesi nedeniyle de kendimi en iyi hissettiğim yurt dışı şehriydi. İtalya'yı değil de Roma'yı kendime yakın hissetmiştim. Kitap okurken, film izlerken de seçimlerim uzak bulduklarım, kültürü bize benzemeyenler arasından. Kuzeyliler bize benzemiyor, altı ay gece altı ay gündüz yaşayıp, soğuğa dayanıklı oluyorlar, iri yarı, izbandut gibi insanlar.  Onların bakış açılarını, yaşamla ilgili çözümlerini merak ettiğim...

SEXIFY (NETFLİX DİZİ)

Sexify, Polanya yapımı bir gençlik dizisi Sekiz bölümden oluşan dizinin bölümleri yaklaşık kırk dakika. Başrolümüz Natalia, üniversite son yılında, teknik bir yarışma ve mezuniyet  için"uyku" ya dair bir uygulama  üzerinde çalışmaktadır. Konu "uyku" olunca yurt odasında kendi üzerinde kafasına reseptörler filan takarak veri toplayabilmektedir. En yakın rakibi  uygulama ile renk değiştiren jöle projesi olunca da kendinin birinci olduğundan neredeyse emindir. Taa ki projeyi seçecek hoca ile tanışana kadar. Sandığının aksine projeyi değerlendirecek hoca, "uyku" aplikasyonundan pek etkilenmez. Gençleri etkileyecek, ilgisini çekecek seks gibi bir konu bulmasını ister. Bunun üzerine Natalia konusunu kadın orgazmı olarak değiştirir. Ancak çok büyük bir sorunu vardır. O güne kadar ki hayatını bir beyin olarak yaşamış olan Natalia'nın hiç erkek arkadaşı, deneyimi veya bedenine dair bir fikri olmamıştır.Dolayısıyla ne yapacağını bilemez. Bunun için daha deneyiml...

AĞAÇ EV SOHBETLERİ #94

    Uzun süredir ayrı olduğum bloğa Ağaç Ev Sohbetleri ile dönmek istedim. Bu haftanın konusunu Makbule Abalı önermiş: “Kişisel olarak bir değerlendirme yaptığınızda çevrenizde ya da kendinizde gördüğünüz stres kaynaklı rahatsızlıklar nelerdi, bunların nasıl üstesinden geldiniz? Stresin  sözlük anlamı gerginlik demekmiş; hayat bizi iki yandan çekiştirdiğinde geriliriz. Hem eve, hem işe yetişemediğimizde; değer yargılarımızla yaptıklarımız uymadığında; iki sevdiğimiz arasında kaldığımızda; gelecekten kaygı duyduğumuzda gerilir de geriliriz. Bazıları geniştir pek az etkilenir, bazıları da kırılgandır, daha çok etkilenir. Stres  bedenimizin farklı yerlerinde kendini belli eder. Benim eskiden mideme vururdu. Artık daha çok sırtıma ve omuzlarıma vuruyor. Kaskatı kesiliyor sırtım ve omuzlarım. Stres nedeniyle saçımın döküldüğü, uçuk çıkardığım da çok oldu. Bir de stresin yoğunluğuna bağlı olarak donup kalırım.  Stresle mücadele etmek için eskiden uyurdum. Uyuyup gevş...

YEMEK CENNETTEN ÇIKMADIR!-JENNIE SHORTRIDGE

Kitaplığımda okumadığım kitapları bitirme serüvenim sürüyor. Tosbağa hızımla iki sene kitap almadan idare edebilirim sanırım. Biraz kafa dağıtmalık okumak istedim ve hafifitir diye bu kitabı seçtim. Okuması kolay bir kitaptı ama bu tür köpük kitapların aksine yazar kahramanın duygularını, gelgitlerini iyi yansıtmıştı. Köpük kitaplardan iyiydi o nedenle. Bir de gerçeküstü bir mutlu sonla bitmiyordu, her şey güllük gülistanlık olmuyordu ama kahramanımız yine de mutlu oluyordu. Bu nedenle de iyi not aldı benden. Özetle kitabı sevdim ve okunabilir. Konumuz bir yemek yazarı ile ilgili. Tombul bir kişi olan ve yemek yemeyi ve yapmayı seven Elanor Samuels serbest çalışan, dergilere yemek yazıları yazan bir yemek yazarıdır. Yalnız sevdiği yemekleri değil de düşük kalorili, glutensiz, şişmanlatmayan alternatif tarifler yazması beklendiğinden yazdığı yazılardan pek mutlu değildir. Elanor son biten ilişkisinin şişmanlığı yüzünden sona erdiğini düşündüğünden hayatına kimseyi sokmamakta, küçük evin...

KOLAY VE MUTLU MUTFAK-MIKI MOTTES

Bir süredir uğramadım bloguma.  Keyfim pek yoktu. Zamanımı kanepede uzanarak ya da mutfakta yemek yaparak geçirdim. "Mutfak terapi" diye bir terapi yöntemi varmış. Bilmeden onu yaptım sanırım.Yemek yapmak iyi de, tezgahı toplamak zulüm ya, robotlar gelse de toplasa:) Mutfağımda balkabağı gördüğümde, bezelyenin kabuğunu açtığımda iyi hissediyorum kendimi. Yoğurt ve yumurtadan vazgeçemeyeceğim için veganlık uzak bana ama olabildiğince bitki temelli beslenmek istiyorum. Bu kitabı da ondan aldım. Kitabın adında "kolay" geçince havuçların kendi kendini doğradığı bir yöntem öğreneceğimi sanmıştım ama belirtmek isterim ki öyle bir yol yok. Sebze pişirmenin en zor yanı da bu zaten. Doğra, doğra, doğra.. Bitmiyor... Kolay ve Mutlu Mutfak 'a  dönersek bir vegan olma rehberi diyebiliriz. Miki Mottes'in yazdığı kitap Suat Erus tarafından çevrilmiş.  Kitabın yazarı Miki Mottes aynı zamanda çizer olduğundan  sebze, meyveleri sempatik tipler olarak bol bol resmetmiş. Görse...