Ana içeriğe atla

KARACA'NIN KANATLARI


Karaca, altı çocuklu yoksul bir ailenin kızı olarak bir köyde dünyaya gelmiş. O zamanlar eğitim, okumak önemli, öğretmenler kutsal bir görevi yaptıklarını düşünerek hevesli; kıvılcım gördükleri öğrencilerin peşinde. Karaca, öğretmenlerinin dikkatini çekmiş; “bu kız okumalı” demişler ailesine. Ailenin durumu yok, ortaokulu okusun diye Karaca’yı öğretmen bir akrabalarının yanına ilçeye göndermişler.

Bu akrabanın karısı cadı, yeni doğmuş bebekleri var. Bu kadın tüm ev işlerini ve çocuğun bakımını Karaca’ya yıkmış, yetmemiş, itmiş kakmış, ezebildiği kadar ezmiş. Karaca içine atmış, dişini sıkmış, ortaokulu bitirmiş. Sonra parasız yatılı sınavıyla Isparta Kız Lisesi’nin Çocuk Gelişimi Bölümü’nü kazanmış.

Anada, babada para yok ama devlet ana baba olurmuş o zaman, koruyup kollarmış. Ana baba gibi olmaz tabii de yine güven verirmiş. Kendini geliştirmiş Karaca. Telefon yok, binde bir mektupla ailesinden haber alabilirmiş.

Okul bitip yaz tatiline girdiğinde evine dönmüş,meğer  babası ölmüş. Öleli kaç ay olmuş da söylememişler. Kırık olan kolu, kanadı iyice kırılmış. “Babamın öldüğüne hiç inanamadım, hep çıkıp gelecek gibi gelir” diye anlatırmış.

Isparta Kız Lisesini bitirdiği yıl bir öğretmenle tanışmış ve ailesinin karşı çıkmasına rağmen evlenmiş. Bu öğretmen sözüm ona aydın, kitap okur, saz çalar, ağzından adalet, eşitlik, özgürlük düşmez. Ama bunlar hep dilinde. “Benim karım çalışmayacak” demiş, Karaca’ya izin vermemiş. Karaca da ezik büyümüş, karşı çıkmamış kocasına. Adam kıskanç, Karaca’ya hayatı zehir etmiş. Eskiden yaslanacağı bir ailesi olmayan Karaca’ya kocası da dayanak olamamış.

O zamanlar lise mezunları kolay işe girebilirmiş. Öğretmen olabilir, bankalara, kurumlara girebilirmiş. Kocası izin vermemiş, Karaca da alıp başını gitmemiş. Zaten hemen de hamile kalmış.

İki kızı olmuş. Karaca’nın, Çocuk Gelişimi’nde öğrendiği masallarla, oyunlarla iyi bir insan olarak büyütmüş kızlarını. Çalışamamak hep içinde ukteymiş. “Ben yapamadım, siz elinize ekmeğinizi alacaksınız” der dururmuş.

Adam aksi, evde huzur yok. Karaca alırmış kızlarını, pikniğe gidermiş, dağlara tepelere çıkarmış. O zamanlar Karadeniz’deler. İki kızı ve bir Karaca, kimsenin olmadığı dağlarda, uçurumlarda piknik yapar, yabani çilek, kestane toplarlarmış. Hiç usanmadan kızlarıyla oyunlar oynarmış. Kızlarını masallarla, hikâyelerle, kitaplarla büyütmüş Karaca. Kızlar da masallara  inanır, Hogwarts’tan mektup beklermiş örneğin. Mektup hiç gelmemiş.

Karaca hep kendini, özünü baskılayarak hayatta kalmış. Yaşamış mı? Aslında yaşamamış ve bir yerde özü isyan etmiş, bastırdığı travmalar 70’e geldiğinde iyice su yüzüne çıkmış. Olmayan sesleri duyar olmuş, çocuklaşmış. Eskiden ikna etmesi kolay olan kadın, inatçı olmuş, doktora gitmez, ilaçlarını almaz olmuş.

Eskiden anneleri oynatıp eğlermiş kızlarını ya, şimdi annelerini oyalama, oyunda tutma zamanı kızlarına gelmiş. Kızlar çaresiz, annesi beyninin içinde duyduğu seslerden biraz uzaklaşsın diye Hogwarts’tan onlara gelmeyen mektubu, onlar annelerine yazmışlar. Hep çalışmak isteyen annelerine el işlerini almak isteyen bir firma ile  anlaştıklarını, firmadan gelecek iş taleplerini bir ay içinde tamamlayıp ödeme alacağını söylemişler.

Eski Karaca olsa inanmazmış ama çocuklaşmış Karaca inanmış, çok mutlu olmuş, her ay farklı bir işi yapmış, parasını kazanmış. Kızlar annelerine para verdiklerinde Karaca ezilirmiş almak istemezmiş. Şimdi “kendi paran gibi yok, kendimi güvende hissediyorum” diyor, her hafta sosyete pazarının altını üstüne getiriyor, kocasına nispet yapıyormuş.



Yorumlar

  1. ay ya bizim ülke daha doğrusu anadolu böyle kızlarla, teyzelerle dolu :)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder