Haberlerde sık sık kademeli emeklilik gündeme gelince nedir, ne değildir diye araştırırken prim ödeme günümün 7800’e ulaşmış olduğunu gördüm. Önce bir gururlandım, 7800 gün dişimi sıkmışım, hizmet sektöründe bu kadar süre dayanmışım. Vay be, meğer ne güçlü, ne sabırlı, ne dayanıklı biriymişim. Aferin bana! Ektiklerimi toplamanın zamanı geldi, hepsi bana helal. Süper kahraman mıyım ne? Müthiş ya! Vay anasını! Hafta sonum işte böyle mağrur ve gururlu geçti.
İşe gelip pazartesiyi atlatıp salıya girince, ruh hastası personelin saçma sapan davranışları, performans biriminin verdiği hedefler için üst üste toplantı yapması, tutturamadığınız hedef için sizden mazeret değil telafi etmenizi istiyoruz demesi, günün nasıl başlayıp bittiğini anlayamadan koşturup durmak 7800 prim günü dayanmış olmanın getirdiği zafer hissini sildi süpürdü. 7800 prim gününün çoğunda özümü ezerek, idare etmeye çalışarak, bir yerde küçülerek, başarı diye sunulanlara inanmayarak ama bunun için çalışarak geçti. “Abi lütfen abi, bizim çekimizi kullan abi? Sana POS bağlayalım. Bi on bin çek be abi! Al bak bu kartım, beni 7/24 arayabilirsin.”
7800 prim günü böyle çalışmanın karşılığı emekliliğe yaklaşmış olmak, hayatta maddi anlamda kendimi güvence altına almak, kimseye muhtaç olmadan geçimimi sağlamak. Götürdükleri peki? Kendimi ruhsal anlamda dengesiz hissetmemin nedenlerinden biri bu 7800 gün çalışma olabilir mi? Bazen oynatmaya az kalmış gibi hissetmemin nedeni?
Aman neyse... Ne acılar, ne hayatlar var değil mi? Mızmız, şükürsüz bir insanım belki. En iyisi işime odaklanayım, hayat bana limon verdiyse limonata yapmalı. Bireysel kredi bulmalı, ihtiyacı olmasa bile 100 bin TL alıp, 12 ay sonra 147 bin olarak ödemesinin ne kadar mantıklı olduğuna müşteriyi ikna etmeli. İkna olmuyorsa kendimden şüphe etmeliyim, kişisel ilişkiler kurmayı beceremiyorum demek ki. Neyse ne diyorlar mazeret değil telafi evet.

Yorumlar
Yorum Gönder