Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2026 YAZ

  Hafta sonu biraz evimi yoluna koymak istemiştim. Sapıkça mı bilmiyorum ama evimi kendim temizlediğimde daha ferah olmuş gibi hissediyorum. Temizlikçi gelince de temiz oluyor ama böyle enerji yenilemesi olmuyor sanki. Belki benim kafamın içi de yerli yerine oturuyordur, ondan öyle hissediyorumdur. Temizlik ve düzene niyet etmiştim ama hem mevsim yaz ve bahçe olunca gelen giden daha çok oluyor, hem de açık havada daha uzun saatler geçiriliyor. Gelenler sevdiğim insanlardı, keyif de aldım ama pazar akşamı olduğunda yine yapmak istediklerim öylece duruyordu. Mesela yazlık kıyafetlerimin hepsini düzenleyemedim, yaz bitecek, imdat... Bir bu hafta olsa iyiydi ama bu döngüyü kaç haftadır yaşıyorum. Sosyal biri değilim, herkesle arkadaş olamam, merak ediyorum sosyal insanlar nasıl yapıyor, nasıl yetişiyorlar? Bunun dışında hayat keyifli. Yazın insanlar mutlu, hayvanlar mutlu... Kediler tok... Arthurcuğum hep bizim bahçede, Çiko yemek saatlerinde geliyor. Vikvik doğurmak üzere, koca karnıy...

YENİ BİR BAŞLANGIÇ

 “Yeni bir ülke bulamazsın, Başka bir deniz bulamazsın. Bu şehir arkandan gelecektir.” Açıp Kavafis’in şiirini tekrar okudu. “Belki akıllanırım.” Yeni bir ayakkabı, yeni saçlar, yeni bir okul, yeni bir iş, yeni bir şehir... Yeni başlangıçlar...  Eskidendi... Eskiden yeni bir elbise aldığında her şey değişecek sanırdı. Çocukken, gençken... Kısa bir süreliğine havası değişirdi belki. Sonra her şey eskisi gibi olurdu. Biraz büyüdüğünde işini, şehrini, okulunu, evini değiştirdiğinde değişecek sandı. Başlangıçta değişir gibi oluyordu, sonra her şey aynı. Düşünceleri, duyguları, ilişkileri... Bu nedenle yeni bir ayakkabının, yeni bir işin, yeni bir şehrin hayatı değiştirmediğini öğrenecek kadar yaşamıştı. Hiçbir şey değişmiyordu çünkü o değişmiyordu. Olaylara verdiği tepkiler aynı kalınca, insanlar da aynı tepkiyi veriyordu. İlişkilerinde aynı cendereye tekrar sokuyordu kendini. Sonra hayatını sıfırlamak için yeni bir iş, yeni bir ev, yeni bir şehir arıyordu. Hayat, bunlarla size ye...

DELİ EDER İNSANI

Hayat bazen sıkıcı geliyor, aynı yollardan geçip, aynı sözleri söyleyip, aynı şekilde yatağa giriyoruz. Ertesi gün bu döngü tekrar, sonra tekrar başlıyor. Bundan olmalı filmlere, kitaplara, uyuşturuculara kaçmamız, Yüzüklerin Efendisi'nde fantastik dünyayı aramamız. Oysa bakışımızı biraz değiştirsek göreceğiz ne kadar mükemmel bir dünyada yaşıyoruz. Her şey öyle fantastik ki aslında... Kelebeğin kanadındaki puantiye,  kedinin belli yerlerine atılmış farklı renkli tüyler,  bir yusufçuk böceğinin gözleri,  ağaç üzerinde kamufle olmuş bir böcek,  arabaya binmiş bir salyangoz,  bahçenin bir yerinde kendiliğinden çıkmış bir menekşe, Dünya Kupası oynanırken peynir yiyen bir tilki... Düşününce deli olmamak elde değil. Belki doğaya bakınca aklımızı kaçırmayalım diyedir doğadan böylesine kaçışımız. Deli eder insanı bu dünya, Bu gece,bu yıldızlar,bu koku, Bu tepeden tırnağa çiçek açmış ağaç.                       ...

SİNÜZİT VE UYKU

2025 kışı boyu öksürük yakama yapışmış bırakmamıştı. Sinüzit, geniz akıntısına, o faranjite ve reflüye neden oluyor, öksürüp duruyordum. Öyle böyle bir öksürük değil, başlayınca durmuyordu. Burnumdaki eğrilik sinüzite neden oluyordu, doktorum bununla ilgili tekrar ameliyat olmam gerektiğini söyledi ama o zaman ameliyat sürecini göze alamadığımdan ameliyat olmadım. O zamanlar şubem değişmişti. Mesaiye yetişmek için altı buçukta kalkar olmuştum. Yatağa gitme saatim on iki otuz veya gece birdi. Öğleden sonra elim kolum tutmuyor, on dakika kestirme ihtiyacı duyuyor, sağda solda belli etmeden uyumaya çalışıyordum. Bir taraftan da öksürük krizleri yaşıyordum.Tüm kış  eziyet gibi geçti,yaz gelince biraz rahat ettim. Bu sonbahar başında araç kullanmaya yeni başlamıştım,uykusuzluk  kazaya neden olmasın diye erken uyumaya başladım. 23.30'a çektim uyku saatimi. Elimde ne iş  olursa olsun  bırakıp uyumaya gidiyordum. Uykumu alınca sinüzitim geçti. Sinüzit geçince öksürüğüm geçti...

MİNİMALİZM YAZILARI-5

ĺ Minimalizm, uygulandığında finansal bir rahatlama da sağlayabiliyor. İradeli ve kararlı davrandığınızda gereksiz alışveriş yapmıyorsunuz. Ben bu ay yine yaptım, pişmanım. Her ay benzeri saçma harcamalarım olmasa dert etmezdim.  Fal uygulamasından fal baktırdık.Gereksizdi gerçekten. Bunu kendim istemiş olmakla birlikte etraftaki arkadaşlar da “dünyaya bir kere mi geleceksin, stres atıyoruz şurada, kredi kartı ödemesini zaten maaş aldığımızda düşünüyoruz, şimdi düşünmeye gerek yok” gibi sözlerle etkilediler beni. Aldığımız hizmete göre fiyatı oldukça yüksekti, hizmet tatmin edici değildi. Neden yaptım? Canım sıkılmıştı. İnsan can sıkıntısıyla oturmayı öğrenmeli. Bir de arkadaşlarını her zaman dinlememeyi. Şu “hayatı yaşamak” denilen şeyin insanlıkça yanlış anlaşıldığını düşünüyorum. Aslında minimalizm sadece eşyalarla, eşyaları alıp atmakla ilgili değil. Yaşam biçimimiz, inandıklarımız, etik değerler, irade, disiplin, sürdürülebilirlik gibi pek çok soyut değeri de içeriyor. Minimal...

HER AĞAÇTA BİR YÜZ

Geçen hafta,  eşimin eski  iş arkadaşının bahçesine gitmiştik. Arkadaşı sıra dışı biri. Pek çok enstrüman çalabiliyor. El becerisi muazzam. Detaycı, düzenli biri. Bir alandaki her detayı planlıyor ve estetik bir şekilde tasarlayabiliyor.3000 metrekare alana sahip  bahçesinde her işi kendi yapıyor, böyle büyük bir alanda her seyin kontrol altında, düzenli olması bile müthiş bir şey. İki sene önce emekli oldu. Emeklilik sonrası zamanı da çoğalınca iyice üretmeye vermiş kendini. Cümbüş ve ud kursuna da başlamış. Antikacıları geziyor, bizim çöp diye yüzüne bakmayacağımız parçaları fark edip toplayıp kullanabiliyor. Artık her ağaçta bir yüz görür oldum, diye anlatıyor. Bahçesindeki kamelya dahil çoğu şeyi kendi yapmış. Otların biçilişi, her alanın planlanışı, simetri muazzam. O kadar minik minik eşya var ki, tozu ile nasıl başa çıkıyor anlamadım. Zamanını iyi planlıyor. Sabah altıda uyanıp, akşam onda yatarmış, ekran süresi çok kısa ve hayatının odağına kendi hobilerini koymuş...

MUTLU OL YETER

Bu sene o kadar yağmur yağdı ki yazın geldiğini anlayamadık. Ne ara meyveler oldu, ne ara 21 Haziran’a geldik, ışık hızıyla geçti zaman. Bahçedeki kirazlarımız da oluvermiş. Dün üst dalları topladık, bir iki güne alt dallarımız da olgunlaşır. Ihlamurlar da oldu olacak, hafta sonu da onları toplarız. Cuma günü Sarı Burun uykusuz görünüyordu, bizde misafir ettim. Her akşam ve her sabah aynı saatte aynı yerde buluşuyoruz. Bazen yanında kendi yaşıtı arkadaşı Kara Kafa da oluyor. Kara Kafa’nın kafası ve bir bacağı kara, kalan kısımları beyaz. Yaramaz erkek çocukları gibi oyun oynuyorlar, itişip kakışıyorlar. Kara Kafa daha uyanık; yemeğe önce o atlıyor. Sarı Burun yavrum ya elindekini kaptırıyor, ya da sona kalıyor. Onun için endişeleniyorum. Kediler dünyası da insanlar dünyası gibi; bazıları uyanık, bazıları da yumuşak kalpli, sevgi dolu. Sarı Burun’u dün sabahtan beri görmedim. Akşam ve sabah olması gereken yerde yoktu. Son gelişlerinde tok olduğundan olmalı çoğunlukla verdiğim mamaları y...