Teyzemin iki oğlu vardı. Büyük oğlu Sezer çekingen, sessiz bir çocuktu. Tabaktaki bisküviler biter, tekrar isteyemezdi. Küçük oğlu Mert ise zar zor yürürken bile bisküviler bittiğinde, ayağa kalkar, boyunun yarısına kadar gelen tabağı alır, tekrar bisküvi doldurur getirirdi. Kimseye fikrini sormazdı. Benim Çikom da Mert’in kedi haliydi bence. Hiçbir kedi dostumu kendim seçmediğim gibi, Çiko’yu da ben seçmedim. Arka komşumun orada doğmuş, onlar da hep yaptıkları gibi bebekken hoplatıp zıplatmışlar. Çiko’yu yavruyken görürdüm, hızlı hızlı gelir, bulduğu mamaları yer giderdi. Onun geçtiğini görür sesimi çıkarmazdım. Sonra bizim bahçeye daha çok gelir oldu. O zaman Köpük vardı, Köpük de sanırım Çiko çocuk diye sesini çıkarmazdı, yoksa döverdi. Başlangıçta istemedim. Hatta gitsin diye kovaladım, suyla ıslattım. Eşim bahçedeki kaldırımlar kirleniyor diye kızıyordu. Annesi bize sık sık geliyor ve kedilerden nefret ediyordu. Kedilerle ilgilenince kıskanıyor, tekmelemeye kalkıyordu. Kendis...