Martin Eden, Jack London’ın yazarlık sürecini anlattığı kitabı. Martin yaşamaktan, hissetmekten korkmayan, tutkulu bir genç adam. Okurken ondan çok etkilenmiş ve yaşam ateşi ile ilgili bir yazı yazmıştım. Maşallah dediğim üç gün yaşamaz. Kitabın sonunda Martin’in içindeki alevi de aldılar. Ah Martin... Kitabı okurken ve Martin’in daha eğitimli, bilgili bir insana dönüştüğünü izlerken okumanın, eğitilmenin bir yerde bizi törpülediğini, şekil verilen heykellere dönüştürüldüğümüzü düşündüm. Bu iyi bir şey gibi görünse de bir yerde bizim canlılığımızı da alıyor. Onun için daha önce de söylemiştim, vahşi tarafımıza sahip çıkmalı, hareket etmeliyiz. Bunun dışında insanların ikiyüzlülüğünü her gördüğümde yıkılan duran biri olarak bu durumu da normal kabul etmeli, insan olmanın erdemsizliğini de kabul etmeli diye düşünüyorum. Baksanıza Jack London zamanında da aynıymış, taş devrinde de aynıdır kesin. Aslında burada bir çelişki var. Vahşi yanımız canlılığımızı koruyor ama bir yerde de erdemsiz...