Erhan şeytan tüyü olan insanlardan. Kolay iletişim kurar, kendini sevdirir, zekidir, yardımseverdir. Kısa boyuna rağmen yanağındaki tek gamzesi mi yoksa hınzır bakışları mı onu çekici yapar bilinmez.
Yine kendisi gibi canlı, enerjik, liseden arkadaşı Reyhan’la inişli çıkışlı, kavgalı barışmalı bir ilişkiden sonra, güzel bir düğünle evlendiler. Biri kız, biri oğlan iki güzel çocukları oldu. Orta sınıf, düzenli bir memur ailesiydiler başlangıçta.
Önce Erhan yoldan çıktı. Reyhan’ı aldattı. Bir kez de değil üstelik. Sonra Reyhan aldattı. Erkek aldatınca atlatılır, kadın aldatınca boşanılır; onlarda da öyle oldu.
Bundan sonrası Erhan için tepetaklak bir gidiş. Dozunda alkol alan Erhan, her gece içmeye başladı. Hayatına giren çıkan kadının sayısını kendi de unuttu. Kızlar seviyor diye arabasını satıp, yere yakın Seat FR aldığını anlatırdı.
Çok çalışkandı Erhan, eli hızlı, çabuk algılar, talepleri çabuk eritir, kendi işini bitirir, başkasına yardıma koşardı. Bazen sızıp kalır, işe öğlene yakın gelirdi. Müdürü bir taraftan iş sorumluluğu, bir yanda öldü kaldı mı endişesi, bir yerde işine yarayan bir personel olması, bir yanda işinden de olmasın çocuk düşüncesiyle ne yapacağını bilemez, gereğini yapmayı geciktirirdi.
Sorunu sadece boşanması, alkol bağımlılığı değildi. Bir de deli dehşet borç batağına girmişti. Bankaların dijital platformlarından akıl almaz tutarlarda krediler çekmiş, bu kredileri; arkadaşlarından borç aldığı paraları kriptoya basmış ve batırmıştı. Öyle bir borç içine sokmuştu ki kendini aylık ödemesi gereken ek hesap faizi maaşını geçmişti.
Borçlarını nasıl çevirdiğine şaşırıyorduk. Çeviremiyormuş meğer. Müşteri ile borç alacak ilişkisine girmiş, müşterilere gayrimenkulünü devredip üzerlerinden kredi çekmiş. Bazı müşterilerin kredilerine ortak olmuş, olmayan faaliyetleri kredilendirmiş, yetmemiş müşterilerle alem yapıp fotoğraflar çektirmiş.
Bu tür hikayelerdeki klasik son, tüm her şey ortaya çıktı, ailesini kaybeden, alkolik olan, borç batağındaki Erhan en son işini de kaybetti. Onu severdik üzüldük.
Ama siz üzülmeyin. O sizin kadar üzülmüyor çünkü. Alkollü bir restoran açtı. Viskisini yudumlayıp, sigarasını üflüyor. Sonra dumanların arkasından hülyalı bakışları, tek gamzesiyle gülümsüyor. Namussuz karizmatik de görünüyor. Ve bu satırların yazarı kendine sorup bir türlü yanıtını bulamıyor: Bir insan nasıl bu kadar batırıp hala karizmatik olabilir?

Yorumlar
Yorum Gönder