Göksu kendine, bedenine neler olduğunu anlayamıyor. Beyninde bir elektrik, sanki içeride bir şeyler kısa devre yapıyor. Hatırlamak istediklerini hatırlamakta zorlanıyor. Pantolonları düşüyor, bel kavisi iyice belirginleşmiş.
Sınav günü gelip çatıyor. Gecesinde bir saat uyudu uyumadı. Beyninde elektrik, ara ara gidip geliyor. Zaten Göksu’nun derdi başından aşmış, kendine hükmedemez olmuş. Diğer yandan aklı, kalbi Bulut’ta. Bulut’la birbirlerinden kaçar olmuşlar. “Bu yaşta ne o öyle ergen gibi” diyerek bir taraftan kendine kızıyor.
Sınavdan da ümidi yok. O kadar okudu ama hiçbir şey hatırlamıyor ki. Okuyor, ama okuduğunu anlayıp anlamadığından haberi yok. Ama mucize gibi, sınavda eski Göksu’ya olduğu gibi, cevaplar bir bir beliriyor zihninde.
Sınav sonrası Seher’le vedalaşıp, valizini aldığı gibi kaçıyor otelden. Otobüste yerinde duramıyor, garip bir enerji. İçine bir şey kaçmış, ama o bunu tanımıyor. Bu enerjiyi yatıştıran tek şey müzik. İçindeki bu enerji en çok “Gassolina” şarkısını seviyor. Kulaklığını takıp onu açtığında içindeki canavarın biraz yatıştığını hissedebiliyor.
Yolda beynindeki elektrik el verdiğince okuyup anlamaya çalışıyor. Neler olduğunu? Ten uyumu olabilirmiş, feromonlar varmış derken derken, Göksu aşık olduğuna kanaat getiriyor.
“Salak kafam,” diyor. “Nasıl fark etmedim?”
O kadar unutmuş ki kendini; birinin ona, onun birine aşık olabileceğine inanmakta zorluk çekiyor.
Nasıl olduğunu anlamadan yol bitiyor. Göksu evinde.
“Çok şükür.”

Yorumlar
Yorum Gönder