Göksu şükretmekte erken davranmış. İçindeki canavar evinde de onunla. Bacaklarında geçmeyen kramplar, beynine kısa devre yaptıran elektrik, bitmek bilmeyen ama hiçbir şeye odaklanmasına izin vermeyen bir enerji.
Markete gidiyor, caddede yürüyen insanların yüzleri çok güzel geliyor. Herkes çok güzel. İnsanların yüzlerine hayran kalıyor. Nasıl güzel yaratılmışlar. Sanki dünya üzerinde hiçbir kötülük yok.
Yaşadıkları değişik bir vecd hali gibi. Annesi ölse üzülmeyecek sanki. Bunu fark ettiğinde ürküyor. Annesinin ölümü de O'ndan geliyor ve "O'ndan gelen her şey kabulüm" gibi ürkütücü bir his var içinde. Beslediği köpekleri ardında bırakıp geldiğinde üzülmüyor, başlarına ne gelirse gelsin, aslında bir şey olmayacak. Trafikte kavga etmeye çekinmiyor. İçindeki korku duygusu yok olmuş. Göksu rasyonel bir insan, içinin bu rasyonel tarafı da tam yok olmamış, sessizce uyarıyor onu. "Korkusuz olmak güvenli değil" diyor.
Genel olarak kendini bu enerjiden koruyan bir içsel bilgeliği de var aslında. Bu enerjiye kalsa, tüm kurallara karşı çıkacak, içinden gelen ne varsa yapacak. Neyse ki sağduyusu yok olmadı, koruyor onu.
Bu enerji, ruhu mu acaba? Ruhu bedenini ele geçirmiş olabilir mi? İstediği tek şey müzik. İşten eve geliyor, takıyor kulaklığını, 10 saat müzik dinliyor. Müzik ruhun gıdası derler. Bu enerjinin gıdası da müzik. Tüm hafta sonunu hiçbir şey yapmadan müzik dinleyerek geçiriyor.
İşyerinde odaklanamıyor. Beyninde şimşekler çakıyor. Göksu mutfağa kaçıp, derin nefesler alarak sakinleşmeye çalışıyor, elektriğin geçmesini bekliyor. Bedeni hâlâ kendi kontrolünde değil. Sonra ruhu müzik çığlığı atıyor, 5 dakika tuvalete kaçıp açıyor müziği, canavarını besliyor.
Ona bir şeyler oluyor ama olanın adını koyamıyor.

Yorumlar
Yorum Gönder