İlkbaharda ateş bizi çağırıyor olmalı. Uyanan doğa heveslendiriyor, çiçekçilere koşup, renk renk çiçeklerle donatıyoruz bahçeyi. Çiçekler bize geldiğinde çiceklerde bir iştah kaybı oluyor. Seralardaki kadar canlı görünmüyorlar. Bu çiçek işinde de “el” ve “heves” etkili sanırım.
Mesela çiçek seven arkadaşım Özlem var. O bizdeki bir çiçekten kök alır gider, bende saksıda yıllardır aynı boyda duran bitki, onun evinde ağaca dönüşür, diğer bitkiler saksı saksı çoğalır, menekşeler durmaz açar. Bendeyse çiçekler ölmez, yıllarca yaşarlar fakat bir türlü potansiyelleri açığa çıkamaz. Ne onduruyorum, ne konduruyorum gibi bir durum.
Ne diyorduk? İlkbahardaki çiçek hevesi sonbahara doğru biraz azalıyor. Suluyoruz fakat öyle eskisi kadar gözüne bakmıyoruz. Bu durum bazı çiçeklerin işine geliyor olmalı, biz rahat bırakınca daha canlı oluyorlar. Mesela küpeli. Kurudu kuruyacaktı, biz her gün sulamayı bırakınca açmış bile. 😍
Bunun dışında sardunyalarım hiç ilk aldığım yılki gibi olamadı. Geçen sene kök ayırıp daha çok sardunyam olsun diye büyük saksılara dikmiştim, köke çalışmış, çiçeklenmemişti. Bu sene birleştirdim, yine tatları yoktu. Bir arkadaşım kışın içeri alırken ana dal çubuk gibi kalacak şekilde budamamı önerdi. Böyle yaparsam bahara coşuyormuş. Bu sene öyle deneyeceğim.
Ayvalar oldu olacak, neden diktiğimizi bilmediğimiz ve toplamadığımız muşmula da öyle. Cevizi hafta sonu topladık, badem, elma, armut, üzümü de bu hafta sonu toplarız. Sarmaşıklarımız kızarmaya döndü.
Yılı kapatmamıza iki ay kalmışken bitkiler bizden önce davranıp uykuya hazırlanıyor. Sarıların, kırmızıların şöleni sonbahar, bahçeciler için sulama işlerinin bitip bol yaprak süpürme zamanının geldiğini hatırlatıyor.









Yorumlar
Yorum Gönder