Ana içeriğe atla

Kayıtlar

OCAK 2026

Zaman hızlı geçiyor. 2026'nın Ocak ayına dönüp baktım ne yapmışım diye,bir sürü tatsızlık yaşamışım;lavabo tıkanmış, buzdolabının motoru yanmış.. Bir kaç hafta sonunu onlarla uğraşarak geçirmişim. Annem babam gelmiş gitmiş .Bir de uzun Kış gecelerinde bol bol film izlemişiz. GÖZCÜ : N etflix 'te yayınlanan yedi bölümlük   Amerikan gerilim dizisi .   Aile miz  New York 'tan taşınarak tüm birikimleri ile birlikte New Jersey banliyösünden hayallerindeki güzel evi alırlar. Büyük bir heves taşındıkları bu evde; evin gözcüsü olduğunu iddia eden bir kişiden aldıkları tehdit mektupları evde gece yarısı beliren yabancılar, garip komşular nedeniyle bir süre sonra aile huzurları kalmayacaktır. Bize garip olaylarla farklı kişilerle herkesin şüpheli olabileceği hissine yaşattı. Sonu benim için büyük bir hüsranla bitti. Zaman kaybı olduğunu söyleyebilirim. İzlerken hissettiğim merak, sonrasında kandırıldım hissine dönüştü Sadece güzel Amerikan evleri, güzel mobilyalar, güzel ...

DENGE

Annemler geldi gitti ondan mı bilmiyoru, bu aralar  dengeli ve huzurlu hissediyorum. Uzun zamandır denge halini hissetmiyordum. Yavaş yavaş eskisi gibi oluyorum çok şükür. Mesela gece bahçedeki ışıkları söndürmeye gidiyorum; bahçe, ağaçlar, yıldızlar, gece... O kadar güzel ve huzurlu hissettiriyor ki.... Ya da bir bardak su içiyorum; dünyadaki en güzel şeyi yapıyorum sanki.. Küçük güzellikleri uzun zamandır fark etmiyordum, özlemişim. Sürekli böyle değil ama ara ara da olsa güzellikleri görmek güzel.  Bir de durduk yere sinirlenmelerim, ağlayacak gibi olma hallerim de bitti. Mantığım yavaş yavaş geri geliyor. Çekilmez biri olmuştum sanırım. Hayat mantıkla daha güzel. Uzun zamandır ülkemde bir şeylerin değişeceğine olan inancımı kaybettiğimden olmalı, gündemi takip etmiyordum. Annemle babamın aşırı Halk TV izlemekten hasta olduklarını düşünüyorum ama böyle hiçbir şeyden habersiz olmak da kötü. Tekrar okumaya izlemeye başladım. Aşırıya kaçmadan dünyadan kopmamak da  insana ...

KIŞ

Yıl başında  yağan karı çok severim. Bu yılbaşı da yağdı, öyle güzeldi ki..Hala da yağıyor, 2026 kışı çetin geçiyor. Şikayetçi olduğum söylenemez. Kış insanı izole eder, gereksiz insanları uzakta tutar, uzun kış gecelerinde insan dinlenme fırsatı bulur. İçe dönükseniz  kış sizin mevsiminizdir. Sıcak bir eviniz,yeterli yiyeceğiniz varsa.. Çocukken kış daha güzeldi. Karı görünce sokağa atardık kendimizi. Şimdi çıkıp kaymak aklıma gelmiyor mesela, ya da kara sırt üstü uzanmak. Not almadığım pek çok şeyi hatırlamıyorum. O zaman not almalı,  kar yağınca kayılacak ve sırt üstü karlara yatılacak.  Eğlenmek için bile plan yapmak da yetişkinliğin sıkıcı yanlarından.  Kar yağdıkça güzel fotoğraflar çektim.  Fotoğraflardan görünmüyor  ama tıkanan mutfak lavabosu sorunumuz var. Çözeceğini söyleyen usta küçük banyomuzu kırdı, temele kadar indi,çuval çuval kum çıkardı.Ev kabus gibiydi. Buradan çıkamaz dedim kendime. Sonrasında mucize gibi o kadar kumu koydu içine, t...

GÜZ NEŞESİ

  Eylül ayının ilk haftası düzenlemeyle geçti. Saçlarımı ihmal etmiştim, sabah kalktığımda kabarıyordu. Kuaförde üç saat geçirmek suretiyle keratin fön yaptırdım, bence güzel oldu. En azından taranmış ve kontrollü duruyor. Yıllardır YouTube da Ywa kanalı ile yoga yaparım. Bu defa onun uygulamasına abone oldum. 7 günlük çakra yogasını bitirdikten sonra, adet döngümüze göre hareket ettiğimiz Cycle Yoga,'ya başladım. Luteal faz hareketlerini çalışıyorum, 20 dakikalık kolay hareketler ama sonrasında müthiş enerji veriyor. Öyle ki gece uyuyamıyorum, verdiği enerji ertesi gün öğlene kadar sürüyor. Hep bana enerji verecek şeyi arardım. Sonunda buldum, ama bu sefer de yaşam saatlerime uyduramıyorum. Sabah yapabilsem müthiş olacak ama sabah 6.30 da işe gitmek için kalkmam gerekiyor, dolayısıyla sabah zamanım yok. Akşam eve gelişim 19.30. Yemek hazırla, ye, mideme oturmasını bekle derken saat 22.00 dan önce egzersiz yapma imkanım olmuyor. Umarım onu da çözerim.Yalnız gece uyuyamam diye yapma...

EYLÜL 2025

  2025 in Eylül ayına girdik. Mevsimleri, döngüyü fark etmek için olmalı, insanlar "hoşgeldin Eylül", "güle güle Ağustos" gibi sözler paylaşmaya başladılar. Belki de pozitif görünmek içindir. Malum artık pozitif olmazsan başına kötü şeyler gelir inanışı hayatlarımıza yerleşti. Belki ondandır giderek artan asayişsizliğin normalleşmesi. Pozitif, pozitif bakmak; pozitif pozitif söylemek gerektiğinden. Su akar yolunu bulur mu? Kervan yolda düzülür mü? Afganistan'da Taliban'ın gelmesi akışın bir gereği miydi? Bilmiyorum. Çocukken çok kitap okuduğumdan mı insanın büyük şeyler yapması gerektiği inancı? Yoksa babamların sağa sola "herkes herşeyden ve herkesten sorumludur" yazıp yüklediği suçluluktan mı? Bütün bunları yaptıktan sonra sadece "uslu" olduğumda ödüllendirildiğimden mi bu kadar itaatkarım? Bir tarafım bu kadar "itaatkar"ken, diğer tarafın "isyan etmelisin"diye bağırıp durması cocukkrn aldığım çelişkili mesajlardan m...

ŞARK KURNAZI

Etrafta ondan çoktu, Ahlaki kaygısı yoktu, İşine gelince öyle ya da böyle, Çelişkili ifade. Temelsiz bir özgüven, Kendini eşit gören, Gerektiğinde vazgeçip, İlgi, anlayış dilenen. Nezaket zayıflıktır; Demokrasi bir tren. Odur işini bilen(!), Sinsice yüze gülen. Eğitimin düşmanı. Uzmanlık alanı, Mağdur edebiyatı. Sanır kendini akıllı. Küçük çıkarlar için, Yoktur yapmayacağı, Adı "şark kurnazı", Evrimin yüz karası.

VASAT

Dün YouTube 'da Livaneli Sohbetler'i gördüm ve dinlemeye başladım. Donanımlı birini dinlemeyeli çok olmuş, hoşuma gitti. Niye bu kadar uzun zaman oldu derken dijitalleşmeyi düşündüm. İnternetin yaygınlaşması bilgiye ulaşmayı kolaylaştırdı aslında. Annem bu ara el işlerine sardı. Pinterest'ten öğrenip yapıyor ve hüzünlü  bir sesle şimdi öğrenmek ne kolay deyip duruyor. Bilgiye ulaşmak kolaylaştı, artık insanlar görünür olmak konusunda daha eşit. Yeteneklerinizi sergileyip kitlelere ulaşmak kolay.Ama şöyle bir sorun var. Nicelik artınca, nitelik azalıyor. Köyde tanıdıklarımız bile "içerik" üretir oldu, bahçede ot yoluyor, bunu da doğal yaşam diye paylaşıyor. Çekim kalitesi, sözlerin kalitesi gibi bir derdi yok ve işin doğrusu niye olsun, bu haliyle "yok" satıyor. İnternette ulaştığımız çoğunlukla bilgi değil. Sığ yorumlar. Görsel; bilginin önüne geçiyor ve ilgi çekmek için yalan söyleyen çok. Eskiden yeteneği olsa da yok olup giden, sesini duyuramamış in...

MİNİMALİZM ZAMANSIZLIĞA ÇÖZÜM MÜ?

Küçük evler, 60 M2 lerde yaşam, az eşya ile yaşam..İkea'nın küçük metrekarelerde zekice ürettiği çözümler...Bütün bunlar beni çok etkilerdi, hala da etkiler. Bu nedenle olmalı 800 M2 lik bahçemie ev yaptırırken 90 M2 sini kullandık. Yeşil alan çok kalsın, zaten zamanımızı doğada geçirmek için buradayız diye düşünmüştük.İki kişiyiz zaten, aslına bakarsanız rahatlıkla yeterli oluyor. Az eşya ve küçük alanların amacı aslında hızlı akan dünyada zaman kazanmak. Yavaşlamak. Metrekarelerin küçük olması tamam ama ben dolaplar üstüme üstüme geliyor, ferahlık istiyorum diye dolapları az tutmuştum. Şimdi bunun sıkıntısını fazlasıyla yaşıyorum. Çok eşyam olmamasına rağmen az dolabım olduğundan, dolap içleri dolu, bir şeyi çıkarmak için önündeki şeyleri çıkarmam gerekiyor, sonra bunları tekrar yerleştirmek.. Yani zaman kazanmak için yöneldiğimiz minimalizm bazen yorucu olabiliyor. Hele ki çalışıyorsanız. Sabahtan akşama evde değilseniz. Çoğu zaman dolaptan bir şeyler çıkarmaktan vaz geçiyorum.E...

VAMPİRLER ve DOĞAMIz

TV de vampir filmi var. Bu aralar da vampirler hakkında okuyorum. Vampirlere özel ilgim yok aslında, ama nasıl olmuşsa 3-4 vampir konulu kitabım olmuş, okuyayım da bir yerlere verip ferahlayayım dedim.  Vampirler ürkütücü geliyor. İnsan kanıyla besleniyorlar, bunun için şah damarından ısırık alıyorlar.  Ama ne demişler eleştirmeden önce onun ayakkabıları ile yürü. Vampirler bugün korkunç geliyor. Oysa vampir olarak yaratılmış olabilirdik. Öyle olsaydı bugün konuştuğumuz konular taze kan nerede bulunur, kanı nasıl taze tutarız, dondurucuda kan kaç gün dayanır filan olurdu. İnsan avlama teknikleri, insanları nasıl tuzağa çekeriz, dişleri daha keskin yapmanın 10 yolu sıradan gündem konularımız olurdu. Doğamızı red edemeyeceğimiz için bunları normalleştirirdik. Şimdi hayvani tarafımıza yaptığımız gibi. Hayatımızı sürdürmek için hayvanı yanımızı beslesek de insanlar bir yerde edebiyata,bilime, sanata yöneliyor ya. Bu hayvani tarafı unutmak için mi acaba? Ya da reddetmek için? Ya da...

FAHRENHEİT 451-RAY BRADBURY

Fahrenheit 451 i çok satanlar listesinde görüp almıştım. Yeni yazılmış bir kitap olduğunu sanmıştım, okurken de basım yılına bakmadım, sanki bugünü, internetle uyuşmuş bizleri anlatıyor gibiydi. Oysa yazar bu kitabı 1953’te yazmış, bu durum beni oldukça şaşırttı. Distopik bir roman bu . Kitabın adı;  kağıdın tutuşma derecesinden alınmış. Çünkü kitabın konusunu kitapların yasaklanması üzerine. Romanın geçtiği ülkede insanlar ekranlar aracılığıyla uyuşturulur, beyinleri yıkanır.  Sorgulamayan tek tip insan hedeflenir. Doğa gibi, sohbet etmek, kitap okumak gibi insani eylemler yasaktır. Aile yerine, “aile” adı verilen ekranlar satın alırsınız ve odanızın dört duvarına asarsınız buradan insanlar anlamsız cümleler söyleyip sizi oyalarlar. Düşünemeyecek hale gelirsiniz. Böylece düzen devam eder. Olur da kitap okuyacak, evinizde kitap saklayacak olursanız itfaiye teşkilatı evinizi basar ve kitaplarınızı yakar. İtfaiye yangın söndürmek yerine, kitapları yakmak için vardır.  Diren...

DELİRMECE-KALP 3

Biraz çimento, biraz suuuu, biraz çimento dahaaaa......eveeet... iyi gidiyor. .Süper oldu! Önce etrafını sıradan, gri küp taşlarla örecekti, sonradan bu kadar renksiz olmasına içi el vermedi. Aslında bu yeni , sert hayat felsefesine de tersti ya. Neyse... ...Ateş tuğlaları güzel durmuştu. Hem şık, hem de oldukça sağlam olmuştu. Kalbinin etrafını taşla ören kız, kalbi taşlaşmış dedikleri bu olsa gerek diye düşündü. Kalbine kimseyi sokmayacaktı. Kedileri, çiçekleri bile.. Aslında kalbini söküp kedilere yedirmeyi de düşünmüştü. Hem kedilerden, hem kalbinden de kurtulmuş olabilirdi. Offf henüz kalbini taşla örmediğinden olmalı, yapamamıştı. Uzaktan kırmızı taşla örülü kalbine bir baktı, telefonunu çıkarıp taş kalbinin fotoğrafını da çekti. Sonra her zaman ki gibi yine arkasını dönüp gitti.Bu kez yalınayaktı. Önceki bölümler: 1-Kalp 1 2-Kalp 2

LÜTUF

Evlenmezseniz, boşanırsanız ya da çocuğunuz olmazsa insanlar mutsuz olduğunuzu düşünür.Böyle olmadığına insanları ikna etmek zordur.  Herkes Mustafa'ya üzülmüştü. Oysa herkesin sandığının aksine boşanmak Mustafa'ya iyi gelmişti. Özgürdü artık. Eşi o güne kadar beraber yaptıkları birikimlerin hepsini almıştı. Mustafa'ya sadece bir araba kalmıştı. Bizler onun için üzülürken, o bu durumu dert etmedi.Yaşlı ama eğlenceli annesinin yanına taşındı, emeklilik dilekçesini verip emekli ikramiyesi ile bahçe almaya başladı.  Estetiğe, bir yerleri güzelleştirmeye bayılırdı. Her zamanki gibi sabah altıda kalkıyor, kimsenin dırdırı olmadan bahçeye gidiyordu. Kendini bahçeye adamıştı. Elinden iş de gelirdi. Normal işleri daha uygun fiyatlı yaptırmada da maharetliydi. Bahçeye güzel duvar yaptırıyor, otunu çöpünü temizliyor, ağaçlandırılıyor, başkasının düşünemediği  tasarımlarla albenili hale getirip satıyordu. Maddi durumu eskisinden daha iyiydi. Tüm zamanı kendine aitti. Kendisiyle sıkı...

RAMSES (BATI AKASYASININ ALTINDA) -CHRISTIAN JACQ

Minimalizmin kurallarından biri, bir yıldır kullanmadığın bir eşya varsa elden çıkarmak. Ama hayatta her zaman kurallar işlemiyor. Bu kitabı 2000 yılında doğum günümde almış, bir türlü okuyamamıştım.  Tam 24 yıl benimle gezinmiş, nihayetinde okudum. 2000li yıllarda çok satanlar listesine giren bu kitap, Mısır'ın önemli firavunlarından Ramses'in hayatı hakkında. Mısır Uygarlığı, Maat yasası ile yönetilmektedir. Firavun da Maat Yasası'nın koruyucusudur. Bunu her şeyin önünde tutar. Mısır'da işleyen düzenli bir sistem yanında dini ritüeller de önemli yer tutar. Firavun'un içinde tanrısal ruh vardır. Şüpheye düştüğü konularda dini törenlerle tanrılardan yardım istenir. Tanrılar da doğru kararın ne olduğunu firavuna bildirir. Bunun karşılığında tanrılara adanmış dev tapınakların bakımı düzenli yapılır, tanrılara hediyeler sunulur. Dört tanrı için yapılmış dört büyük tapınak vardır. Firavun'un sağlığını koruması için yeniden doğum törenleri yapılır. İşe yaramış olmalı...

FELAKETLER ÜZERİNE

Yangında ölenler, depremde ölenlere üzülmüştü muhtemelen. Konya' da çöken binada ölenlerse, hem yangında hem depremde ölenlere üzülmüştü. Depremdekine, yangındakine, çöken  binadakine üzülenlerin başına neler gelecekti acaba? Hollywood filmlerine konu olan trajedileri bizler canlı yayınlarda izliyoruz. Canlı yayında Rus büyükelçisinin öldürüldüğünü izledik mesela. Kastamonu'da dere yatağına yapılan evlerin sele kapılışını, arabaların içindeki insanların canlı canlı sular altında kalışını izledik. Hızlı trenimiz kaza yaptı,Soma madeni çöktü. Soma'da  vatandaş incinmesin diye ölü sayısı yedirilerek verilmişti. Şubatta 2023 te büyük deprem oldu, depreme üzüldük ama bana en çok dokunan günlerce enkaz altında kalınması,organize olunamaması oldu. Neyse ki zombiler gibiyiz. Ne olursa olsun ayaklanıp devam ediyoruz. Oysa dere yatağına ev yapmasan, ya da yapılan evi almazsan ölmezsin aslında. Gerçek anlamda ölmeyiz de işte..Zombi olmak dışında çözüm de var. Hep beraber ortak bir hed...

BU ARALAR...

Yeni bir işe başlayınca; ev, şehir değiştirince, ilk bozulan beslenme düzeni oluyor. Ekmek doymanın en kolay aracı. Ekmek arasına bir şeyler koyup doymak ne kolay. Sonrası ise sıkıntılı. Şiş karın, vücut ağrıları... Bu ara bunlarla uğraşmam gerekiyor. Son üç gündür dikkat ediyorum, beslenme hemen etkisini gösteriyor. Kasım karlarıyla kış erken geldi derken şimdi de kar yağmaz oldu. Hayra alamet olmayan bahar havaları... Kıştan korumak için içeri aldığım sardunyalar hala açıyor. Baharda çokça sardunya, iki saksı da ortanca dikmiştik. Ortancanın çiçekleri daha elegan mı diyeyim, havalı mı, seçkin mi?? İşte öyle güzel duruyordu. Varsıl çiçeği gibi. Çiçekli durması uzun sürdü ama sonra soldu. Sardunyalar ise önce açmadı. Eşim " keşke hepsini ortanca dikseydik" diye söylenmişti. Sardunyalara tarçın, maya, şeker, bitki besini, ne bulursam verdim.  Ondan mı bilmem onlar da uzun süre renklendirdiler bahçeyi. Hala açıyorlar. Sardunya yoksul çiçeği gibi..Ulaşması kolay, yetiştirmesi ko...

KALP 2

Koşa koşa geldi. Ayağında bu kez  topuklular değil  ,spor ayakkabıları vardı. Hafiflemişti... Birazdan, biraz daha hafifleyecekti. Bir sürü anahtarın takılı olduğu ağır anahtarlığını şıngırtıyla çıkardı. İnsanın sorumlulukları arttıkça anahtarları artıyor, diye düşündü. Bu düşüncesine de sevindi. Özüne dönüyor, zihni olur olmadık konularda fikirler üretiyor, kendi kendine arkadaşlık ediyordu. Kalbinde yedi kilit vardı.Yedi kilidi tek tek açtı. Bir önceki gelişindeki gözü yaşlı kendini hatırlamaya çalıştı, hatırlayamadı, anlayamadı. En sondaki odaya gitti. Cebine naftalin koyduğu adamı buldu. Artık o da "herkes gibiydi." Naftalinler erimişti. Naftalinleri yenilemediğinden mi solmuştu hisleri? Neyse ne, oh be, dedi. Adamı tuttu, kalbinin penceresinden dışarı firlattı. Daha hafiflemiş hissetti. Çıktı, kalbinin kapısındaki yedi kilidi kapattı. Kalbinin üstündeki "zaman" yazan yara bandının yapışkanı gitmişti, değmeden çıkıverdi.  Yapılacaklar listesine tik attı.Spor ay...

RUH

  Sıran geldi hazırlan, dedi bekçi. Sonunda, diye heyecanlandı ruh. Boşluğunu havayla doldurdu, hazırlanıyordu ki... eyvaah yapma, yapma, yapma,dedi bekçi. Kadın doğurmaktan vazgeçti, kürtaj olacaktı.Hevesli ruhun hevesi kırıldı, bekleme alanına döndü...

2024 VEDASI

Bu yılın muhasebesini yapmadan geçmek istemedim. Günlük tutuyorum. Sonradan okumak iyi oluyor. Kendine kuş bakışı bakmak gibi...  2024 ün çoğunu mutsuz geçirmişim. Toparlayabilmek için her gün şükredeceğim üç şey yazmışım günlüğüme. Yine de içim ferahlamamış, ama çabalamışım. Bir de hiç bir dakikayı boş geçirmemeye çalışmışım. Aslında yıllardır yavaşlamak isterken, fark etmeden daha da hızlanmışım.İş hayatımda hedefler tutmalı, ev derli toplu olmalı, hep evde yemeliyim, spor yapmalıyım, kitap okumalıyım, annemi aramalıyım... Bunları her gün yapmalıyım derken hasta etmişim kendimi. Bir de her şeyi yapayım derken hiç bir şeyi gönülden yapmamışım. Annemi aramış olmak için aramış, kalpten iletişim kuramamışım. Bu veriler ışığında 2025 te niyetim yaptığım her şeyi yürekten yapmak. Hedeflerim yogayı ve okumayı bırakmamak. Dileğim mahallemdeki tanıdığım yedi kediyi özgürce sevebilmek. Bunun önünde duran dahili  beddahları(kaynana) bertaraf edebilmek, kedilerin can güvenliğini sağlaya...

ANLAMSIZ

Güneşin bir görünüp bir kaybolduğu, genel olarak gri yoğun bir günde karar verdi: hayatın anlamını  artık aramayacaktı. İki kitap okuması, yarım kalan 7 haftalık bir egzersizi ve yaklaşık 41 saatlik bir podcast dinlemesini bitirip, anlam defterini kapatacaktı. Monoton hayatı, yeni atandığı küçük ilçedeki göreviyle daha da monotonlaşmıştı. Kimse söylemese de memuriyetin ruh yok etme gibi bir yan etkisi vardı. Zaten ince üflenen ruhu uçtu uçacak hale gelmişti. "Uçarsa uçsun" dedi kız. Belki herkes için hayırlısı buydu. Artık büyük cevaplar peşinde koşmayacak, saatlerce ayakkabısının modeli, akşam ne yiyeceği, gündem gibi konularla ilgilenip vakti gelince ölecekti. Ohh beeee.... Üstünden büyük bir yük kalkmıştı.  Yük kalkmasına rağmen yine de hafif ve neşeli hissetmedi. "Beton asfalt arasından başını kaldırmış tek çiçeği bulur, 'hayata nasıl tutunmuş,her zaman umut var' filan derim. O zaman neseleniliyor herhalde" dedi kız.Hala her şey çok anlamsızdı, ama umrun...

KANAT(MA)

  Kanatları koparıp yüksekten uçmaya zorlayanlar , daha büyük kanatlara yani özgürlüğe zorladıklarının farkında mıdırlar? Komşumuzu sevip çitimizi eksik etmemek, hep hesap kitapla yaşamak mıdır hayat? Benim babam pasta yapmayı neden öğrenememistir?