Ana içeriğe atla

Kayıtlar

YAŞAM ATEŞİ

  Dünya adil bir yer değil. Zeka, para, güzellik insanlara eşit dağıtılmamış. Ama iki konudaki adaletsizlik dünyadaki oyunu değiştiriyor. Sağlık ve içimizdeki ateş. Eğer çözülemeyecek bir hastalıksa, geçmiş olsun, yapacak pek bir şey yok zaten. En kötü durum bu. İkincisiyse “yaşama ateşi”nin az olması. Çünkü iyileştirilebilecek hastalık ve diğer tüm konularda anahtar “içteki ateş”, ya da “yaşama tutkusu”. Buna sahipseniz, diğer koşulları değiştirme gücünüz olabiliyor. Bu aralar Martin Eden'i okuyorum ve okurken Martin'in içindeki yaşam ateşini düşünüyorum. Tüm o zorlu koşullara direnen, umut etmesini sağlayan, kendine inandığı için tuttuğunu koparan, yaşamaktan korkmayan biri Martin. O bir roman kahramanı ama iz düşümleri iş yerlerimizde, akrabalarımız arasında var. Anneannemin altı çocuğu var mesela, bunlardan bazıları ölü gibiyken, bazıları yaşamaktan, risk almaktan korkmayan tipler. Aynı durumu akrabalarımın çocuklarında da gözlemliyorum. Dolayısıyla “yaşam ateşi”, aileden k...

YENİ BAŞLANGIÇLAR (2.BÖLÜM)

  Umut 35 yaşında, 1,84 cm boyunda, göbekli, kumral, yeşil gözlü, miyop bir adam. Oldukça zeki, analitik zekâsı muazzam ama iletişim zekâsı berbat. Popüler diye üniversitede yüksek bir puan almasına rağmen İngilizce İşletme bölümünden mezun oldu ve pazarlama alanında iş bulabildi. Birkaç büyük firmada soluk almadan çalıştı. O çalıştı, veriler çıkardı, analiz etti, yeni yol haritaları buldu ama sessiz kalıp, birileri fark etsin, takdir etsin diye bekledi. İnsanların bu kadar utanmaz olduğunu bilmiyordu; o buldu, buldum demedi, yanındaki arkadaşı bunun konuşamamasını fırsat bilip ürettiklerini sahiplendi. Bir değil, iki değil; bir firma değil iki firma değil... Aynı döngüde, döndü durdu Umut. Üstüne sessiz, beceriksiz, diye yaftalandığından olumlu referansları olmadı, her yeni şirkette alt kademeden başladı. Kendini ifade edemedikçe, sesini çıkaramadıkça gerildi ve yemeğe verdi kendini. Bu nedenle göbekli. Aslında yakışıklı bir adam. Kendini gizleyip, görünmez olacağım diye uğraşıp d...

HAZİRAN 2026 RAPORU

Geçen ay yağmurlarla başlamış, bu da bahçe işlerimizi sekteye uğratmış, sebze ekmekte gecikmişim. Yağmurdan dışarıya çok çıkamazken bir bakmışım meyveler olmuş. Kirazlar, dutlar… Kirazların hakkını vermişim de evde çok durmadığımdan dutlar karıncalara, kuşlara kalmış, ziyan oldu diye biraz içim gitmiş. Bahçe sezonu açıldığından gelenimiz gidenimiz artmış. Ara ara artmasa da olurmuş demişim. 😊 Bahçeye komşular taşınmış, park yeri sorunu ortaya çıkmış, “keşke kimse gelmese?” diye düşünmeden edememişim. Kediler, tilkilerle hoşça vakit geçirmişim. Minimal olma çalışmalarına devam etmişim, güzel de gitmiş. Açık hava zamanları olduğundan eve pek girememiş, aşağıda yazdığın tek  filmi izleyebilmişim, Martin Eden'ı ve diğer uygulama kitabını da henüz bitirememişim. Kendime söz verdiğim gibi ara ara sekteye uğrasa da yoga yapmışım, yazı yazmışım. Genel olarak kendime verdiğim sözleri tutmakla birlikte daha önce tekrarlamayacağımı söylediğim hataları yine yapmışım, sonra Serdar Ortaç “Ben A...

ELVEDA

  Gulkizturanyazıevi | Yazı egzersizi 2. Gün Çoraplar makineye iki girer bir çıkar. Nerede acaba kaybolan tekler? Bir arayış hikâyesi mi yazsak? Yoksa kayboluş mu? Kaybolan kaybolmayı istemiş mi yoksa elinde olmadan mı kaybolmuş ? ELVEDA Sanki beni isteksiz giydiğini bilmiyorum. Bir sürü çorabın olduğu çekmecede bekle, bekle, bekle... Gün yüzü gördüğüm yok ki. Ne zaman çamaşırları yıkamayı unutur, çorabı kalmaz, o zaman hanımefendinin(!) narin parmakları uzanır bana, sonra geri koyar, baktı başka çaresi yok, tekrar alır, geçirir beni ayağına. Sonra aynaya bakarız. Genelde koyu renk giyen hanım benim parlak renklerimden, üzerimdeki Edi figüründen hoşlanmaz, çocuksu bulur. Ciddiyetine gölge düşürdüğümü düşünür. Oysa ben pek beğenirim kendimi. Nerdeee çekmecede iç içe top yapılmış bendeniz, nerdee çoraplığını sonunda yaşayabilmiş, üzerindeki her detayın göründüğü bendeniz. Allah var hanımı sevmem ama ayakları uzun, incedir, güzelliğimi ön plana çıkarır. Şu kadarcık çorap mutluluğunu b...

NASILSIN?

Gülkizturanyazıevi Instagram sayfası, Temmuz 2026 "Her Gün Yazıyorum" adıyla 30 günlük yazma pratiği başlatmış. Günde 6 dakika yazmayı önermiş. Bugünün konusu: Nasılsın? Nasılsın?  Nasılım? Maden suyu gibi hissediyorum. İçeriğinde yazar ya rengi: renksiz, kokusu: kokusuz, öyle. Tadım tuzum yok mu demek istiyorum? Tam tadım tuzum yok diyemem, ama tadım tuzum var da diyemem. Sanırım biraz yorgun; yorgun olduğundan dertlenecek hâli kalmamış; olanı kabullenmiş, küçülmeyi, azalmayı, yavan olmayı kabullenmişim. Bunun dinginliği var üzerimde. Huzursuz bir dinginlik değil ama tam huzurlu bir dinginlik de değil. Köye gidersiniz, bir sessizlik, sükûnet vardır, ama huzurlu bir sessizlik, sükûnet değildir, sıkıcıdır. Nasıl anlatsam? Nuri Bilge Ceylan filmleri gibiyim işte. Neden böyleyim? Vizontele filminde bir replik vardı, "İnsan memleketini neden sever? Başka çaresi yoktur da ondan?" Biraz öyle durumum. Anlatmayı, anlaşılmayı, farklı yapmayı denedim, olmadı. Ben de çabalamay...

MİNİMALİZM YAZILARI-6

  Dijital dünya insan üzerinde oldukça etkili. Bu nedenle takip ettiklerimizi seçerken seçici olmalı. Son zamanlarda evde düzene, sadeleşmeye takıldığımdan buna dair hesapları izliyorum. “Her dağınıklık bir karar, bir seçimdir” diyor bu hesaplar. Kadın eve giriyor mesela; 3 saniyede montunu sandalye üstüne savururken, montu yerine asması 8 saniye sürüyor. Bu ara ne yapsam bu kadının hayaleti yanımda, “Her dağınıklık bir seçimdir.” diye fısıldayıp duruyor. Ben de onun gibi yapıyorum; üç saniye yerine sekiz saniyelik eylemi seçiyorum. Oldukça işe yarıyor. Sabahları kalktığımda her yer ferah, enerji sağda soldaki eşyalara çarpmadan yanımdan süzülüp akıyor. Güzel bir his. Bir taraftan da fazla ne var onu gözden geçiriyorum. Biraz acımasız olduğumda sonuç almak kolay oluyor. Geçen hafta takılarımı, mutfakta kullanmadıklarımı eledim. Bu arada annemin kullanmadığı her şeyi bana kakaladığını fark ettim. Mesela peelingli el kremi almış, her yere dökülüyor diye bana vermiş; sanki bende dökül...

2026 YAZ

  Hafta sonu biraz evimi yoluna koymak istemiştim. Sapıkça mı bilmiyorum ama evimi kendim temizlediğimde daha ferah olmuş gibi hissediyorum. Temizlikçi gelince de temiz oluyor ama böyle enerji yenilemesi olmuyor sanki. Belki benim kafamın içi de yerli yerine oturuyordur, ondan öyle hissediyorumdur. Temizlik ve düzene niyet etmiştim ama hem mevsim yaz ve bahçe olunca gelen giden daha çok oluyor, hem de açık havada daha uzun saatler geçiriliyor. Gelenler sevdiğim insanlardı, keyif de aldım ama pazar akşamı olduğunda yine yapmak istediklerim öylece duruyordu. Mesela yazlık kıyafetlerimin hepsini düzenleyemedim, yaz bitecek, imdat... Bir bu hafta olsa iyiydi ama bu döngüyü kaç haftadır yaşıyorum. Sosyal biri değilim, herkesle arkadaş olamam, merak ediyorum sosyal insanlar nasıl yapıyor, nasıl yetişiyorlar? Bunun dışında hayat keyifli. Yazın insanlar mutlu, hayvanlar mutlu... Kediler tok... Arthurcuğum hep bizim bahçede, Çiko yemek saatlerinde geliyor. Vikvik doğurmak üzere, koca karnıy...

YENİ BİR BAŞLANGIÇ

 “ Yeni bir ülke bulamazsın, Başka bir deniz bulamazsın. Bu şehir arkandan gelecektir.” Açıp Kavafis’in şiirini tekrar okudu. “Belki akıllanırım.” Yeni bir ayakkabı, yeni saçlar, yeni bir okul, yeni bir iş, yeni bir şehir... Yeni başlangıçlar...  Eskidendi... Eskiden yeni bir elbise aldığında her şey değişecek sanırdı. Çocukken, gençken... Kısa bir süreliğine havası değişirdi belki. Sonra her şey eskisi gibi olurdu. Biraz büyüdüğünde işini, şehrini, okulunu, evini değiştirdiğinde değişecek sandı. Başlangıçta değişir gibi oluyordu, sonra her şey aynı. Düşünceleri, duyguları, ilişkileri... Bu nedenle yeni bir ayakkabının, yeni bir işin, yeni bir şehrin hayatı değiştirmediğini öğrenecek kadar yaşamıştı. Hiçbir şey değişmiyordu çünkü o değişmiyordu. Olaylara verdiği tepkiler aynı kalınca, insanlar da aynı tepkiyi veriyordu. İlişkilerinde aynı cendereye tekrar sokuyordu kendini. Sonra hayatını sıfırlamak için yeni bir iş, yeni bir ev, yeni bir şehir arıyordu. Hayat, bunlarla size y...

DELİ EDER İNSANI

Hayat bazen sıkıcı geliyor, aynı yollardan geçip, aynı sözleri söyleyip, aynı şekilde yatağa giriyoruz. Ertesi gün bu döngü tekrar, sonra tekrar başlıyor. Bundan olmalı filmlere, kitaplara, uyuşturuculara kaçmamız, Yüzüklerin Efendisi'nde fantastik dünyayı aramamız. Oysa bakışımızı biraz değiştirsek göreceğiz ne kadar mükemmel bir dünyada yaşıyoruz. Her şey öyle fantastik ki aslında... Kelebeğin kanadındaki puantiye,  kedinin belli yerlerine atılmış farklı renkli tüyler,  bir yusufçuk böceğinin gözleri,  ağaç üzerinde kamufle olmuş bir böcek,  arabaya binmiş bir salyangoz,  bahçenin bir yerinde kendiliğinden çıkmış bir menekşe, Dünya Kupası oynanırken peynir yiyen bir tilki... Düşününce deli olmamak elde değil. Belki doğaya bakınca aklımızı kaçırmayalım diyedir doğadan böylesine kaçışımız. Deli eder insanı bu dünya, Bu gece,bu yıldızlar,bu koku, Bu tepeden tırnağa çiçek açmış ağaç.                       ...

SİNÜZİT VE UYKU

2025 kışı boyu öksürük yakama yapışmış bırakmamıştı. Sinüzit, geniz akıntısına, o faranjite ve reflüye neden oluyor, öksürüp duruyordum. Öyle böyle bir öksürük değil, başlayınca durmuyordu. Burnumdaki eğrilik sinüzite neden oluyordu, doktorum bununla ilgili tekrar ameliyat olmam gerektiğini söyledi ama o zaman ameliyat sürecini göze alamadığımdan ameliyat olmadım. O zamanlar şubem değişmişti. Mesaiye yetişmek için altı buçukta kalkar olmuştum. Yatağa gitme saatim on iki otuz veya gece birdi. Öğleden sonra elim kolum tutmuyor, on dakika kestirme ihtiyacı duyuyor, sağda solda belli etmeden uyumaya çalışıyordum. Bir taraftan da öksürük krizleri yaşıyordum.Tüm kış  eziyet gibi geçti,yaz gelince biraz rahat ettim. Bu sonbahar başında araç kullanmaya yeni başlamıştım,uykusuzluk  kazaya neden olmasın diye erken uyumaya başladım. 23.30'a çektim uyku saatimi. Elimde ne iş  olursa olsun  bırakıp uyumaya gidiyordum. Uykumu alınca sinüzitim geçti. Sinüzit geçince öksürüğüm geçti...

MİNİMALİZM YAZILARI-5

ĺ Minimalizm, uygulandığında finansal bir rahatlama da sağlayabiliyor. İradeli ve kararlı davrandığınızda gereksiz alışveriş yapmıyorsunuz. Ben bu ay yine yaptım, pişmanım. Her ay benzeri saçma harcamalarım olmasa dert etmezdim.  Fal uygulamasından fal baktırdık.Gereksizdi gerçekten. Bunu kendim istemiş olmakla birlikte etraftaki arkadaşlar da “dünyaya bir kere mi geleceksin, stres atıyoruz şurada, kredi kartı ödemesini zaten maaş aldığımızda düşünüyoruz, şimdi düşünmeye gerek yok” gibi sözlerle etkilediler beni. Aldığımız hizmete göre fiyatı oldukça yüksekti, hizmet tatmin edici değildi. Neden yaptım? Canım sıkılmıştı. İnsan can sıkıntısıyla oturmayı öğrenmeli. Bir de arkadaşlarını her zaman dinlememeyi. Şu “hayatı yaşamak” denilen şeyin insanlıkça yanlış anlaşıldığını düşünüyorum. Aslında minimalizm sadece eşyalarla, eşyaları alıp atmakla ilgili değil. Yaşam biçimimiz, inandıklarımız, etik değerler, irade, disiplin, sürdürülebilirlik gibi pek çok soyut değeri de içeriyor. Minimal...

HER AĞAÇTA BİR YÜZ

Geçen hafta,  eşimin eski  iş arkadaşının bahçesine gitmiştik. Arkadaşı sıra dışı biri. Pek çok enstrüman çalabiliyor. El becerisi muazzam. Detaycı, düzenli biri. Bir alandaki her detayı planlıyor ve estetik bir şekilde tasarlayabiliyor.3000 metrekare alana sahip  bahçesinde her işi kendi yapıyor, böyle büyük bir alanda her seyin kontrol altında, düzenli olması bile müthiş bir şey. İki sene önce emekli oldu. Emeklilik sonrası zamanı da çoğalınca iyice üretmeye vermiş kendini. Cümbüş ve ud kursuna da başlamış. Antikacıları geziyor, bizim çöp diye yüzüne bakmayacağımız parçaları fark edip toplayıp kullanabiliyor. Artık her ağaçta bir yüz görür oldum, diye anlatıyor. Bahçesindeki kamelya dahil çoğu şeyi kendi yapmış. Otların biçilişi, her alanın planlanışı, simetri muazzam. O kadar minik minik eşya var ki, tozu ile nasıl başa çıkıyor anlamadım. Zamanını iyi planlıyor. Sabah altıda uyanıp, akşam onda yatarmış, ekran süresi çok kısa ve hayatının odağına kendi hobilerini koymuş...