Ana içeriğe atla

Kayıtlar

MUTLULUĞUN FORMÜLÜ

Karamsar yazılarımın aksine kolay mutlu olabilen biriyim aslında. Bunaldığımda başımı gökyüzüne kaldırıp mavi gökyüzünde asılı bulutlara bakmam yeterli olur ne büyük bir sihrin içinde yaşadığımı fark etmeme. “Hayatımı boşa geçiriyorum, hiçbir somut becerim yok, okumalı öğrenmeli gelişmeliyim” diye kendimi yiyip bitirmezsem bir parça pizza ya da uyuyan bir kedi mutlu edebilir beni. Ya da şeker yememeli, ekmek yememeli diye sıkıştırıp durmasam kendimi; otobüste ikram edilen kek ve tadı olmayan sallama çay beni çocukluğuma götürüp gülümsetebilir. Kardeşimle otobüste kola içeceğimiz için mutlu olduğumuz, ergenliğe doğru mutluluğu belli etmeyip karizmatik olalım diye muavini umursamaz gibi önce ufka bakıp sonra “kola” diye ilgisizce söylemeye çalışıp güldüğümüz zamanlara gitmek de mutlu eder beni. O zaman disiplinli olmam gereken zamanları kısa tutup kalan zamanlarda Borges'in şiirini hatırlamalı. Bir de ben eşim değilim; onun sert duruşu, disiplinli duruşunu ve görüşlerini benimsemek z...

ŞARKIDAKİ ADAM

Nilsu 22 yaşında, pırıl pırıl bir genç kız. Gezmeyi eğlenmeyi, hayvanları ve rock müziği seviyor. Dün çok heyecanlıydı. Herkesin hayran olduğu rock star Korhan Sayar şehrine geliyordu ve Nilsu da iki arkadaşıyla beraber konserine gidecek, sonunda hayran olduğu adamı canlı canlı görebilecekti. Şarkı sözlerindeki felsefe, derinlik... Kimsede olmayan bir şey vardı bu adamda. Günahları ve sevaplarıyla insanı kavrayıp, kabulleniyor, sisteme isyan ederek hümanizm mesajları veriyordu. Nilsu bunları düşünürken telefonu çaldı, Ebru arıyordu. - Nil geldik biz, hazırsan in aşağı. -Hazır olmaz mıyım, geldim. -Bomba haberlerim var kanka, Ahmet Abi kulise alacak bizi. Korhan’la konuşabileceğiz. -Nasıl ya? Ciddi misin? Kekleme beni bak kanka. -Yaaaa öleceğim heyecandan.. -Sen mi ben mi?!! Stadyum hınca hınç dolu. Hep beraber haykırarak şarkılarını söylediler. Hiç böyle hissetmedi Nilsu. Böyle asi, coşkulu ve güçlü.. Konser sonunda güç bela Ahmet’ı buldular. Ahmet kalabalıkları yara yara kulise soktu ...

MİNİMALİZM YENİDEN

 Tükenmişlik sendromu yaşadığım zamanlar, kendime zaman ayırabilmek için minimalizme yönelmiştim. Borçlarımın arttığı zamanlardı, iş yoğunluğundan kendime zaman ayıramıyordum. Minimalizm, kişisel özelliklerimize uygun olarak önemli olanlara ağırlık verip önemsizleri elemeyi öneriyordu. Sistemin dayattığının aksine, sürekli yeni bir şeyler almak hayatımızı değiştirmiyordu. Satın alırken ki “sen buna değersin” sloganları ile neyi hak ediyorduk? Borçlanmayı mı yoksa eşya kalabalığını mı? Mucize bir ürün, mucize bir çözüm yoktu. Evde spor yapabilir, sefer tası ile evden yemeklerimizi taşıyabilirdik. Doğamıza uygun bize haz veren şeyler, hareket etmek, doğada zaman geçirmek, nefes almak, güneş görmek bedel ödemediğimiz şeylerdi. Bu konuda okudum, izledim ve uyguladım. İşe yaramıştı. Borçlarım bitti, tatile hiç olmadığım kadar hafif gittim. İnsanları umursamıyordum. İnsan insanları umursamayıp yolunda yürüdüğünde daha mutlu oluyor. Yolunuz, inandığınız bir yolsa tabii. Sonra biraz renksi...

SEÇİL'İN SEÇİMLERİ

  Seçil, hayattaki seçimleri üzerine düşünüyordu. Kendini hatalı bulduğu pek çok nokta vardı. Bu aralar kendini hiç beğenmiyordu. Hayatta geldiği yerden mutlu değildi. Karar mekanizmalarını anlamaya çalıştı. Neden bu işi seçmişti? Neden bu yoldaydı? Fark ettikleri acıydı.Sorsalar, kendini rasyonel bir insan olarak tanımlardı.Oysa yaptığı hiçbir seçimde ne aklını kullanmıştı, ne de kalbini. Peki nasıl karar vermişti? Korkuyla.Hayatta kalma içgüdüsüyle. Ne kadar yalnız olmalıydı ve desteksiz.  Bir anda irkildi. İçinde bulunduğu taksi, yandaki araca sürtmüştü. Taksici bağırıyordu: “Aynana bak! Aynana!” Seçil gerçek dünyaya dönerken,aynı cümleyi bu kez kendine fısıldadı: “Aynana bak ,aynana”

MOLA

Yorgunluğum yukarıdan anlaşılmış olmalı, iki günlük eğitim için Ankara'dayım. Öncesinde bir gün de izin aldım; öğlene kadar evimi derledim topladım, güzel bir temizlik yaptım. Sonra aldım valizimi çıktım.Anıtkabir'in karşısında odamda Atamla karşılıklı  yatıyoruz.  İyice dinlenip güzel bir uyku çekmeyi düşünüyorum. Belki biraz kitap okurum.Öncesinde yürüyüp güzel bir yemek ve tatlı hediye ettim kendime. Daha yürüyecektim ama pek fazla bir şey yoktu etrafta. Ankara ben görmeyeli  çok kalabalıklaşmış, trafik ilerlemiyor.Bahar gelmiş, getirdiğim kıyafetler kalın gelecek. Kimseye laf anlatmak zorunda olmadığım kafamın dikine gidebileceğim iki günüm var. Kendimi şanslı hissediyorum.

MENDEBUR MÜZEYYEN

Tam bir Osmanlı kadını diye tarif ettikleri olmuştu onu. Uzun boylu, Selanik göçmeni bir anne babanın kızı; güzel, bakımlı... Sesi net ve kararlı. Kendinden hep emin. Böyleydi gerçekten. Böyle biriyle yaşamak hayranlık vericidir değil mi? Hiç de öyle değildi. Eziyet gibiydi. Çin işkencesi diye tarif edebilirim.  Anlayın diye birkaç anısını paylaşmak isterim. Müzeyyenin kocası polis. 90’lı yıllar. Pek kimsede araba yok. Kocası araba almış, hevesli. Biraz aile bağları kuvvetli kocasının, ama özellikle yaptığını sanmıyorum, arabayı aldığında kız kardeşi Müzeyyen’den önce binmiş arabaya. Sonra ne mi olmuş? Müzeyyen bir kere bile binmemiş; o zaman memleketetlermiş, çocuklarını da almış, otobüsle dönmüş evine. Sonra Müzeyyen’in bir kere bile binmediği arabayı satmış kocası. Ablasının kızı evleniyor, düğün salonuna gidilecek. Araba başka bir akrabasının, ön koltuğa binmek istemiş Müzeyyen ama o an mümkün değil miymiş ne; düğün dememiş, tatsızlık çıkmasın dememiş kavga çıkarmış. Yanına otu...

ŞİMDİLİK BÖYLE

Yine ışık hızıyla geçen bir hafta sonu diyemeyeceğim. Son zamanlardaki hafta sonlarım daha yavaş geçiyor. Ailevi sorumluluklar yüzünden rahatlayamadığımız yaşlar. Hafta içi işte, hafta sonu evde sorumluluk… Keyfim kaçmıyor diyemem ama galiba bir süre böyle gidecek. Umarım daha büyük sorunlarımız olmaz. İş hayatında 20 yılı devirince, işi bırakıp farklı sektörlere yönelen arkadaşlarımızın sayısı artmaya başladı. 9-6 mesaisi yerine daha serbest olacakları meslekleri tercih ediyorlar. Bir arkadaşım seyahat tecrübelerini ve iş disiplinini alıp bireysel turlar düzenlemeye başlamış. Enerji saçıyor, bence başarılı olacak. Bir diğer arkadaşım mindfulness, meditasyon ve kişisel gelişim alanına girmiş. Sevgi dolu konuşmalar yapıyor. Okuldan tanırım; selam bile vermeyen biriydi, şimdi huzur temalı konuşmaları var. Belki gerçekten değişmiştir 😊 Bir başkası alternatif tıp ürünleri satıyor. Hepsi de bu işler için sosyal medyayı aktif kullanmaya başlamış. Bir de her pazartesi “yoksa siz hâlâ pazarte...