Ana içeriğe atla

Kayıtlar

IŞIĞI TAŞAN KADIN

Alımlı bir kadındı Esma. Küçük ilçeye atanali 10 yıl olmuştu. Muhafazakâr, erkek egemen bu ilçede kadın olmaktan vazgeçmedi. Yürüyüşünü, duruşunu küçültmedi. Asılmasınlar diye görünmez olmaya çalışmadı. Makyajını eksik etmedi, gülüşlerini saklamadı, neşesinden utanmadı. Ondandır belki; on tane fotoğrafa arka arkaya baksanız, Esma’nın olduğu fotoğraf ayrı parlardı. “Ben buradayım, kendim gibiyim, hayatı seviyorum” diyen ışığı, kaymakamlığın resmi Instagram sayfasından size sızardı. Önce bir memurla adı çıktı. Sonra evli bir esnafla. “Son arabasını o esnaf aldı” dediler. En son savcı âşık olmuş; kaymakamlıkta sağa sola Esma yazıp duruyor, dediler. Savcı aşkından çılgına dönmüş; lojmanlarda içmiş içmiş, sağa sola Esma diye ateş etmiş, dediler. İlçe küçük, Esma’nın duymaması imkânsız. Canı bile sıkılmadı Esma’nın. İşini yaptı, kahkahasını attı, keyfine baktı. Kendini dar kalıplara sokmaya çalışmadı. Çok da iyi yaptı. Onlar konuştu, Esma yaşadı.

OTOMATİK PİLOTTAN ÇIĶMAK-2

Geçen hafta otomatik pilottan çıkmak için yapılması gerekenlerden söz etmiş ve kendime bir yol haritası hazırlamıştım. Bunlardan ilki ekran süresini azaltmaktı. Çok başarılı oldum sayılmaz, ama denemeye devam edeceğim. Bunun dışında hayatın içine küçük farkındalık anları eklemeyi deneyecektim. Bunu denedim. Zorlandığım anlar oldu ama sürekli tehlikedeymişim gibi yaşamadığımda — yani “odayı süpürmeli, bulaşıkları toplamalı, şunu da yapmalı, bunu da yapmalı” diye zihnim sürekli bana talimatlar yağdırmadığında — yaptığım şeyler daha yumuşak ve güvenli geldi. Hayat, bu zamanlarda daha keyifliydi. Geçen hafta tekrar fark ettim ki, ben bile isteye kendimi tetikte tutmaya çalışıyorum. Gelecekte aynı sorunları yaşamayayım, aynı istismara uğramayayım, hakkımı koruyayım diye sürekli alarm halindeyim. Son zamanlarda unutmamak, boşa düşmemek ve bunu yapanları affetmemek için zihnimde sürekli kötü anılarımı çeviriyorum. Ne büyük bir eziyet, değil mi? Bazı şeylere öyle içerlemişim ki, zihnimde dönüp...

1984 (GEORGE ORWELL)

Ayda bir kitap bitirebildiğime şükrettiğim zamanlar… Mart ayında Celal Üster çevirisiyle George Orwell’ın 1984’ünü okudum. Kitap, 1948’de, Soğuk Savaş başlangıcında komünizme bir eleştiri olarak yazılmış bir distopya olmasına rağmen, kahramanların yaşadıklarının bir kısmı oldukça tanıdık geliyor. Kahramanımız Winston Smith, totaliter bir rejimde dış parti üyesidir. İç parti üyeleri kadar ayrıcalıklı değildir, proleterler kadar da aşağı değildir. Gerçek Bakanlığı’nda çalışan Smith’in görevi, gerçeği rejimin o anki talebine göre değiştirmektir. Örneğin vatandaşa kişi başı 5 kg çikolata tayını verilmesi gerekirken 4 kg verildiğinde, eskiden verilmesi gereken 5 kg’lık tayını geçmiş kayıtlardan silip 3 kg’a düşürmekte; sonrasında da 3 kg yerine 4 kg verildiği için bu durumu alkışlanacak bir gelişme gibi sunmaktadır. Eski bilgiler ise “bellek deliği” denilen bir boşlukta yok edilmektedir. Gerçekliğin “çiftdüşün” ilkesiyle denetim altına alındığı, “yenisöylem” ile dilin unutturulmaya çalışıld...

İZLEDİKLERİM (MART 2026)

Mart ayı soğuk geçtiğinden akşamları pek dışarıya çıkamadık. İki dizi, bir film izledim. Narcos'u izlemeye devam ediyoruz. Nisanda bahçe sezonu açılacağından pek fazla izleyecek vaktim olmaz sanırım.  Bodyguard : 2018 yapımı İngiliz yapımı, heyecanlı ve sürükleyici bir Netflix polisiyesi. Savaş gazisi ve travma sonrası stres bozukluğu yaşayan polis memuru David Budd’ın, İngiltere İçişleri Bakanı Julia Montague’u korumakla görevlendirilmesi sonrası yaşadıklarını izliyoruz. Dizi, Budd’ın içsel savaşını ve aile ilişkilerini anlatırken asıl odak noktasını siyasi entrikalar, derin devlet, suikastlar ve intihar bombacıları oluşturuyor. Temposu yüksek, iç içe geçmiş bilmeceler barındıran bu diziyi biz sevdik. 6 bölümden oluşması sayesinde kısa sürede izleniyor. Adolescence : 2025 İngiltere yapımı Netflix dizisi. 4 bölümden oluşuyor. Başlangıçta polisiye bir yapım gibi ilerlerken zamanla psikolojik bir derinlik kazanıyor. Okulunda bir kızın öldürülmesinden sonra tutuklanan 13 yaşındaki Jam...

MART'TAN NİSAN'A

2026’nın üç ayını bitirdik bile. Bir yazımda, 2026 yılı için aldığım kararları uyguluyorum diye yazmışım. Ama ne kararlar aldım, bugün hatırlamıyorum. Okumak, spor yapmak filandır herhalde. Günlüğe bakmalı… Her ay yeni bir yer görmek de var mıydı? Olsa iyi olurdu ama henüz  gördüğüm bir yer yok. Neyse. Mart benim için biraz yorucu geçti. Belki de bahar yorgunluğudur. Bu yüzden Nisan 2026 itibarıyla aldığım tüm kararları iptal ediyorum. Artık sadece iyi hissetmeye odaklanacağım; zihinsel, fiziksel ve ruhsal olarak. Bunu yapmak için aslında bildiğim şeyler var: zihin için okumak, beden için hareket etmek, ruh için dua etmek… Yani iptal ettiğim şeyler, ironik bir şekilde, zaten bana iyi gelenler. Demek istediğim, bunların hiçbirini yapmamak değil. Sadece zorlamadan, hissederek, kendime eziyet etmeden… Bir görev gibi değil, bir ihtiyaç gibi yapmak.  O zaman da  şu soru geliyor: Disiplin olmazsa başarı da olmaz mı? Ama belki de aradığımız şey başarı değil. Belki biz sadece haf...

FEODAL GÖLGELER ÜZERİNE

Oralarda yok sistem, Kimseye etme sitem, Çok övdüğün kültür bu, Bireyi yokmuş gören. Yaşanır kalabalık, Düğünler, cenazeler, Güç gösteren merasimler, Hepsi ister tanıdık. Sen gelirsin dışarıdan, Belki hakim savcısın. Mühürü sen taşırsın, Oysa öyle yalnızsın. Birleşirler sana karşı, Severler yerel halkı, Her yerde var üç beş dayı, Kolaysa uygula yasayı. Bodrumlular erken biçermiş ekini, Feleğe kurban gitmemiş olabilir mi Bodrum Hakimi, Bir yere ait değilsen, “kimse”sin, Feodal gölgeler yazar hala kaderini.

OTOMATİK PİLOTTAN ÇIKMAK-1

Hayattan gerçekten keyif almak için otomatik pilottan çıkmak gerektiğini düşünüyorum. Dünyayı beş duyumuzla kavrıyoruz ve yine bu beş duyuyla ondan haz alıyoruz. Ama hem derinlemesine anlayabilmek hem de gerçekten keyif alarak yaşayabilmek için, duyularımızla aldığımız verilerin farkında olmamız gerekiyor. Peki bunu nasıl yapabiliriz? Bence ilk adım ekran süresini azaltmak. Eşimin eskiden çok keskin bir dikkati vardı. Haberleri takip eder, gayrimenkul fiyatlarına ilgi duyduğu için “Sahibinden” sitesine bakardı. Son yıllarda bunlara X ve Instagram da eklendi. Artık telefon elinden düşmez oldu. Ve fark ettik ki unutkanlığı da arttı. Ekran süremiz kesinlikle bizim kontrolümüzde olmalı. Kendimize bir sınır koymalı ve bunun dışına çıkmamaya özen göstermeliyiz. Çünkü ekranı kaydırırken eğleniyor gibi hissetsek de, aslında etrafımızda olup biten pek çok şeyi kaçırıyoruz. Bunun dışında hayatın içine küçük farkındalık anları eklemek öneriliyor. Günde en az iki kez, sabah ve akşam, sadece 5 dak...