Ana içeriğe atla

Kayıtlar

KEDİCİ TEYZE OLMA YOLUNDA

Sabah kapıyı açınca kedi faslı başlıyor. Arthur çok açsa, benim dış kapıya yaklaştığımı hissedince kapıya kafasını tos tos vuruyor. Açken çok sabırsız, zor bir kedi. Aç olduğunda elimdeki poşete ya da arabanın bagaj kapağı açıksa bagaja uzandığı oluyor. Onun dışında hasta, yaşlı ve dişsiz olduğundan sağda solda uyuklayan; biz dışarı çıktığımızda dibimize kadar gelip kedi oturuşu ile dibimizde duran bir kedi. Yaşlı, hasta dedim ama geçen gün eşim, Çiko ile beraber olup yabancı bir kediyi kovaladığını görmüş. Bunun böyle durduğuna bakma dedi 😊 Arthur’u atlatınca sıra Çiko'ya  geliyor. Önce yerde yuvarlanıp, başını okşatıp, sonra mama alanına gidiyor. Sanırım böyle yapınca mamayı hak ettiğini düşünüyor. Yemek konusunda beni en çok yoran Çiko. Seçici, mızmız. Onun dışında Arthur gibi değil. Oturur, sabit bakışıyla mamanın gelmesini sabırla bekler.  Çiko’nun hem sevdiğim,  hem de hayatımı zorlaştıran diğer huyları bahçeye çıktığımda sürekli peşimde gezmesi ve Sarı Burun’u bah...

DEĞİŞİM-8

Göksu içindeki canavarla yaşamaya çalışırken, haliyle olağan, kontrolcü Göksu gibi davranamıyor. Göksu hep bir sonraki adımını hesaplar, hayatta hatasız oynamaya çalışır, en ufak hatasında kendi canına okur. Bu sefer yapamıyor, mecali yok. Ama tüm işleri rast gidiyor. Sanki kapılar ona kendiliğinden açılıyor. Bir de beyni kısa devre yapıp durmasa. Alışveriş yapıyor örneğin. Kasiyer telefon numarasını istiyor, Göksu numarasını söylüyor. Bir bakmış yan kasada alışveriş yapan adam da kaptırıp gitmiş onun telefon numarasını söylüyor. Göksu içinde savaşlar vere dursun dışardan ışıl ışıl parlıyor. Yürüyüşü dikleşmiş, cildi parlak, enerji içinden dışına taşıyor. Gelen müşteriler onu firmanın yöneticisi sanıp ona yöneliyorlar. Müşterilerini ürettiği tasarımlar konusunda ikna etmesi her zamankinden kolay oluyor. Müşteriler efsunlanmış gibiler, ne derse “tamam” diyorlar. Göksu kendini bildi bileli üşür. Artık üşümüyor. Çocukken okuduğu Uzun Çoraplı Kız Pippi’nin bir sözü geliyor aklına: “İnsanın...

MİNİMALİZM YAZILARI-3

Aile ziyaretleri, minimalizme büyük engel olmalı. Ne zaman anneme gitsem, ekstra valizle dönüyorum. Annemin benim için aldıkları hazırladıkları, babamın bana ayırdığı fesleğen tohumları, kardeşimin hediyeleri, bana ayırdığı kitapları, yeğenime artık küçük gelen kıyafetlerin giyilmek üzere tarafıma verilmesi... Bütün bunlar minimalist duruşuma kurşun sıksa da seviyorum. Sevilmek, düşünülmek güzel. Geçen bayram da valizim dolu geldim. Minimalizmin kurallarından “bir eşya gelirse bir eşya çıkar” ile dengelemem gerekiyor. Ama getirdiklerim o kadar çok ki kontrol edemiyorum. Sayılarla uğraşmayı bıraktım, gözüme çarpan fazlalıkları değerlendiriyorum. Güzel gidiyor. Örneğin kutuya kaldırmışım yüz temizleme jelini, sonra unutmuşum, gidip aynısından bir daha almışım. Eskisini bitirmeye çalışıyorum. Karşı komşunun çocukları var, onlara ahşap kutularımı verdim, pek sevindiler, hazine sandığı yapacaklarmış. Misafirin çocuğu kağıt istedi, kullanmadığım ajandayı hediye ettim, çok sevindi. Birinin çö...

DEĞİŞİM-7

Göksu şükretmekte erken davranmış. İçindeki canavar evinde de onunla. Bacaklarında geçmeyen kramplar, beynine kısa devre yaptıran elektrik, bitmek bilmeyen ama hiçbir şeye odaklanmasına izin vermeyen bir enerji. Markete gidiyor, caddede yürüyen insanların yüzleri çok güzel geliyor. Herkes çok güzel. İnsanların yüzlerine hayran kalıyor. Nasıl güzel yaratılmışlar. Sanki dünya üzerinde hiçbir kötülük yok. Yaşadıkları değişik bir vecd hali gibi. Annesi ölse üzülmeyecek sanki. Bunu fark ettiğinde ürküyor. Annesinin ölümü de O'ndan geliyor ve "O'ndan gelen her şey kabulüm" gibi ürkütücü bir his var içinde. Beslediği köpekleri ardında bırakıp geldiğinde üzülmüyor, başlarına ne gelirse gelsin, aslında bir şey olmayacak. Trafikte kavga etmeye çekinmiyor. İçindeki korku duygusu yok olmuş. Göksu rasyonel bir insan, içinin bu rasyonel tarafı da tam yok olmamış, sessizce uyarıyor onu. "Korkusuz olmak güvenli değil" diyor. Genel olarak kendini bu enerjiden koruyan bir içs...

MAYIS 2026 İZLEDİKLERİM

Eşimle flört ederken Buz Devri’ni izlemeye gitmiştik, sonra Teoman’ın tuhaf filmi Balans ve Manevra’yı izlemiştik. Buradan insan ne çıkarır? Bu adam animasyon ve duygusal filmleri seviyor dersiniz değil mi? Alçak köfte, beni kandırıyormuş meğer 😊 Şimdi ortak izleyecek film bulmakta zorlanıyoruz. O aksiyon ve sürprizli, ters köşeli bulmacalı filmleri seviyor; asla romantik film, animasyon izlemiyor. Ben de romantik film ve animasyon ihtiyacımı fırsat buldukça yalnız izleyerek gideriyorum. Ben de vurdulu kırdılı filmleri sevmem. Ortak nokta, sonu sürprizli ve ters köşe yapan filmler olunca seçenekler daralıyor. Bir saat film izleyeceksek üç saat “Ne izleyelim?” diye geçiriyoruz. Bu ay film bulamayınca yapay zekâdan yardım aldık. Gone Girl ve Paradise yapay zekânın önerisiydi. Yan Yana’yı da bayram tatilinde ailemle izledim. GONE GIRL 2014 ABD yapımı bu filmi Disney Plus’tan izledik. Yaklaşık 2,5 saat süren filmde bar işleten bir adam eve gelir, karısını bulamaz ve polise kayıp ihbarında...

DEĞİŞİM-6

Göksu kendine, bedenine neler olduğunu anlayamıyor. Beyninde bir elektrik, sanki içeride bir şeyler kısa devre yapıyor. Hatırlamak istediklerini hatırlamakta zorlanıyor. Pantolonları düşüyor, bel kavisi iyice belirginleşmiş. Sınav günü gelip çatıyor. Gecesinde bir saat uyudu uyumadı. Beyninde elektrik, ara ara gidip geliyor. Zaten Göksu’nun derdi başından aşmış, kendine hükmedemez olmuş. Diğer yandan aklı, kalbi Bulut’ta. Bulut’la birbirlerinden kaçar olmuşlar. “Bu yaşta ne o öyle ergen gibi” diyerek bir taraftan kendine kızıyor. Sınavdan da ümidi yok. O kadar okudu ama hiçbir şey hatırlamıyor ki. Okuyor, ama okuduğunu anlayıp anlamadığından haberi yok. Ama mucize gibi, sınavda eski Göksu’ya olduğu gibi, cevaplar bir bir beliriyor zihninde. Sınav sonrası Seher’le vedalaşıp, valizini aldığı gibi kaçıyor otelden. Otobüste yerinde duramıyor, garip bir enerji. İçine bir şey kaçmış, ama o bunu tanımıyor. Bu enerjiyi yatıştıran tek şey müzik. İçindeki bu enerji en çok “Gassolina” şarkısını s...

MAYIS 2026 OKUDUKLARIM

BEYAZ DİŞ - JACK LONDON Bayram tatiline ailemle bir araya geleceğimiz zaman 13 yaşındaki yeğenim beraber yapacaklarımıza dair bir program hazırlar. Dans edilecek, tatlı yapılacak, kitap okunacak, pikniğe gidilecek gibi. Bu seferki programda kitap okuma vardı. Bana da Beyaz Diş'i verdi. Daha önce Jack London okumamıştım. Yabancı bir dil olmasına rağmen, o kadar koşturmacanın içinde elimden bırakamadım. Okuyabilmek için akşam geç yatıp, sabah erken kalktım. Bir şeyi sevince bir şekilde zaman bulunuyor demek ki. Beyaz Diş, bir kurtun doğuşu, büyüyüşü, evcilleştirilmesini kurtun gözünden anlatıyor. Böyle söyleyince konusu basit gibi ama kitabı okurken sanki kurtun annesine olan sevgisini, özlemini, asil ruhunu, gururunu, dövüştürülürken çektiği acıları, gücünü, günden güne güçlenişini, yalnızlığını, kinini ve en son onu köpek dövüşlerinden kurtaran Weedon Scott'a duyduğu sevgiyi, güveni ve sadakati hissediyorsunuz. Bunları yazarken bile içimde artık bir Beyaz Diş'in de yaşadığı...