Haftanın kelimeleri yine Deepsi’den:: Beyaz/Nefes/Ayak/Şans/Tokat
LANET Mİ, LÜTUF MU?
Sıradan görünmeye çalışan sıra dışı bir adamın öyküsü bu.
Böylelerini bilirsiniz, hayat onlara pek
çok yetenek vermiştir ama dikkat çekmek
istemez, “küçük” oynarlar. Dışarıdan baktığınızda sabah sekiz, akşam beş çalışan,
sıkıcı bir memur dersiniz; spotlar
kendine dönmesin diye sesini çıkarmaz o da.
Mustafa onlardan
biriydi. Her gün tertemiz giyinir, işine gider, tüm evrakları özenle tasnif
eder, gelmesi muhtemel teftişe hazır
sürdürürdü hayatını. Çok titiz,
planlıydı. Hayatın her dakikasını planlamaya özen gösterirdi. Öyle ki
evleneceği kızı bulmadan önce düğün
salonunu tutmuş; kızı bulma işini de salon tarihine yetiştirmişti.
Sabah beşte kalkar, her bir köşesini özenle tasarladığı
bahçesinde ney üflerdi güvercinlerine. Yan flüt çalardı. Sadece nefesli çalgılara değildi yeteneği.
Gitar, saz, davul…. Çalmadığı enstrüman yok gibiydi. Bu yeteneği sayesinde
paşalara müzik yaparak askerliğini rahat geçirmişti. Üstüne üstlük telefon kulübesinde
pelerinini giyen Süpermen misali, akşamları memur kimliğinden sıyrılıp düğün
salonlarında çalarak güzel paralar kazanmıştı.
Bahçesinden söz etmiştik değil mi? El becerisi de verilmişti
kendine. Bahçesinde orijinal tasarım
korkuluklarını kendi yapmıştı. Robot şeklindekiler, araba sürenler, envai çeşit
tahta ve metal adamlar… Kuyular, banklar, peyzaj… Hepsini kendi elleriyle
yapmıştı.
Sonra hayvanlara düşkündü. Özellikle tavuklara. Türkiye’nin
her yerinden yumurta toplar , kuluçka makinesinde civciv çıkartır, farklı tür
tavuklar yetiştirir, sağa sola dağıtırdı. Sonra leyleği vardı… Her sene gelen
leyleği için bir yuva tasarlamış, beyaz
leyleği onun yaptığı yuvayı beğenmemiş, kendi yuvasını yapmıştı. Leylek her
sene geldiği gibi, her sene giderdi. Ayağındaki
çipten takip ederdi onu. Mustafa
üzülmezdi, bilirdi leyleğin tekrar geleceğini.
Yetenekli, özel insanların ruhlarını beslemek; yeteneklerini
geliştirmek için biz sıradan insanlardan daha çok yalnız kalmaya, kendileriyle
baş başa olmaya ihtiyaçları vardır. Dışarıdan nasıl havalı görünüyor değil mi?
Ne kadar şanslılar?! Aileleri için hiç havalı değildi bu durum. Çünkü
Mustafa’nın eşi ve kızlarının da eşe ve babaya ihtiyaçları vardı ama
yeteneklerini geliştiren Mustafa ortada yoktu. Yıllar geçti, kızlar büyüdü ve
ailenin kadınları evden gittiler; boşandı Mustafa. Kızlar küstü babalarına. Değil
tokat atmak bağırmamıştı bile
çocuklarına, hiçbir şeylerini eksik etmemişti. Mustafa üzüldü, çünkü biliyordu
kadınlarının gelmeyeceğini.
Mustafa napsın? Ruhuna sarıldı, ilgi alanlarına verdi
kendini, ama eşine , kızlarına anlam
veremedi. Hikayesini yazan Tosbağa’ysa
düşündü: Mustafa’nın yetenekleri lütuf mu, lanet miydi? Sonra şuna karar verdi:
Sanatçı ruhlar evlenmemeliydi…
ah ne adammış valla sırf yetenek ama işte onunla yaşayanlar ona karışmazsa iyi :)
YanıtlaSilOnlar da haklı ilgi istiyorlar. Yeteneklerinin diyetini bekar kalarak ödemeliydi. Yine ödemiş oldu:)
SilMustafa hayal değil,haftasonu beraber yemek yedik:)) böyle değişik insanlarla dolu çevremiz. Bu ara onları yazmak istiyorum. Nasılsa kendilerini yazdığımı bilmiyorlar;)
YanıtlaSilçok içim acıdı. belki benim de sonum mustafanın ki gibi olacak. acıdı derken üzülmek olarak değil. kendimden bi şeyler buldum istemsiz. çok garip.
YanıtlaSilMustafa kendine benzeyen eş seçmemis ondan zorlandı. Nihayetinde mutlu ama.
Sildoğru haklısınız kendine benzeyen birini bulmak çözüm olabilr
Sil