Ana içeriğe atla

Kayıtlar

LEYLAK ZAMANI

Kış başında mutfak lavabomuz tıkanmış, küçük banyomuzu kırarak sorunu çözmüşlerdi.  İşi yapan usta, eğimin doğru verilmediğini, üç ay kadar idare edeceğini ve tekrar tıkanacağını söylemiş, kesin çözümün yazın yapılacak su hattının dışarı taşınması olduğunu söylemişti. Üç ay değil de, dört ay sonra dün akşam lavabodan akan su geri tepti. Bütün bulaşıklar yığılı kaldı. İnşaat sezonu olması nedeniyle usta önümüzdeki pazartesi gelebiliyor, bir hafta nasıl yapacağız bilmem. Ev küçük; bir şey yerinden oynayınca ortalık hemen dağılıyor. Bir de ikimiz de çalışınca zaman kısıtımız var zaten, tüm işlerimiz aksıyor. Oysa bizim program bahçeyi düzenleme, ev temizletme gibi daha keyifli işler içeriyordu. Havalar güzelken olması iyi de keşke bayram öncesi olmasaydı. Neyse… Baharın bitmesine 15-20 gün kaldı. Mayıs gülleri hava soğuk seyrettiğinden açamadı, ama leylaklar her yerde. Bu sene leylak yılı mı ne? Eskiden bu kadar dikkatimi çekmezdi ve bu kadar güzel gelmezlerdi gözüme. Mahallemdeki duv...

KARANLIĞA KARIŞAN

  AHMET'İN HİKAYESİ-2 - Lan Soner, bizim üniversitede niye kız arkadaşımız olmadı lan? Olum ne salak, saplarmışız.Bacım yanlış anlama, benim hanımımın da başı açık, afedersin ben o zamanlar başı açık kızları fahişe olarak görürdüm. Kızın biri bana “tanışabilir miyiz?” diye sormuştu. O an beynimden vurulmuşa döndüm. Tacize uğramış gibi hissettim. Uzun süre atamadım içimden. Ahmet yaşamadığı gençliğine üzülüyor belli. Kadehin yarısını dikiyor tepesine. - Başka bir gün karşı masada nasıl güzel bir kız var, bana da bakıyor. Üstümde eski püskü bir ceket, Mehmet kendi ceketini çıkardı. “Al lan, bunu giy kızın yanına git” dedi. Dedim “ne diyeceğim?” “Tanışabilir miyiz de?”  Gittim kızın yanına. Dedim, “tanışabilir miyiz? Kız “dersim var sonra görüşelim” dedi. Görüşmeyelim demedi. Kaldım öyle, Mehmet bana söylememiş sonra ne diyeceğimi. Dersin ne zaman bitecek, seni nerede görürüm dememişim. Sonra başladı kafamın içindeki ses: Günah-sevap, günah-sevap, helal-haram, helal-haram. Helal-...

DEPREMİN ÜÇÜNCÜ GÜNÜ

AHMET'İN HİKAYESİ-1  - Depremden önce ağzıma içki koyan adam değildim. Depremin üçüncü günü başladım içmeye. -Allah’a mı kızdın? Sizi yalnız bıraktı diye? -Haşaa, ona kızmak ne haddimize. Sadece benim yaptıklarımın onun nezdinde o kadar da önemli olmadığını fark ettim. -Yardım geç geldi, insanlar çığlık çığlığa öldü, dediler. -Bak ona kızdık ama Allah’a değil. Kuzenimi dokuz saat sonra çıkardık. Öyle kokuyordu ki abisi ağzını burnunu sardı da yanına girebildi. Düşün kıştı, yaz olsa kokudan şehre girilmezdi. Nasıl bir çaresizlik... Adam kelli felli müdür, altına kaçırmış, bir sundurma altında ateş yakmışız. El kadar bebeler, çaresiz insanlar ve kelli felli müdür. Ne olursan ol, öyle garibandın ki. Deyip önce içkisinden bir yudum aldı, sonra sigarasından bir fırt çekti... Ahmet Maraş’ta bir imamın oğlu, dokuz kardeşten biri. Müteahhit olmuş, iş adamlarındaki özgüven gelmiş oturmuş halesine. Artık 50 yaşına yaklaşırken kafası karışmış, yolunu şaşırmış, eşiyle problemleri var, iki günl...

RUH SAĞLIĞININ REÇETESİ

Ruh dediğimiz aslında gözle görülmeyen, içimizdeki öz diye tanımlanabilir sanırım. Ruh sağlığını da içimizdeki öz’e uygun yaşayarak sağlıklı kalmak olarak tanımlayabiliriz. Ruh sağlığının bozulması da içimizdeki öz’e uygun yaşamamaktan kaynaklanıyor o zaman. Dünyada milyarlarca birbirinden farklı insan, milyarlarca farklı “öz” olduğunu göz önüne alırsak da hepimizin reçetesi farklı olacak ama reçetenin genel çerçevesi aynı kalacaktır. Ruh sağlığımız bozulduğunda kitaplara da koşsak, doktorlara da koşsak, internete de koşsak hepsinin verdiği reçete aynı oluyor: “Kendini sev, sınırlarını koru.” Bu noktada ilk yapılması gereken “öz”ümüzü (kendimizi) bilmek; arzularımızı, yeteneklerimizi, sınırlarımızı ve kapasitemizi tanımak. Sonrasında da bunu sevmek gerekiyor. Arzuları, yetenekleri nasıl biliriz? Bir şey bize coşku veriyorsa o bizim arzumuzdur. Bir şeyi kolaylıkla halledebiliyorsak, nasıl olduğunu fark etmeden akıp gidiyorsa, ellerimizde çözülüyorsa o bizim yeteneğimizdir. Arzumuzu buld...

KARİZMATİK ALKOLİK

Erhan şeytan tüyü olan insanlardan. Kolay iletişim kurar, kendini sevdirir, zekidir, yardımseverdir. Kısa boyuna rağmen yanağındaki tek gamzesi mi yoksa hınzır bakışları mı onu çekici yapar bilinmez. Yine kendisi gibi canlı, enerjik, liseden arkadaşı Reyhan’la inişli çıkışlı, kavgalı barışmalı bir ilişkiden sonra, güzel bir düğünle evlendiler. Biri kız, biri oğlan iki güzel çocukları oldu. Orta sınıf, düzenli bir memur ailesiydiler başlangıçta. Önce Erhan yoldan çıktı. Reyhan’ı aldattı. Bir kez de değil üstelik. Sonra Reyhan aldattı. Erkek aldatınca atlatılır, kadın aldatınca boşanılır; onlarda da öyle oldu. Bundan sonrası Erhan için tepetaklak bir gidiş. Dozunda alkol alan Erhan, her gece içmeye başladı. Hayatına giren çıkan kadının sayısını kendi de unuttu. Kızlar seviyor diye arabasını satıp, yere yakın Seat FR aldığını anlatırdı. Çok çalışkandı Erhan, eli hızlı, çabuk algılar, talepleri çabuk eritir, kendi işini bitirir, başkasına yardıma koşardı. Bazen sızıp kalır, işe öğlene yakı...

İÇİNDEKİ ATEŞ

Üstünde kırmızı geyikli polar pijaması, ayağında terlikler, yataktan yeni kalkmış saçı başı dağınık kadın; sabahın serinliğinde öylece dikilmiş önünde yanan ateşi kayıtsız bir yüz ifadesiyle izliyor. Tüm gece ağlamış, yüzü gözü ondan şişmiş. Neyse ki etrafta kimse yok. Konu komşu uyanmadı henüz. Gerçek ismini vermek istemedi, göbek adı Canan’la anılmak istedi. Canan 40 yaşında, tanınan bir üniversite mezunu, mali müşavirlik şirketinde muhasebeci olarak çalışıyor. Okulu bitirir bitirmez işyerinde tanıştığı Bayram’la evlendi. İyi insan nedir, şimdi hatırlanmıyor ama kendini bildi bileli iyi bir insan, iyi bir aile kızı olmak üzere yetiştirmeye çalıştı. Çocukluğunda mahalle dizileri vardı, Süper Baba, Perihan Abla; buralarda insanlar birbirlerine yardım eder, mütevazı olurlardı. Dünyayı öyle bir yer sanıyordu. Değilmiş. Bu dizilerin de dünyayı zehirlediğine inanıyor artık. Sabahın kör serinliğinde seyrettiği ateş de yaktığı kitaplarının ateşi. Kendini zehirleyenler arasında kitaplar olduğ...

MİNİMALİZM YAZILARI-1

Sadece yazları oturmak için 80 m2’lik bir bahçe evi yaptırmıştık. Mahalleye doğalgaz gelince de şehir merkezdeki evi satıp tamamen bahçeye taşındık. Taşındıktan sonra aksilikler üst üste geldi, lavabo taştı vb derken iki-üç ay düzen oturtmaya çalıştık, pek de tadım yoktu; küçük eşyaları bir yerlere tıkıştırdım, yeni yeni dokunabiliyorum. Minimalizm hevesim depresince yarım kalmış defterleri bitirmek, birikmiş belgeleri temizlemek, fazladan duran eşyaları elemek iyi hissettiriyor. Ama bu seferki minimalizm çalışmamın aslında başka bir yönü var. Eşyaları elerken aslında zihnimdeki açılmış ve öylece duran sekmeleri kapatıyorum. Hayatımda fark ettiğim bazıları benden, bazıları insanlardan kaynaklı süreklilik arz eden sorunlarım var. Son zamanlarda bunlar üzerine çok düşünür oldum. Düşünce örüntülerimi fark etmek için de eski günlüklerimi çıkardım okudum. Bazı fikirlerimde ne kadar yanıldığımı, ne kadar çocukça olduğunu görürken; bazı temel düşüncelerimin hiç değişmediğini; bunlarda haklı o...